"Evinizde böcek araştırması yaptınız mı?" şeklindeki soruya Kılıçdaroğlu nasıl cevap verdi biliyor musunuz?
Bu ülke yıllar yılı "gizli kulaklar ülkesi"dir, bu ülkede kimin kimi dinlediği bile belli değildir.
Şayet adamakıllı hukuk devleti olsaydık böyle olmazdık.
Sayın Başbakan, Ergenekon soruşturması döneminde, onca dinleme ortalığa saçıldığında bir şey demedi de sıra kendisine gelince mi rahatsız oldu?
Hayır hayır, bunların hiçbirini söylemdi.
Şayet bunları söyleseydi…
Hukuk devletlerinde "iç düşman" şeklinde bir tehdit değerlendirmesinin olmadığını hatırlatırdık.
Bu telakkiye karşı çıkmayanların da "gizli kulaklardan" rahatsız olmalarının mantıksızlığını dillendirirdik.
"Dikkat edin, bu halk size düşmandır" diyen zihniyetin, halkına "gizli kulak" olması gayet normaldir çünkü.
Bu halin "vesayet rejiminin" olmazsa olmazları arasında yer aldığını ilave etmeyi de ihmal etmezdik.
Sayın Başbakan''ın daha önce de Ergenekon''la bağlantılı odaklar tarafından defalarca dinlendiğini ve malum marjinal medyaya servis yapıldığını hatırlatırdık.
Ne ki Kılıçdaroğlu bunların hiçbirine lüzum bırakmadı.
Nasıl ki, Erdoğan kompleksi nedeniyle, Gediktepe mevziinde gırtlağına kadar siper dizip "Aslan Asker Şvak" pozu verdi (tek kusurcuğu, Gediktepe yerine Kağıttepe demişti hani) aynen buna benzer bir şey yaptı:
"Evinizde böcek araştırması yaptınız mı?" sorusuna, "Evimde böcek möcek aramıyorum. Bizim gizlimiz saklımız yok.." cevabını verdi.
Öyle ki…
Biraz daha coşsaydı, "Ben böcekten möcekten korkmam, hatta evimde böcek yetiştiriyorum" diyecekti.
İLİŞMEK İSTEMİYORUM
İnanın artık elimi bulaştırmak istemiyorum. Hiçbir yazısını da okumuyorum. Ne yazıp çiziyor umrumda bile değil.
Ne ki birçok okur dünkü yazısı hakkında üç beş kelam etmemi istiyor.
Okur makulesi dediğin malumunuz velinimetimizdir; naçar baktım: "Dansöz" demişti ya kendisine, aynen öyle, hiç değişmemiş.
ATV''de yayımlanan "Huzur Sokağı" dizisi "medya sokaklarının" huzurunu bozmuş.
Dizinin kahramanı türbanlıymış. Yani türban sete girmiş. Ama türbanlı kadın henüz sette değilmiş. Şimdi ikinci raunt başlamış. "Türbanlı kadını kim oynayacak?"mış. Çünkü türbanlı kadınların böyle talebi yokmuş. İnançları gereği sahneye çıkmıyor, rol almak istemiyorlarmış. Öteki taraf da "Kardeşim bu ne biçim mantık; eşcinseli oynamak için ille de eşcinsel mi olmak gerekir" diyormuş.
"Sperm tadı" uzmanı yazarımız da haliyle mevzua bodoslama dalmış: "Türbansız bir kadını da türbanlı bir kadın oynasın../ İyi bir empati olur.."
Senin ben empatini yiyim..
Başörtülü bir karakteri canlandıran oyuncuya, "başörtülüler başörtülü olmayanları canlandırmıyor siz de onları canlandırmayın" diyecek de kıvırıp duruyor.
Kıvırmak hususunda ne kadar maharetli olduğunu biliyorsunuz.
Nihayetinde, "Şerefsiz kelimesini kullanmak Ahmet Kaya''nın hoşuna giderdi, onun için ''vay şerefsiz'' dedim" yollu tevil getiren bir yazardan bahsediyoruz.
Berhan Şimşek dostumuz "Minyeli Abdullah"ı oynadığı için bu kafadan neler çekmişti.
Anthony Quinn''in "Çağrı"da Hz. Hamza''yı canlandırdığını örnek vermek zorunda kalmıştı. Yahu daha sonraları ellili yaşlarındayken, yirmi küsur yaşındaki Deniz Gezmiş''i oynadı da yine bu kafanın şerrinden tastamam kurtulamadı.
YÖRÜK ALİ EFE VE KİLİSE VE KILIÇDAROĞLU
Adı lazım değil bir üniversitenin birkaç öğretim görevlisi, fakültelerinin önünde eylem yapmışlar.
Fakültelerinde laboratuvarlar, kütüphaneler bulunması gerektiğini, mescid açılmasını kabul edemeyeceklerini belirtmişler. (Laboratuvar veya kütüphane kurmanın mescid açmaya mani olduğunu zanneden tipik zihinsel maluliyet işte.)
İçlerinden biri de kendisinin Hristiyan olduğunu, okula kilise yapılması gerektiğini söylemiş.
O değil de, Kılıçdaroğlu bu arkadaşa da Yörük Ali Efe benzetmesiyle sahip çıksa da biraz gülsek.
Başlıklar :

