Demokrasi ister misiniz?
01:00, 09/02/2014, Pazar
Yeni Şafak
Demokrasi ister misiniz?
Nedir bu gerçekler? En büyük gerçek elbette ki barış süreci. Bir başkası, Eylül''de açıklanan andımızın kaldırılması, yasaklı harflerin serbest olması, ayrımcılıkla mücadele kurulunun kurulması, gösteri ve yürüyüş yasalarında demokratik değişiklikler, farklı dil ve lehçelerde eğitim, eski köy isimlerinin iadesi, başörtüsüne kamuda özgürlük, nefret suçlarına ağır cezalar gibi maddeleri içeren demokratikleşme paketi.
Erdoğan''ın son siyasal krizden otoriterleşerek çıkacağını düşünenler hayal kırıklığı yaşıyorlar bugünlerde. Çünkü Erdoğan önceki siyasi krizlerde olduğu gibi daha fazla demokrasi ile sorunu çözme yoluna gidiyor. Yönünü Avrupa Birliği''ne çevirdi. Eylül''de açıklanan siyasal sistemi daha da demokratikleştirmeyi hedefleyen, Kürt meselesinde önemli adımları içeren demokratikleşme paketi mecliste. Toplumun tüm kesimleri tarafından haklı olarak çokça eleştirilen ÖYM''leri kaldıran, tutukluluk sürelerini düşüren ve bireysel hakları güvence altına alan yeni yargı paketi de aynı anda mecliste.
Aslında dert gerçekten ülkenin demokratikleşmesi olsaydı sözüm ona liberal kesimin bu adımları desteklemesi gerekirdi. Destek, ülkenin demokratikleşmesi için reformlar yapan iktidarı da heyecanlandırır ve cesaretlendirirdi. Ancak ne yazık ki bu olmadığı için iktidar kendi kendini heyecanlandırıyor ve reform yapıyor. Demokratikleşelim diye yanıp tutuşan bir muhalefetimiz hiç olmadı bizim. Varsa yoksa Erdoğan düşmanlığı. Otoriterleşse de iktidar olabilsek diye hayaller kuruluyor her gece. Bu düşmanlığı yaparken de ülkenin demokrasi standardının kendi algılarında değil de gerçek dünyada yükseldiğini fark etmeleri biraz zaman alabilir. Hayal dünyasından uyandıkları zaman biz çoktan AB''ye girmiş bir ülke bile olabiliriz.
AB süreci yavaşladı mı?
Türkiye''nin Avrupa Birliği serüveninde son 3 yılda yaşanan duraksamaya ve son yaşanan gelişmelere bakmakta fayda var. Zira Türkiye gerçekten de hak etmediği bir şekilde AB karşıtıymış, ayak diretiyormuş ya da reform sürecini yavaşlatmış gibi bir algı operasyonu yaratılıyor. Başta Cemaat ve sözde liberal kesim yoğun propaganda araçlarıyla bu konuda kısmen başarılı da olabiliyorlar açıkçası.
İşin özü şu: AB''ye katılım için müzakere yürüten aday ülkeler açılış kriterlerini yerine getirdikleri zaman yeni bir fasıl açılır ve yine AB tarafından belirlenen kapanış kriterlerini yerine getirdiklerinde de bu fasıllar kapanır. Tüm fasıllar kapandıktan sonra müzakere süreci tamamlanmış olur ve aday ülke ile anlaşma imzalanarak üyelik sağlanmış olur. Türkiye 33 fasıldan bugüne kadar 14 faslı müzakereye açmış ve ancak 1 fasıl kapatabilmiştir. 2010 yılından bu yana ilk defa geçtiğimiz Kasım''da yeni bir fasıl açılabilmiştir. Peki AK Parti ya da Erdoğan AB sürecinden vazgeçtiği için mi 3 yıllık bir ara verildi? Yaratılan algı böyle. Gerçek hikaye ise şu. 2004 yılında Güney Kıbrıs''ın AB''ye üye olmasıyla Türkiye ile AB arasında ilk yapısal kriz yaşanır.
AB, Türkiye''den Kıbrıs politikasını degˆis¸tirerek artık bir AB üyesi olan ''Kıbrıs Cumhuriyeti''nden gelen tas¸ıtlara liman ve havalimanlarını açmasını beklediğini deklere eder. Bu, tahmin edeceğiniz üzere Türkiye''ye Güney Kıbrıs yönetimini resmi olarak tanı anlamına gelir. Tabii Türkiye için milli dava olan Kıbrıs konusunda politika değişmez ve Güney Kıbrıs''ı sadece Kıbrıs Cumhuriyeti olarak geçiren genişleme anlaşmaları şerh konularak imzalanır. Türkiye bir deklarasyon yayınlayarak Kıbrıs konusunda çözüm için istekli olduğunu ancak Güney''in tek başına bir devlet gibi AB''ye alınmasının kabul edilemeyeceği ve anlaşmayı imzalamasının Kıbrıs''ı tanıyor anlamına gelmeyeceğini belirtir. AB ilk defa bir üye devlet ile aday ülke arasında meşruiyet krizi gibi temel bir krizle karşılaşır. AB çevrelerince Annan planına uymayan Güney''i üye yaptığı için çokça eleştiren AB artık çamura daha fazla batarak çıkmaya çalışır. Çareyi aday ülke olan Türkiye''ye yüklenmekte bulur. Türkiye''nin yayınladığı deklarasyona karşılık bir deklarasyon yayınlayarak bundan sonra 8 faslın açılmayacağını ve açık olan fasılların da kapanmayacağı kararını alır.
Türkiye AB arasında duraklama böylece başlar. Duraklama dönemine girildiğinden darbeler üst üste gelir. 2007''de Cumhurbaşkanı seçilen Sarkozy, imtiyazlı ortaklık modeli diye bir fikir ortaya atar ve tam üyelik yolundaki en önemli 5 faslı bu amaca yönelik bloke eder. Bu durum 2012 yılında Sosyalist Parti''den Hollande''ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle değişmeye başlar. Hollande, Fransa''nın Türkiye''ye yönelik blokesini kaldırır ve Kasım''da nihayet 3 yıl aradan sonra ilk defa yeni bir fasıl açılır.
(İLLÜSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM)
Türkiye''nin rotası
17 Aralık darbe girişiminden sonra Erdoğan''ın hızlı bir karar alıp Brüksel''e gitmesi Türkiye AB ilişkilerinde yeni bir dönemi işaret ediyor, buna kuşku yok. AB''nin en önemli üç aktörüyle birlikte kameraların karşısına geçen Erdoğan''ın AB sürecine sıkı sıkıya bağlıyız ve 2014 yılı AB yılı olacak demesi çok önemli. AB yetkililerinin de Türkiye''deki Erdoğan düşmanlarının ellerini ovuşturarak beklediği şekilde değil de, Türkiye''nin AB sürecindeki kararlılığını öven konuşmalar yapması sadece siyasal iktidar için değil Türkiye için de önemli bir kazançtır. Endişeli modernler ve endişeli Cemaat böyle düşünmese de Erdoğan''ın Almanya ziyareti, Abdullah Gül''ün İtalya ziyareti, Hollande''ın Türkiye''ye gelmesi gibi diğer ziyaretler de Türkiye''nin rotasını Avrupa''ya ve Avrupa''nın demokratik standartlarına çevirdiğinin net göstergesidir.
Yaşadığımız siyasal krizin Avrupa''da nasıl yankı bulduğunu medya üzerinden izleyen ülkedeki tek İngilizce bilen Cemaat ve ''liberaller'' Erdoğan''a karşı zafer nidaları atmaktalar. Üzgümüm ama Afrika''da, Avrupa''da ve ABD''de Cemaat ve benzeri yapılar ile zaten daha önce tanışmış ve dünyanın en önemli istihbarat kuruluşlarına sahip olan AB devletleri, Türkiye''yi ve son siyasal krizleri elbette ki Today''s Zaman''dan takip etmiyorlar. Böyle olduğunu düşünerek canhıraş bir şekilde Erdoğan''ı tarihin en otoriter lideri ilan eden yazılar döşenmek ya da Avrupalı aktörlere bu minvalde tiwitler göndermek, morallerini bozmak istemem ama bekledikleri etkiyi yaratmıyor. Cemaat ve ''liberallerin'' algı operasyonlarının soğuk savaş döneminden beri mimarı olan Avrupalılara algı operasyonu yapmalarını normal karşılıyorum zira bu insanlar Avrupalılar gibi Türkiye halkını da cahil sanan bir anlayışın savunuculuğunu yapıyorlar her dönem.
''Makul şüphe'' değil, ''somut delil''
Avrupa Türkiye''yi değerlendirirken gerçeklere bakıyor. Nedir bu gerçekler? En büyük gerçek elbette ki barış süreci. Bir başkası, Eylül''de açıklanan andımızın kaldırılması, yasaklı harflerin serbest olması, ayrımcılıkla mücadele kurulunun kurulması, gösteri ve yürüyüş yasalarında demokratik değişiklikler, farklı dil ve lehçelerde eğitim, eski köy isimlerinin iadesi, başörtüsüne kamuda özgürlük, nefret suçlarına ağır cezalar, siyasi partilere üyelikte kolaylıklar tanınması, farklı dil ve lehçelerde propaganda, siyasi partilere devlet yardımı getirilmesi ve teşkilatlanmanın kolaylaştırılması gibi maddeleri içeren demokratikleşme paketi.
ÖYM''lerin kaldırılması, hukuka aykırı şekilde kişisel verilerin kaydedilmesinin, sızdırılmasının, yasalara uygun şekilde imha edilmemesinin cezalarının arttırılması, mahkemelere tutuklama kararlarını, ''belirtilere'' göre değil, ''somut delillere göre'' verme zorunluluğunun getirilmesi, sanıkların mahkeme önüne çıkma süresinin 24 saatle sınırlandırılması, sanık hakkında isnat edilen suç, 2 yıldan az ceza gerektiriyorsa, tutuklamanın önünün kesilmesi, sanıkların ev ve işyeri aramaları için, ''makul şüphe'' değil ''somut delil'' zorunluluğu getirilmesi, sanıkların mal varlıklarına el konulmasına ilişkin somut delil şartı getirilmesi, şüphelilerin bilgisayarlarına el konulmasının zorlaştırılması, dinlemelerin yapılabilmesi için hakim kararı yerine mahkemelerin oy birliği kararının istenmesi, dinleme sürelerinin sınırlandırılması, Şüpheli ve sanık avukatlarının, dosyanın içeriğini incelenmesine ilişkin tüm sınırlamaların kaldırılması. Erdoğan kendisinden otoriterlik bekleyen kampa demokrasi vererek onları yine hayal kırıklığına uğrattı.
Başlıklar :
