Yazımı sürekli takip edenlerin hatırlayacağı üzere 10 Ekim’de fon krizinin etkilerinden birisinin de sukuk ve bonolarda olacağını izah eden “Sukuk ve bonolar konusuna dikkat!” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.
Yazımın içeriğinde dezenflasyon programının önemli sac ayaklarından birisi olan ve bir makroihtiyati tedbir olarak kullanılan aylık kredi büyüme kısıtları nedeni ile belirli büyüklükteki işletmelerin finansmana erişim için sukuk ve bono ihraçlarına başvurduğunu belirtmiş ve bu finansal enstrümanların ağırlıklı olarak yatırım şirketleri ve genellikle bunlara bağlı portföy yönetim şirketleri ile sigorta şirketlerinin tercih ettiğini ifade etmiştim.
Açıkçası hem fon piyasasındaki düzenleme haberlerinin ilk çıktığı günlerde azalan sukuk ve bono talepleri yazımı kaleme aldığım günlerde durma noktasına gelmişti. Bu konuya Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek de katıldığı bir televizyon programında dikkat çekmiş ve bu alandaki olası sıkıntılara vurgu yapmıştı. Sukuk ve bono geri ödemeleri ve çevrimi için ortamın yeterince sağlıklı olmadığı bu dönemde Merkez Bankası’ndan önemli bir adım geldi.
Merkez Bankası haftanın ilk günü yayımladığı bir karar ile tahvil ödemeleri için kullanılan kredileri büyüme sınırından muaf tuttu. Yani bir şirket itfa edeceği bir bono ya da tahvil ödemesi için banka kredisi kullanırsa bu aylık büyüme limiti içinde sayılmayacak. Önemli bir likidite adımı olarak değerlendirdiğim bu adım bankalar için de kritik öneme sahip zira bu tahvil ve bonoların bir kısmını da bankalar alıyorlar. Bir temerrüt durumunda da karşılık ayırmak zorunda kalıyorlar.
Ekonomim Gazetesi’nin haberine göre; yurtiçi bu finansal enstrümanlarda ihraçların büyüklüğü 992,8 milyar TL seviyesinde. Bu büyüklüğün 286,5 milyar TL’si banka ihraçlarından oluşurken reel sektörü de kapsayan banka dışı kurumların ihraç stoku 706,2 milyar TL. Elbette bütün bu stokun risk altında olmadığı aşikâr ancak küçük ve orta büyüklükteki şirketlerin sukuk ve bono itfalarında fon krizi başlamadan önce ekonomik aktivitede devam eden yavaşlama ile belirgin hale gelmeye başlayan temerrüt sayısı son günlerde artmış görünüyor.
Bu bakımdan Merkez Bankası’nın adımını çok kıymetli buluyorum. Ancak Merkez’in açtığı yoldan bankaların da gitmesi gerekiyor. Elbette bankalar öncelikli olarak kendi tahvillerinin temerrüde düşmemesi için adım atacaktır ancak reel sektördeki olası temerrüt dalgasının önüne geçmek için reel sektörü destekleyici kredi kanalı genişlemesini yapmaları gerekiyor.
Çünkü piyasadaki nakit sıkışıklığı nedeni ile sadece sukuk-bono değil aynı zamanda çek ve senet ödemelerinde de sorunlar olduğunu gözlemliyoruz. Benzeri şekilde bankalardaki tahsili gecikmiş alacaklar da artış var. Bu bakımdan Merkez Bankası’nın açtığı alanı reel sektöre kullandırma konusunda bankaların da adım atmasının tüm bir finansal sistemin sağlığı açısından destekleyici olduğunu değerlendiriyorum.

