Barış bize emanet
01:00, 18/02/2014, Salı
Yeni Şafak
Barış bize emanet
Sırf Erdoğan''ı siyaset dışı yollarla sıkıştırmak istedikleri için Kürtleri, yani Ape Musa''nın, Selahaddin''in, Ehmede Xane''nin, Mele Mustafa''nın, Seyid Rıza''nın, Şeyh Said''in torunlarını kullanabileceklerini düşünmelerini hayretle izliyoruz.
Bugünkü gençler nereden nereye geldiğimizi bilmezler. Nisan ayında bir sevdalı genç sevgilisiyle kol kola gezerken Ocak ayındaki soğuğu nereden düşünsün. Bakın size bir anımı anlatayım. 1943 yılında İstanbul''da Dicle talebe yurdu müdürü idim. Bir gün iki polis beni birinci şubeye götürdüler. İçeriye girer girmez üç beş polis ve komiser bana saldırdılar. Tekme, tokat, küfür bini bin para. Sebebini sordum. Komiser; ulan hayın oğlu hayın kusurunu bilmiyor musun, dedi. Yok dedim. Radyonuz yok mudur, diye sordu. Var dedim. Peki pikabınız yok mudur? O da var dedim. Sonra komiser, ''Peki .. oğlu ..., bu kadar güzel Türkçe plak varken ne b.k yemeye Kürtçe ıslık çalıyorsun.'' İşte biz buradan geliyoruz aziz Türk ve Kürt gençleri. Şimdi aynı İstanbul''da meşhur klasik Kürt destanından esinlenerek Mem u Zin filmini çekiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı gala gecesine tebrik mesajı yolluyor ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı da bana yaptığım hizmetlerden dolayı plaket veriyor.
Bu sözleri söyledikten kısa bir zaman sonra Diyarbakır''da derin yapılar tarafından acımasızca öldürülen Kürt bilge Musa Anter yere düştüğünde 72 yaşındaydı. O dönem Türk ve Kürt kardeşliğinden bahseden herkesin sesi bir şekilde kesiliyordu. 1991 yılı herşeyin başladığı yıldı. Diyarbakır''daydım ve sinemaya ilk gidişimdi. Ortadoğu''nun ilk sineması olduğu söylenen tarihi Dilan sinemasında oynatılan Mem u Zin filminde Kürtçe türkülerin olduğu sahnelerde gençler sloganlar atıyor, anneler zılgıtlar çekiyordu.
DGM VE OHAL''LAR
Ülkenin neredeyse dörtte üçü henüz ne olup bittiğini dahi anlamadan Musa Anter Kürt ve Türk kardeşliğinden bahsediyordu. Bu öyküyü kendi sesinden internetten dinlemek mümkün. Devamında bin yıl önce Kürtler ile Türklerin ittifaklarından, Kürtlerin bu ülkedeki demokrasi gelişimine sunacağı katkıdan bahsediyor. 22 yıl sonra Kürt meselesinde bugün geldiğimiz noktayı görseydi keşke. Memleketin her yanında Mem u Zin kültür merkezlerinin açıldığını, ülkenin Başbakanı''nın her hafta Mem u Zin yazarı Ehmede Xane''nin adını yad ettiğini görebilseydi. Defalarca yargılandığı DGM''lerin, ölümüne zemin hazırlayan OHAL''in kaldırıldığına tanık olabilseydi keşke. ''Mağara devrinden bu yana yaklaşık yedi bin yıldan beri Zıvıngê''mizi bize dahi sormadan zamanın zalim hükümeti, sanki atına ve köpeğine ad takar gibi, bir çırpıda Eski Mağara yaptı.
Kısacası, ''Ben altmış beş yaşından sonra Eski Mağaralı oldum'' diyerek dert yandığı Zıvıngê''sine oğlu Anter''in kavuştuğunu görebilseydi. Yedi bin yıllık köyünün ismini geri kazanmak elbette nefes kesici olurdu ama eminim Ape Musa''yı en çok heyecanlandıracak şey bunlardan çok daha öte, barış süreci olurdu. Eşitlik temelinde, onur kırıcı olmadan, küçültmeden, alçaltmadan, itibarsızlaştırmadan yürütülen barış ve müzakere süreci. Ve bu süreç sayesinde bir yıldan fazladır ölmeyen Türk ve Kürt gençlerin hayatları O''nu en çok mutlu eden gelişme olurdu.
SİYASET DIŞI YOLLARA BAŞVURMAK
Beklenilenden ve dünyadaki örneklerinden çok daha şeffaf bir şekilde ilerleyen, her mektubu, her görüşmeyi, neredeyse her içeriği öğrendiğimiz bir barış süreci yaşıyoruz. En az barışın kendisi kadar yaraları iyileştirici bir etkisi var bu sürecin. Yani aslında süreç birinci devrim. Zira yıllarca süren kirli bir savaşta belleklerimize çoğunlukla medya aracılığıyla kazınan şovenizmi, ırkçılığı ve nefreti aşmamızı sağlayan, bizleri normalleştiren bir süreç demek bu aynı zamanda. Milliyetçilik tohumlarının ırkçılık zehrine bağlandığı, bir bebekten bir katil yaratılmaya elverişli bir siyasi atmosferde barış için, ölümlerin durması için, bin yıl önceki kardeşliğin hatrı için, bin yıl sonraki çocuklarımızın mutluluğu için böyle bir müzakerenin yürütülmesinin önemini bugün Musa Anter yaşasa ne kadar iyi anlardı. Tüm bilgeliğiyle en çok kendisi arkasında dururdu.
Ama ne mutlu ki Cemaat ve beyaz Türklerin dışında gerek Türkler gerekse de Kürtler barış sürecinin önemini çok iyi biliyorlar. Sürece barışın kendisi kadar önem veriyorlar. Kılına zarar gelmesin diye herkes elinden geleni yapıyor. En başta bu işin aktörleri elbette. Bir yanda tüm siyasi hayatını ve tüm itibarını bu işi çözmeye adamış müthiş cesur bir Başbakan, diğer yanda kahramanlık ya da romantizm peşinde koşmamayı seçmiş bir Öcalan var. Ve bu aktörler Türkiye''nin son yıllarda dünyada edindiği pozisyonu çok iyi biliyorlar. Moda deyimiyle fotoğrafın tamamını görüyorlar. Newroz''da okunan mektupla, sadece Türkiye''ye değil, tüm Ortadoğu bölgesine demokrasi ve onurlu bir gelecek isteyen birinin ne demek istediğini herkes çok iyi anlıyor. Gezi''nin, 17 Aralık darbe girişiminin siyaset alanını boğmak isteyenlerin işi olduğunu söyleyen Öcalan''a akıl vermeye çalışan, otuz beş yıllık savaştan hiçbir şekilde etkilenmeyenler de çok iyi anlıyorlar. Ancak sırf Erdoğan''ı siyaset dışı yollarla sıkıştırmak istedikleri için Kürtleri, yani Ape Musa''nın, Selahaddin''in, Ehmede Xane''nin, Mele Mustafa''nın, Seyid Rıza''nın, Şeyh Said''in torunlarını kullanabileceklerini düşünmelerini hayretle izliyoruz.
Bin yıl boyunca devletsiz yaşamış, Irak''ta Türkiye''de, İran''da, Suriye''de çekmediği eziyet kalmamış Kürtlere siyaset dersi vermeye çalışanlara diyecek çok birşey yok aslında. ''Ama destansı mücadeleniz ne olacak'', ''Kürtleri ve Türkleri satacak mısınız'', ''Öcalan durup düşünmeli'', ''Kürtler de bütün Türkiye için demokrasiye sahip çıkmazsa çözüm olmaz'' tiratlarıyla siyasete sahip çıkan Kürtleri ve Kürt siyasi hareketlerini kendi tarafınıza çekemezsiniz. Sinsice öven konuşmalarınızdan da, özeleştirinizi verin sertliğindeki konuşmalarınızdan da Kürtlerin etkilendiği yok. Kürtler siyasetin kıymetini, önemini çok iyi biliyorlar. Siyasetin olmadığı zamanlarda binlerce öldüler, işkenceden geçirildiler, zindana atıldılar çünkü. Suyun kıymetini çölü geçenler bilir.
YÜZYILLIK PARANTEZ
Biz o çölü çoktan geçtik. Siyasetin varlığı ile demokrasinin, eşitliğin varlığının birbiri ile yaşamsal ilişkisini çoktan fark ettik. Maceralarla kaybedecek ne bir canımız ne de zamanımız var. ''Şehirlere bombalar yağardı her gece biz durmadan sevişirdik'' romantizmi yaşayasınız diye artık daha fazla Kürt ve Türk genci ölmeyecek bu ülkede. Yabancı dostlarınıza gerilla hikayeleri anlatmak, Delila''ları kitaplaştırıp devrimcilik taslamak için her fırsatta göz bebeğimiz barış sürecine saldırmanız bir işe yaramayacak.
Yüzyıllık parantez kapanıyor. Türkler, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Aleviler, Araplar ve diğerleri. Dünyada yaşanan değişimin herkes farkında. Tıpkı Türkiye''de yaşanan değişimin farkında olduğu gibi. Türkiye''nin son yıllarda yaşadığı tüm siyasi, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik gelişimleri gündelik hayatlarımızda birebir yaşıyoruz. Sürekli olarak steril hayat sürmüş kişiler bu gelişmeleri fark edemeyebilir. Zira Nişantaşı ve Cihangir on yıl önce de aynıydı. Oğlu şu anda Cizre''de askerlik yapan Tokatlı bir anne bilir barışın ne demek olduğunu. Kızı dağda olan Liceli bir baba bilir bu sürecin kıymetini. Sırf Kürtçe bir söz söyledi diye yıllarca mahpus yatmışlar anlar bu özgürlük ortamının neye karşılık geldiğini. Bir gece ansızın köyünden sökülüp yıllar sonra huzurla ölmek için kendi toprağına dönen yaşlı amca bilir savaşın zalim yüzünü. Sevgilisi askerde olup, korkmadan bekleyenler bilir barışın kadrini. Barış tam da bu insanlara emanet zaten.
Başlıklar :