Ekonomideki durgunluk "olağanüstü" dönemlerde görülebilecek bir küçülmeyi beraberinde getirdi. Türkiye büyük umutlar bağladığı 2001 yılını kaybetti, sıraya 2002, 2003 giriyor kimse farkında değil. Pardon kimse derken "krizin ağır faturasını ödeyen halk" ve yurtsever ekonomistler elbette farkında. Farkında olmayan sadece ve sadece "yolsuzluklar gırla giderken" bile "Türkiye özellikle ekonomik açıdan çok kesif bir dönemden geçiyor. Şu sıralarda bir koalisyon sorununun, bir hükümet sorununun çıkması, ekonomide yeni ciddi sıkıntılara yol açar. Onun için koalisyon ortağı bütün partilerimizin, bu konuda çok dikkatli davranacağına inanıyorum." diyen bir Başbakan'ın başkanlığındaki hükümet. Bir tek onlar işin farkında değil.
Onlar bu "akıl almaz küçülmeyi" gayet "olağan" karşılıyor ve valilerden zordaki şirketlerin listesini isteyip, onları ekonomiye katmayı hedefliyorlar.
İktidarda kalabilmek için bir hükümetin bütün bakanlarının "yolsuzluk dosyaları" ile sıkıştırılmasının sanki şartmış gibi, "iktidar olunsun da isterse yolsuzlukların üzerinde olunsun" izlenimi veren "koltuğa yapışmalar" aslında ekonomideki kötü gidişin başlı başına nedenleridir. Çünkü, siyasi ve ekonomik istikrarın "olmazsa olmaz şartı güvenilmezlik" konusunu pekiştiriyorlar.
Bir ülkeyi yönetenlerin "ekonomik cehaletleri" ancak bu kadar olur. Biz baştan beri "ekonominin daha da kötüye gideceğini, küçülmeyle krizden çıkılamayacağını, üretimi artırmanın şart olduğunu" yazıp duruyoruz.
Amerika'dan "kurtarıcı" olarak gönderilen Kemal Derviş'in "IMF rüzgarıyla estirilen bir balon" olduğunu, kendisinin asıl görevinin yabancı bankaların ve uluslararası finans kuruluşlarının alacaklarını "tahsil etmek" olduğunu yazıp duruyoruz. Gerçi şimdi bize başkaları da katıldı ve "ekonominin üretken hale gelmesinin şart olduğunu" onlar da yazmaya başladı.
Şimdi de, üçü de arkadaşım olan, öyle "televoleci ekonomistler" gibi değil, üç "önemli" ekonomi profesörünün gazetelerde çıkan görüşlerini aktarıyorum. Hiç olmazsa bilime saygı duyarlar da yanlış yoldan çekilirler.
Prof. Dr. Oğuz Oyan
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
"Hükümetin hedeflediği gibi yıl sonunda küçülmenin yüzde 6 gibi olması için, 2001 yılının geri kalanında pozitif büyüme yaşanması gerekir. Oysa Temmuz ve Ağustos'u geçirdik pozitif büyümenin işaretleri yoktu. Bunun yanında kişi başına milli gelir dolar bazında iyice düşecek. Bu da Türkiye'nin 10- 15 sıra aşağıya düşmesine neden olacak."
Prof, Dr. Ahmet Gökçen
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi
"Yüksek oranlı küçülme, ekonomi politikasının para piyasalarına dayalı olmasından kaynaklanıyor. Reel sektör ihmal edildi. Son zamanlarda iktisat politikalarını yürütenler reel sektör demelerine rağmen, bu kesim için yapılan bir uygulama yoktur. Nitekim bunun sonuçları yaşanmaya devam etmektedir.
Bu kadar büyük bir küçülme oranı beklenmiyordu. Beklenmeyen küçülmenin sebepleri de reel sektörün ihmal edilmesinden kaynaklanıyor."
Prof. Dr. Eser Karakaş
Bahçeşehir Üniversitesi
"Özel imalat sanayiinin yüzde 15.4 küçülmesi kaygı verici. 1929'da ABD'de yaşanan büyük depresyon sırasında dahi imalat sanayii bu kadar çok daralmadı. Türkiye İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşadığı en yüksek küçülme oranı ile karşı karşıya ama kötümserliğe kapılmamamız lazım. Şubat Krizi'nden sonra böyle bir küçülme bekleniyordu. 2001 yılı kayıp bir yıl oldu ama 2002'yi ve 2003'ü iyi tasarlamak gerekiyor."
Onlar bu "akıl almaz küçülmeyi" gayet "olağan" karşılıyor ve valilerden zordaki şirketlerin listesini isteyip, onları ekonomiye katmayı hedefliyorlar.
İktidarda kalabilmek için bir hükümetin bütün bakanlarının "yolsuzluk dosyaları" ile sıkıştırılmasının sanki şartmış gibi, "iktidar olunsun da isterse yolsuzlukların üzerinde olunsun" izlenimi veren "koltuğa yapışmalar" aslında ekonomideki kötü gidişin başlı başına nedenleridir. Çünkü, siyasi ve ekonomik istikrarın "olmazsa olmaz şartı güvenilmezlik" konusunu pekiştiriyorlar.
Bir ülkeyi yönetenlerin "ekonomik cehaletleri" ancak bu kadar olur. Biz baştan beri "ekonominin daha da kötüye gideceğini, küçülmeyle krizden çıkılamayacağını, üretimi artırmanın şart olduğunu" yazıp duruyoruz.
Amerika'dan "kurtarıcı" olarak gönderilen Kemal Derviş'in "IMF rüzgarıyla estirilen bir balon" olduğunu, kendisinin asıl görevinin yabancı bankaların ve uluslararası finans kuruluşlarının alacaklarını "tahsil etmek" olduğunu yazıp duruyoruz. Gerçi şimdi bize başkaları da katıldı ve "ekonominin üretken hale gelmesinin şart olduğunu" onlar da yazmaya başladı.
Şimdi de, üçü de arkadaşım olan, öyle "televoleci ekonomistler" gibi değil, üç "önemli" ekonomi profesörünün gazetelerde çıkan görüşlerini aktarıyorum. Hiç olmazsa bilime saygı duyarlar da yanlış yoldan çekilirler.
Prof. Dr. Oğuz Oyan
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
"Hükümetin hedeflediği gibi yıl sonunda küçülmenin yüzde 6 gibi olması için, 2001 yılının geri kalanında pozitif büyüme yaşanması gerekir. Oysa Temmuz ve Ağustos'u geçirdik pozitif büyümenin işaretleri yoktu. Bunun yanında kişi başına milli gelir dolar bazında iyice düşecek. Bu da Türkiye'nin 10- 15 sıra aşağıya düşmesine neden olacak."
Prof, Dr. Ahmet Gökçen
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi
"Yüksek oranlı küçülme, ekonomi politikasının para piyasalarına dayalı olmasından kaynaklanıyor. Reel sektör ihmal edildi. Son zamanlarda iktisat politikalarını yürütenler reel sektör demelerine rağmen, bu kesim için yapılan bir uygulama yoktur. Nitekim bunun sonuçları yaşanmaya devam etmektedir.
Bu kadar büyük bir küçülme oranı beklenmiyordu. Beklenmeyen küçülmenin sebepleri de reel sektörün ihmal edilmesinden kaynaklanıyor."
Prof. Dr. Eser Karakaş
Bahçeşehir Üniversitesi
"Özel imalat sanayiinin yüzde 15.4 küçülmesi kaygı verici. 1929'da ABD'de yaşanan büyük depresyon sırasında dahi imalat sanayii bu kadar çok daralmadı. Türkiye İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşadığı en yüksek küçülme oranı ile karşı karşıya ama kötümserliğe kapılmamamız lazım. Şubat Krizi'nden sonra böyle bir küçülme bekleniyordu. 2001 yılı kayıp bir yıl oldu ama 2002'yi ve 2003'ü iyi tasarlamak gerekiyor."

