Türkiye bazı açılardan çok tuhaf bir ülke. Büyük bir nüfûsu var. Bu nüfûsun dağılımı orantılı olmaktan çok uzak. Belli bölgelerde ya da şehirlerde yığılmış durumda. Yığılma varolduğu kadarıyla kurumsal hayatın yapılarını sürekli aşındırıyor. Kurumlar bu hızlı nüfûs artışı ve birikiminin taleplerini çoğu kez karşılayamıyor. Arz boşluklarına çarpan talepler ise kendi çarpık rant alanlarını yaratıyor. Bu da özellikle hizmetler sektörünü şişirerek ölü yatırımlara dönüşüyor.
Nüfûsun aynı kaldığı ya da azaldığı yerleşim yerlerinde ise hayat ayrıca ağırlaşmaktadır. Göç veren çok sayıdaki Anadolu kent ve kasabasında büyük boşluklar doğmakta geçim sıkıntıları katlanmaktadır. Bu durumu görece gidermek adına askerîyenin önemli bir hizmet görmüş olduğunu söyleyebiliriz. Kalabalık bir genç nüfûsu bir araya getiren askerî birlikler, pek çok Anadolu kentinin umudu, geçim dünyası olmuştur.
Çarpık yapılaşmalarıyla gecekondular ve onları kuşatan, kahvehanelerinden semt pazarlarına, işportalarına, minibüs dolmuşçuluğuna, arabesk müzik endüstrisine kadar saçaklanan lümpen hizmet sektörleri söylediklerimizin en somut örneğidir.
Türkiye"de gerek merkezi gerek yerel siyaset on yıllar boyu bu dinamiklere teslim olmuştu. Yâni lümpen rantiye siyâseti de ağlarına katmıştı. 2000"li yıllara kadar bu çarpık gelişmelerin ağır birikimini yaşadık ve bedellerini ödedik. 2000"li yıllardan başlayarak ise siyâsal irâde bu gidişata "dur" diyen özgüvenli bir eğilim geliştirdi. Doğrusu bu ces"ur gelişmeyi temelde olumlu karşıladığımı söylemeliyim.
Geri dönüşüm girişimleri olarak bilinen çabalar, girişimler bu çabaları taçlayan bir kavramdır. Kentleşme alanında yaşanan dönüşüm sâdece alt yapı düzeyinde rahatlamalar sağlamakla kalmıyor; kentlerin elini yüzünü yıkıyor, kirinden pasından arındırıyor; makyaj yapıyor ve özellikle turizm odağında steril alanlar kazandırıyor. Ama iyiniyetle yapılsa da, ortaya vahim hatalar da çıkıyor. Özellikle de alt yapı yenilemelerinde yapılanlar, târihsel dokuları geridönüşümü olmayacak derecede sakatlayan sonuçlar veriyor. Bunun son örneği Haliç"e yapılan çok işlevli köprüdür.
TOKİ konutları elbette daha sağlam ve konforlu yapılar. Ama pek çoğunun doğal ve târihsel çevre koşulları dikkate alınarak yapıldığını söyleyemeyiz. Meselâ Bursa"da, Ulu Cami ve Hanlar bölgesine inşâ edilen ve şehrin âdeta kalbini hançerleyen devasa yapıları izah edebilecek anlayış, bağışlatacak bir mâzeret yoktur.
Ama merkezden çevreye doğru gidildiğinde sürecin sorunları da derinleşiyor. Dönüşüm oluyor ama kendi çarpıklığı içinde. Gâliba önümüzdeki kuşaklar çok daha güvenli, ama bir o kadar da yalıtılmış mekânlarda daha yalnız hayatlara mahkûm olacak.
Doğrusu Türkiye"deki eğitim ve öğretime baktığımda gördüğüm gecekondulaşmanın başka bir türüdür. Çok sayıda okul açılıyor. Binlerce öğretmen kadroları ilân edilip alımlar yapılıyor. Anadolu"nun her vilâyetine bir üniversite kuruluyor. Ama eğitim ve öğretimdeki köhneleşme devam ediyor. Ortada ciddi bir kalitesizlik sorunu var. Dershâneler bu çarpık gidişâtın bir ürünü olarak doğdu. Önce işhanlarında, derme çatma yerlerde yapılandı. Daha sonra alt yapısını güçlendirerek gelişti. Bu da herhalde gecekondudan apartmankonduya geçiş olsa gerekir. Dershâneler üzerinden olağanüstü bir rant birikimi gerçekleşti. Bugün, şu ya da bu sebepten onları tartışmaya açıyoruz. Canı yanan ve yanacak olanlar var. Onların îtirazlarını anlıyorum. Ama ontolojik olarak dershâneleri, tıpkı dere yataklarına yapılmış gecekondular gibi savunmak mümkün değil. Burada da bir geridönüşüm süreci gündeme geliyor. Geri dönüşüm onlara birer okul kimliği kazandırmakla sınırlı kalırsa eksik kalacaktır.
Türkiye önündeki on yılı çok iyi hesaplamak zorunda. Kentleşmeyi, eğitim ve öğretim hayatını inceden inceye hesaplamak artık kaçınılmaz. Geridönüşüm daha bilinçli ve duyarlı olmak kaydıyla bir şekilde sürdürülebilir. Ama bazı konular var ki, çok kapsayıcı ve esastan vaziyet etmeyi ve radikal adımları atmayı gerektiriyor. Eğitim ve öğretim bunlardan birincisidir. Geridönüşümcü olmaktan çok yeniden yapılandırmacı bir cesaret ve kararlılık gerektiriyor. Değilse yarın çok geç olacaktır...
Başlıklar :

