Herkesin bir teröristi var, durur içerisinde!
00:00, 28/08/2013, Çarşamba
Yeni Şafak

Gündem
11 Eylül saldırılar sonrası ülkelerin uluslararası güvenlik çerçevesine bakış açıları önemli değişimler geçirdi. Bir yolcu uçağının terörizmin elinde ölümcül bir silaha dönüşebileceği tüm güvenlik tezlerinin sorgulanmasına neden oldu.
Terörizm baskı ve şiddetin sistematik kullanımı olarak tanımlanmaktadır. Aslında tanımı en belirsiz alanlardan biridir, terörizm. Bir çalışmaya göre terörizmin 109 farklı tanımı olduğu ortaya konmuş. Ayrıca bu hengâme içerisinde terörizmin uluslararası hukukta bağlayıcı bir tanımı da yok. Üzerinde anlaşılamamış bir kavram olması hasebiyle terörizm inşacı uluslararası ilişkiler teorisinin geçerliliğine en iyi örnek oluşturur. Şöyle ki; teoriye göre uluslararası politikaya yön veren birçok kavram gibi terörizm de sosyal bir inşadır ve nesnel yargıları içerir. Yani kişiden kişiye değişen ancak güçlü olanın belirleyici olduğu bir durumdan bahsediyoruz. Bir grubun, birisine göre terörist, diğerine göre özgürlük savaşçısı olması da bundan kaynaklanır.
Bugün özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra İslam ile terörizmin bir arada sıklıkla anılması ile dünyayı batılı devletlerin domine etmesi arasında bir bağdan bahsetmemiz mümkün. Zira batılı devletlerin kendi kimlikleri uluslararası politikayı etkileyen referansları şekillendirmiştir. Nitekim uluslararası medyada ve haber sitelerinde ''İslamcı terörist'' söz kalıbı sıklıkla kullanılırken Müslüman olmayan ''teröristler'' için isyancı, gerilla gibi tanımlamaların (Norveç''te 69 kişiyi öldüren Breivik terörist değil sadece katil olarak geçti haber sitelerinde) kullanılması da bununla ilgilidir. Uluslararası arenada bu bilinçli iki yüzlülük devam ederken bunun bir başka yansımasını da Arap Baharı sürecinde diktatörlerin söylem ve stratejilerinde görmek mümkün. Diktatörlerin terörizmi bir bahane olarak kullanıp gücünü ve koltuğunu korumaya çalışması bugün Libya''da, Mısır''da ve Suriye''de şahit olduğumuz bir durum. Bu diktatörlerin Batılı devletlerin politikalarını terörizm kartı ile etkilemesini 11 Eylül sonrası değişen terörizm ve uluslararası güvenlik konseptinin sonucu olarak görmek gerekir.
TERÖRİZM KORKUSU!
11 Eylül saldırılar sonrası ülkelerin uluslararası güvenlik çerçevesine bakış açıları önemli değişimler geçirdi. Bir yolcu uçağının terörizmin elinde ölümcül bir silaha dönüşebileceği tüm güvenlik tezlerinin sorgulanmasına neden oldu. Ülkeler ulusal güvenliğe ciddi miktarlarda para ayırmaya başladılar. ABD''nin terörizmle savaşma stratejisini de, saldırılardan sonra uluslararası güvenlik anlayışının değişmesi şekillendirdi ki bu; ABD için terörizm paranoyasının başladığı yerdi. Böylece ABD tarafından ''önleyici savaş'' doktrini uygulamaya konuldu.
El-Kaide ve Usame bin Ladin''in saklandığı yer olarak görülen Afganistan''ın işgali bu doktrinin ilk uygulandığı yerdi. Taliban yönetimden uzaklaştırıldıktan sonra kitle imha silahları barındırdığı iddia edilen Irak da böyle işgal edildi. Bu dönemde ''demokrasi'' gerekçeleri de dolaşıma sokularak işgaller daha da meşru gösterilmeye çalışıldı. Fakat bu dönemde ABD, teröre karşı savaşında Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek ve Pakistan diktatörü Müşerref gibi isimler ile işbirliği yapmaktan hiç çekinmedi. Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerde hâkim olan bu İslamcı terörizm paranoyası, Arap Baharı hareketleriyle koltukları sarsılan pozitivist diktatörler için de kısa zamanda bir can simidi oldu.
Bunlardan birincisi, ''Siz de terörle ve teröristle mücadele ediyorsunuz, biz de'' şeklinde özetlenebilecek bir meşrulaştırma stratejisini içeriyor. Bunu en iyi kullanan diktatörlerden Esad, 12 Aralık 2012''de yaptığı bir açıklamasında barışçıl protesto yapanlardan baskıya karşı direnen isyancı güçlere kadar herkesi terörist bir hareketin parçası olduğunu iddia etmiş ve terörizme karşı ulusal bir savaş verdiğini üstüne basa basa belirtmiş, üstelik terörizme karşı bu savaşın kazanılmasını da ülkede demokrasiye geçiş için şart olduğunu da söylemişti.
ŞİDDET YOLUNA BAŞVURMADAN!
Mısır''da da darbe hükümetinin benzer bir strateji uygulamaya koyduğunu görüyoruz. Mısır''da yaşanan katliamlardan sonra geçici hükümet; seçimle iktidara gelen Müslüman Kardeşler''i terörist bir örgüt olduğunu belirterek güvenlik güçlerinin masum insanları katletmesini meşru olarak gösterdiler. Uluslararası medyada dolaşıma sokulan Müslüman Kardeşler''in silah kullandığını gösteren sahte resimler de yine bu anlamda manidardı.
Son olarak Mısır''daki darbeye destek verilmesine yada en azından karşı çıkılmamasına da bu korku stratejisi bağlamında bakarak bitirelim. Zira Müslüman Kardeşler''i darbe yapma pahasına da olsa devirmenin ve bu darbeyi desteklemenin altında bu korku stratejisinin çökme ve bu korku sayesinde elde edilen bazı imtiyazların yok olma ihtimali yatıyor. Yani Müslüman Kardeşler, Mübarek sonrası seçimle ve demokrasiye saygı çerçevesinde iktidara gelerek, diktatörlerin kullandığı ''bizden sonra terörizm hortlar, istikrarsızlık olur'' stratejisini çürüten bir iktidar olmaya doğru yol alarak Batı''nın bu paranoyasının yersiz olduğunu ilk defa ispatlayacaktı. Çünkü Müslüman Kardeşler şiddet yoluna başvurmadan bu coğrafyada değişim ve dönüşümü yaratacak gücü ifade eden bir sembol ve örnek olacaktı. Bu yüzden denilebilir ki, diktatör Mübarek sonrası başarısız bir Müslüman Kardeşler ve karışık bir Mısır, başta Esad gibi diktatörlerin işine gelmekte ve Batı''da var olan bu paranoyanın aksamadan devam etmesine yaramaktadır. İslam ile terörizm sözcükler bir araya getirilerek yaratılan paranoyadan faydalanan kimlerse Mısır darbesinin arkasında duranlar onlardır.
Başlıklar :