İstanbul''da bir konakta başlıyor hayatı. Dedesi Bucak aşiretinden Kürt bir ağa, babası ise bu aşiretin reisi. Ama eğitimli. Anne hasta/şizofren. Fransız mürebbiye büyütüyor onu. Liseyi Saint Joseph''te okuyor, ardından Paris…
İkinci Dünya Savaşı''yla paralel bohem bir hayat sürüyor ve ardından Fransız sevgiliyi de takıp koluna Siverek''in yolunu tutuyor. Babasının yerine aşiretin başına getiriliyor. Kan davaları, AP Siverek İlçe Başkanlığı...
Ama orada da duramıyor, kendini Bodrum''a atıyor. Otel işletiyor, mafyayla savaşıyor, başı türlü belaya giriyor. Tekrar Paris''e kaçıyor…
* * *
Uzun bir süre susuyor. Hayata tutunmaya çalışıyor. Anlamayı ve anlatmayı deniyor. Bütün işleri bir kenara bırakıp kaleme kağıda sarılıyor. Ardı ardınca kitaplar yayımlıyor. ''Kılıç Uykuda Vurulur'', ''Ah Vre Sevda'', ''Delibozlar Çiftliği'', ''Rana'', ''Mühtedi'', ''Neydi Suçun Zeliha''…
80''ini deviren Siverekli aşiret reisinin kitapları, bir anda popüler tarih romanları arasında hatırı sayılır bir yer tutuyor. Birbirini takip eden methiyeler, söyleşiler eşliğinde kitapların satış rakamları onbinleri buluyor.
Kimi, tarihle ilgili derin araştırmalarla bu romanların yazıldığı yanılgısına kapılıyor –çünkü bu iddiada bulunanlar da en fazla onun kadar tarih biliyor-, kimi ise oryantalizmin başdöndürücü geleneksel büyüsüne kendisini fazlasıyla kaptırıp ''kutsal'' metin muamelesi gösteriyor yazılanlara…
* * *
Fransızca yazmayı tercih eden yazarın romanları çokca anakroniktir aslında. Tarihi olaylara ve kişilere tamamen sadık kalındığına dair kanaatler kabul görse de örneğin, Asteriks''in ormanda gezerken piknik çöpleri arasında televizyon ve dikiş makinesi kalıntıları görmesi veya Battal Gazi filminde çayırda güreş tutan kahramanların arkasından belediye otobüsünün geçmesi, ya da Shakespeare''in ''Julius Caesar''ında, daha duvar saati filan yokken -çünkü duvar saatini Çinliler icat etmiş, çok sonraları Avrupa''ya gelmiştir- saatin çalması gibi…
* * *
Kahramanı tarihi karakterler olan romanlar, okuyucuda derin etkiler bırakır. Anakronizmden beslenen bu eserlere ''roman işte'' denildiği için ciddi bir eleştiri getirilmesi düşünül(e)mez. Tipler arasında öylesi kahramanlar vardır ki ''ulusal özgüven eksikliği'' bu tiplerin kahramanlıklarıyla örtüştürülüp okuru rahatlatır, kısır dost meclisi sohbetlerinde kurtarıcı örneklemeler olarak imdada yetişir. Çünkü ''kullanım değerleri'' yüksektir…
* * *
Diğer romanlarıyla birlikte, ''Neydi Suçun Zeliha''da da en rafine tanımıyla oryantalist perde arkasından tarihe, dahası Osmanlı''ya bakan Siverekli ağa, ''din'', ''kadın'', ''kitap'' gibi kavramları paradoksal bir malzeme olarak kullanma maharetini göstermeyi deniyor, reytingine bakılırsa başarılı da oluyor.
Agnostik olduğunun altını her söyleşide çizmeyi ihmal etmeyen reise göre, ''Kadın, çok tanrılı dinlerde el üstünde tutulan bir yaratık, ana tanrıça, güzellik tanrıçası, ama tektanrılı dinlerde baş aşağı ediliyor. Sebebi de kutsal kitaplardaki çelişkiler.'' Yine ona göre, ''Kutsal kitaplar erkekler tarafından yazılmış. Ondan sonra bu kemikten çıkmış kadın, onların cennetten kovulmalarına sebep olmuş. E daha n''apsın bu kadın? Belini doğrultabilir mi? İncil''de de bu böyle, Kuran da da…''
Şimdi meleseyi neresinden tutmalı da, anlamalı…
* * *
Osman Necmi Gürmen, üç şehirli iki dilli yazar. “Hayatımda her zaman hadisat iradeyi aştı” diyen bir oryantalist… Tarihe meraklı malumatfuruş bir dede, o kadar…
Eşkiya''dan…
Beni hapiste vurdular Keje ölmedim. Hastalandım, bir ciğerimi orada bıraktım, gene ölmedim. Çok dövdüler beni, kan kustum ama ölmedim. Yaşadım... Seni bir kez daha görebilmek için yaşadım…
Başlıklar :

