Tarihin doğru tarafında, mazlumların safında: Sumud Filosu'nun kutlu yolculuğu
04:00, 15/10/2026, PerşembeG: Güncelleme: 04:29, 15/10/2026, Perşembe
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım
Küresel Sumud Filosu’nun taşıdığı umut ve BM kürsülerinde yankılanan yalnızlaşma tablosu göster-mektedir ki zulüm kuleleri yıkılmaya, hakikat ve adalet güneşi ise tüm engellere rağmen doğmaya mahkûmdur. İnsanlık onuru bu sınavı er ya da geç kazanacak.
Mahmut Arslan - HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı
Tarih boyunca bazı coğrafyalar, sadece toprak parçası olmanın ötesinde, insanlığın vicdanının ve adalet arayışının kalbinin attığı merkezler olmuştur. Filistin bir asra yaklaşan zulme karşı, insanlık onurunun en katıksız savunulduğu topraklardır. Bu onurlu direniş, coğrafi bir vatanı savunma mücadelesinden öte emperyalist işgal siyasetine, sömürüye ve zulme karşı insanlığın ortak haysiyetini ayakta tutma iradesidir. 21. yüzyılda, modern dünyanın vicdan ve insanlık imtihanından sınıfta kaldığı, vicdanların sustuğu ve kelimelerin anlamını yitirdiği karanlık bir dönemden geçiyoruz. Küresel sistemin adaleti sadece güçlüler için işlettiği bu düzende; hakkı haykırmak, mazlumun sesi olmak ve zalimin karşısına dikilmek her zamankinden daha büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu adil bir düzen için inisiyatif almak gerekiyor. İşte bu büyük sorumluluk bilinciyle, Gazze’de yaşanan vahşete karşı Sumud misyonunda yer alabilmek tarihin doğru tarafında yer alma gayretinin bir parçasıdır.
Gazze’de yaşananlar bir savaş değil, apaçık bir soykırımdır. Filistin halkının direnişi, bilinçli ve kararlı bir varoluş mücadelesinin adıdır. Onlarca yıldır sistematik bir şiddete, yerinden edilmeye, ambargolara ve hak ihlallerine maruz kalan Filistinliler, tarihin en adaletsiz düzenine karşı en asil duruşu sergilemektedirler. Taşla başlayan o çocuk yürekli direniş, bugün entelektüel, kültürel ve küresel bir boyuta evrilmiş; dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahiplerini ortak bir paydada buluşturmuştur. Filistin’in direnişi, ezilenlerin tarihin akışını değiştirebileceğinin en somut kanıtıdır.
ULUSLARARASI TOPLUM ÇARESİZ KALDI
Filistin’de, özellikle Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşananlar insanlık vicdanında derin yaralar açmıştır. Uluslararası toplumun bu zulmü durdurmakta yetersiz kalması, adalet ve insan hakları iddialarını da sorgulanır hâle getirmiştir. Karşımızda devlet gibi değil, bir terör örgütü gibi hareket eden acımasız, barbar İsrail var. Yıllardır süren işgal, abluka ve zulüm, artık tahammül sınırlarını çoktan aşmış, tüm dünyanın gözü önünde canlı yayında bir soykırıma dönüşmüştür. Uluslararası toplum ne yazık ki Siyonist İsrail’e karşı çaresiz kalmıştır.
Katil İsrail; kadın, çocuk, yaşlı, sivil demeden bombalar yağdırıyor. Hastaneler, okullar, camiler, kiliseler yerle bir ediliyor. Kundaktaki bebekler nefessiz bırakılıyor, anneler evlatlarının cenazelerini torbalarda taşıyor. Siyonist İsrail bir insanlık suçu işliyor. Hani nerede o dillerinden düşürmedikleri insan hakları? Nerede çocuk hakları sözleşmeleri? Söz konusu Müslümanlar, söz konusu Filistinliler olunca tüm dünya kör, sağır ve dilsiz kesiliyor.
İNSANLIK MÜCADELEMİZİN MÜTEMMİM CÜZÜ
Filistin davası, HAK-İŞ’in kuruluşundan bugüne insanlık, adalet ve vicdan mücadelemizin mütemmim cüzü oldu. Meydanlarda, kürsülerde, ulusal ve uluslararası platformlarda Filistin’in haklı mücadelesini kararlılıkla savunduk. Gazze’de yıkılan her evin, hayatını kaybeden her çocuğun, evladını toprağa veren her annenin acısını yüreğimizde hissettik. Gazze’de yaşananlar bize bir kez daha gösterdi ki Filistin yalnızca Filistinlilerin meselesi değildir. Gazze, bugün insanlığın vicdan sınavıdır. Çocukların açlığa mahkûm edildiği, hastanelerin vurulduğu, insanların en temel ihtiyaçlarından mahrum bırakıldığı bir dünyada hiç kimse “Bu benim meselem değil” diyemez. Biz de diyemezdik.
Ankara’da, İstanbul’da ve Anadolu’nun dört bir yanında üyelerimizle birlikte adalet çağrımızı yükselttik. Uluslararası sendikal platformlarda, ETUC ve ITUC toplantılarında Siyonist İsrail’in Filistin halkına uyguladığı vahşet ve soykırımı muhataplarımıza anlattık.
Kudüs’ü ve Filistin’i savunmak insanlığı savunmaktır. Filistin’e yönelik duruşumuz dönemsel bir tutum değildir. Bu, inancımızın, medeniyetimizin ve vicdanımızın gereğidir. Kudüs, Müslümanların ilk kıblesidir. Peygamber Efendimiz’in Miraç’a yükseldiği mübarek mekandır. Mescid-i Aksa inancımızda müstesna bir yere sahiptir. Filistin’i savunmak, insanlığı, adaleti ve insan onurunu savunmaktır. Bu nedenle Filistin halkının haklı mücadelesinin yanında kararlılıkla durmayı, Gazzeli kardeşlerimizin sesini dünyaya duyurmayı ve Filistinli emekçilerle dayanışmayı temel bir sorumluluk olarak kabul ediyoruz.
VİCDANIN VE DİRENİŞİN DENİZLERDEKİ YOLU
Bu tarihi direnişe ses olmak, insanlık dramını gözler önüne sermek ve abluka altındaki Gazze’ye nefes taşımak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud (dirayet, kararlılık sarsılmaz azim) Filosu, kutlu ve hayati bir misyonu omuzlamaktadır. Sumud Filosu’nun yola çıkışı, sadece bir yardım malzemesi ulaştırma organizasyonu olarak değerlendirilemez. Sumud, küresel vicdanın, onurun ve dayanışmanın uluslararası sulardaki tezahürüdür. Bu filo, insanlığın ortak değerlerini hiçe sayan zalimlere karşı küresel halkların unutmama, susturulamama ve vazgeçmeme iradesinin bir nişanesidir. Okyanusları ve denizleri aşarak yola çıkan bu kutlu kervan, mazlumun yanında, zalimin ise karşısında duran küresel vicdanın sancağıdır. Her bir gemi, insanlığın ortak haysiyetini korumak abluka ve soykırıma karşı büyük bir inanç ve cesaretle yola çıktı. Dünyanın dört bir yanında büyük bir dayanışma ağı oluştu ve yaklaşık 70 ülkeden yüzlerce aktivist ile Gazze’ye insani yardım ulaştırmak ve Filistin halkının sesi olmak için SUMUD misyonuna katıldık.
Global Sumud Filosu’na katılmamız, Filistin halkıyla dayanışma mücadelemizin doğal bir sonucuydu. Marmaris’ten denize açılırken yalnız değildik. Gemilerde bulunanların ötesinde, emekçilerin, meydanlarda Filistin için sesini yükseltenlerin ve dünyanın dört bir yanında “Artık yeter” diyen milyonların iradesini taşıyorduk. Genel Sekreter Yardımcımız Fatma Zengin’le birlikte bu yolculukta yer aldık. Amacımız açıktı, Gazze’ye insani yardım ulaştırmak, insanlık dışı ablukaya dikkat çekmek, yardım koridorlarının açılması için uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek ve Filistin halkıyla dayanışmamızı fiilen göstermek.
BİZİ DURDURDULAR AMA SÖZÜMÜZÜ DURDURAMADILAR
Bunun kolay bir yolculuk olmayacağını biliyorduk. Fırtınayı gördük, denizin ortasında iletişimimizin kesildiği anları yaşadık. 19 Mayıs’ta, uluslararası sularda Siyonist İsrail güçlerinin müdahalesine uğradık. Alıkonulduk, kelepçelendik ve cezaevine götürüldük. İnsan onurunu hiçe sayan muamelelere tanıklık ettik. Ancak bütün bunlara rağmen aktivistler olarak barışçıl duruşumuzu ve onurumuzu koruduk.
Bizi durdurdular ama taşıdığımız sözü durduramadılar. Gazze’ye ulaşmamızı engellediler ama Gazze’nin sesinin dünyaya ulaşmasını engelleyemediler. Gemilerimizin önünü kestiler ama vicdanın önüne set çekemediler. Bu nedenle bugün büyük bir inançla Sumud’un başarıya ulaştığını söyleyebiliriz. Çünkü yıllardır normalleştirilmeye çalışılan abluka ve zulüm yeniden dünyanın gündemine taşınmıştır. Farklı ülkelerden yüzlerce insan aynı vicdan çizgisinde buluşmuş, Filistin halkına “Yalnız değilsiniz” mesajı verilmiştir. Gemilerimiz Gazze kıyılarına ulaşamadı ama taşıdığımız mesaj Gazze’ye de dünyaya da ulaştı.
Siyonist İsrail’in sivil dayanışmadan ve insanlığın ortak vicdanından duyduğu rahatsızlığa bu yolculukta yakından tanıklık ettik. Yaşadığımız haksız muamele bizi yolumuzdan çevirmedi, Filistin davasına bağlılığımızı daha da güçlendirdi. Sumud bitmiş bir yolculuk değildir. Gazze’ye giden yollar kapatıldıkça yeni yollar açılmalı, gemiler durduruldukça yeni gemiler yola çıkmalı, vicdan susturulmaya çalışıldıkça daha güçlü sesler yükselmelidir. Gazze üzerindeki abluka kalkıncaya, Filistin özgür oluncaya ve adalet yerini buluncaya kadar bu yolculuk devam etmelidir.
İSRAİL DİPLOMATİK VE VİCDANİ YALNIZLIĞA MÂHKUM EDİLDİ
Bugün İsrail’in insanlık dışı katliamları ve sistematik devlet terörü, artık hiçbir güç tarafından örtbas edilememekte, tüm dünyada derin bir nefret ve öfke dalgası oluşturmaktadır. Uluslararası toplumun vicdanında işgalci zihniyet çoktan mâhkum olmuş, İsrail küresel düzeyde bir ‘sanık’ ve ‘zanlı’ sandalyesine oturtulmuştur.
Bunun en somut göstergeleri uluslararası platformlarda açıkça yaşanmaktadır. Eylül ayındaki Birleşmiş Milletler zirvesinde, katliamların baş sorumlusu Netanyahu’nun dünyanın gözü önünde Genel Kurul sırasında canlı yayında yuhalanması, küresel vicdanın artık bu zulme sessiz kalmayacağının ilanıdır. Kürsülerde yalnızlaşan, diplomatik koridorlarda parmakla gösterilen ve her geçen gün daha fazla tecrit edilen katil İsrail yönetimi, tarihin en büyük meşruiyet krizini yaşamaktadır. Savaş suçlusu olarak anılan bu zihniyet, ne kadar direnirse dirensin, küresel adalet mekanizmalarının ve insanlığın ortak vicdanının mahkumiyetinden kaçamayacaktır.
Filistin meselesi, artık sadece Orta Doğu’nun bir güvenlik sorununa indirgenemez. Tüm dünyada adaletin, insan haklarının ve ahlakın turnusol testidir. Küresel Sumud Filosu’nun taşıdığı umut ve BM kürsülerinde yankılanan yalnızlaşma tablosu göstermektedir ki; zulüm kuleleri yıkılmaya, hakikat ve adalet güneşi ise tüm engellere rağmen doğmaya mahkûmdur. İnsanlık onuru bu sınavı er ya da geç kazanacak.
Biz, katliamlar ve saldırılar tamamen duruncaya, abluka sona erinceye, adil ve kalıcı bir barış tesis edilinceye ve başkenti Kudüs olan özgür ve bağımsız Filistin Devleti kuruluncaya kadar Filistin halkının yanında olmaya kararlılıkla devam edeceğiz.