Medeniyetler Çatışması tezi ile maruf olmasına rağmen siyaset bilimindeki çalışmaları ile ön plana çıkan Samuel Huntington, 1990’ların başında “The Third Wave: Democratization in the Late Twentieth Century” kitabında, demokrasi tecrübesinin sabit ve ilerlemeci bir çizgide gelişmediğini, bilakis demokrasi ve otoriterlik formları arasında geçişler olduğunu iddia eder. Huntington’un söylediği, gerekli olan bileşenlerin oluşturduğu kapasite ile demokratikleşme gerçekleşebildiği gibi söz konusu kapasiteyi tersine çeviren ve kazanımları aşındırmak suretiyle ters bir dalga ile otoriterleşmeyi de tesis eden durumlar söz konusu olabilmektedir.
Kabaca 19. yüzyılın ilk çeyreği ile başlayan ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında imparatorlukların çözülmesi ile sonuçlanan süreci birinci dalga olarak gören Huntington, savaş sonrası koşullarda neşet eden faşizm ve nasyonal sosyalizmi birinci dalganın nihayete ermesi olarak yorumlar. İkinci Cihan Harbi sonrasında ABD’nin öncülüğü ile Avrupa’nın demokratikleştirilme sürecini ikinci dalga olarak kabul eden Huntington, yine ABD eliyle Şili başta olmak üzere birçok Latin Amerika menşeli darbe sürecini de ikinci dalganın sönümlenmesi olarak yorumlar. Ve nihayet üçüncü dalgayı 1970’lerdeki Portekiz menşeli Karanfil Devrim ile başlatan Huntington, bu dönemde küre etrafındaki birçok demokratik deneyimi bu dalganın bir sonucu olarak kabul eder.
Hemen her dalgayı ekonomi, toplumsal huzursuzluk ve iç-dış bileşenler üzerinden ele alan Huntington’a göre en önemli parametrelerden biri de toplumsal meşruiyet. Toplumsal meşruiyetin sorgulandığı durumlarda ortaya çıkan demokratikleşme süreçleri, dönemin koşulları içerisinde oluşan otoriter dalgayı kırmak için de önemli bir zemin teşkil etmektedir. Toplumsal hareketler de bu bağlamda, demokratikleşme dalgaları için birer kaldıraç işlevi görürler. Huntington’un ömrü vefa etmese de literatüre katkı veren birçok isim 2010’larda Ortadoğu’da cereyan eden birçok toplumsal hareket deneyimini demokrasinin dördüncü dalgası olarak yorumlamışlardır. Tunus ve Mısır tecrübesinde bu kazanımı görece tesis eden toplumsal hareketler, Suriye örneğinde gecikmeli yaşanmış, Libya örneğinde ise istenilen sonucun oluşması zaman almıştır. Arap devrimleri sürecini toplumsal hareketler açısından incelediğimizde, zaman zaman karşı devrim marifetiyle zaman zaman da bölgesel güçler eliyle tersine çevrildiğini görüyoruz. Fakat bir demokratikleşme dalgası olarak kabul edilen Arap devrimlerini mümkün kılan en önemli hususların başında toplumsal ve siyasi meşruiyetin kaybı gelmektedir. Nitekim ilgili ülkelerdeki huzursuzluk endekslerine bakıldığında, biriken ve ertelenen sorunların radikal sonuçlar ortaya çıkarabileceği öngörülüyordu.
Özellikle otoriter rejimlerde risk alarak kamusal alana çıkan ve bilişsel düzeyde özgürleşen (cognitive liberation) kitlelerin oluşturduğu dalga farklı açılardan da değerlendirilmesi gereken bir repertuvar sunmaktadır.
VUCİC VE SIRBİSTAN
Toplumsal hareketlerin geniş kitlelere ulaşarak değişiklik yaratabilmesi, bir momente ihtiyaç duyar. Literatürde tipping point (bardağı taşıran son nokta) olarak tanımlanan bu durum, yıllara yayılan toplumsal muhalefetin kritik bir olay sonrasında sokakları doldurmasına neden olur. Bugün Sırbistan’da Vucic iktidarının değişimine neden olan şey, uzunca bir süredir gündemde olan Vucic karşıtı kitlenin birleşebilmesidir. Yaklaşık iki yıl önce Novi Sad tren istasyonundaki kazanın ardından sokağa dökülen kitleler, uzunca süredir karşı oldukları Vucic iktidarının toplumsal meşruiyeti ile ilgili tartışmaları artırmış ve iki yıldır süregelen bu hareketlilik siyasi düzlemde bir başarı getirmiştir. Söz konusu kaza, bardağı taşıran son nokta olmuş ve muhalefet bir biçimde iktidarı değiştirebilecek bir senkron yaşamıştır.
2010 ve sonrası bu açıdan sadece Arap devrimleri ile sınırlandırılamaz. Nitekim aynı dönem içinde İspanya’da Podemos gibi bir siyasi eğilimi parlamentoya taşıyan Öfkeliler Hareketi, kısa süre içinde başarılı olmuş her ne kadar iktidarı değiştiremese de siyasette karşılık üreten bir harekete dönüşebilmiştir. Popülaritesini sonraları kaybeden Podemos, İspanya siyasetinin bugününü de anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.
Bugün Sırbistan üzerinden tartışılan ama yakın zamanda Avrupa’da farklı formlarda karşımıza çıkan bu toplumsal hareketlilik Avrupa’nın geleceği açısından kritik. İtalya’da “Beş Yıldız Hareketi”, İspanya’da “Öfkeliler (Podemos)’’ ,Sırbistan’da “Öğrenci Hareketi” ve nihayet Fransa. Hemen hepsinde birçok ortak nokta bulabileceğimiz bu toplumsal hareketler, geniş kitlelerin siyasete yönelik tepkilerinin bir sonucu aslında. Bir bütün olarak siyaset kurumunun meşruiyetini kaybettiği argümanı üzerine omurgasını kuran bu hareketler bugünün Avrupa’sında en önemli fenomenler hiç kuşkusuz. Siyasetin merkezinde yabancılaşmayı geniş kitleler arasında muhalif enerjiye dönüştüren ve bardağı taşıracak bir olay üzerinden bu enerjiyi konsolide eden hareketler bugün üzerine daha fazla düşünülmeyi hak eden birer sosyolojik fenomen durumunda.

