I-
Kime anlatsam. Vera olmaz. Vera olmaz. Belki o benim karım Vera değil. Neydi o romanın adı? Bilmem ne kadınları. Yerin adını hatırlayabilsem. Vera’ya sorarım. O bana hemen bulur.
Ne diyorum ben ya. Ben iyiden iyiye karıma bağımlı hale gelmişim.
Prompt yazmakta çok başarılı. Ben böyle göçebe olarak kaldım. Kimliksiz, aidiyetsiz. Kadınlar ne çabuk aidiyet bağları kuruyor. Benimle aynı yaşta, ama teknolojiyi çatır çatır kullanıyor.
Her daim anında görüntü. Dijital yerli, dijital göçebe diye ayırıp geçiyorlar. Kadınların dijital göçebeliği ile erkeklerin dijital göçebeliği asla aynı değil.
Vera eline alıyor telefonu yazmaya bile uğraşmıyor, söyleyip geçiyor. Ben da aynı taktiği deneyeyim.
Merhaba. Bir roman var, adını hatırlayamıyorum desem. Yok artık, öyle şey olur mu? Bir ipucu? Romanın kaba taslak özetini yapayım. Şöyle sorayım:
-Merhaba. Genç bir çift bir Amerikan banliyösüne taşınır. Romanın kadın kahramanı fotoğrafçı. Yeni taşındıkları kasabada bütün kadınların fiziki olarak kusursuz olduğunu, hem eşleri ile çok ilgilendiklerini hem de çok güzel yemek yaptıklarını fark edince şaşırır. Yazarı kadın. Feminist eleştiri olarak kabul edilen bu romanın ismini hatırlayamadım. Lütfen bana yardımcı olur musun?
-Aradığınız, Ira Levin’in 1972 yılında yazdığı Stepford Kadınları isimli roman olmalı.
-Evet. Evet.
-Coşkunuzu anlıyorum. Siz de o kadınlardan birine sahip olmak istiyorsunuz.
-Terbiyesiz. Bu kadar kısa sürede benim hatırlayamadığım ismi hatırladığın için bu coşkum.
-Anlıyorum. Size başka nasıl yardımcı olabilirim?
-İstemez!
Durduk yere yapay zekaya patlamasaydım iyiydi. Vera bunları eğitmek gerektiğini söylüyor.
Ektiğini biçiyorsun diyor. Bu bir dahaki sefere bana hakaret eder. İstemez demeye ne gerek var. Sorusunu cevaplamak zorunda değilim. Teşekkürler filan desem de olurdu.
II-
Belki de Vera, Vera değil. Belki de benim stüdyo diye gittiğim yer, o bildiğimiz stüdyo değil.
Belki de ben Truman Şov gibi bir şeyin içine düştüm. Eğer öyle ise kimseye bir şey anlatmamalıyım. Duygularımı asla dile getirmemeliyim. Özellikle Vera’ya. Vera ile aramda bir mesafe olmalı, ama bunu Vera asla hissetmemeli. Bunu hissetmemesi için onu profesyonel asistan olarak konumlandırayım. Paranın yarısını ona teklif edeyim. Karım mı değil mi hemen belli olur. Vera’nın parayı kabul etme şekli. Yok ya olmaz. Stepford Kadınları anlaşılmıyordu.
Zaten adamlar karılarını yok edip onların yerine konumlandırmıştı bu kusursuz kadınları.
Romanın kahramanı fotoğrafçı kadın nasıl fark etmişti olan biteni?
Kadınların kusursuz ve şikayetsiz oluşları ve asla başka kadınlarla sosyalleşmemeleri üzerinden.
Şimdi aklıma geldi, dikkat ediyorum da Vera eskisi gibi sosyal değil artık. Neredeyse görüştüğü kimse yok. Elinde cep telefonu elin ailelerini filan takip ediyor. El dediğim ta Amerika’dan, İngirltere’den... 60 yaşında, kolejli öğrenci günlerine döndü adeta.
Hocasına yaranmaya çalışan kız öğrenci performansı diyelim hadi. Baksana gassalle ilgili bilgi toplamaya çok meraklı. Bakalım her konuda bu merak devam edecek mi? Ben duygularımı Vera’dan saklamalıyım ama Vera’nın duygularını açması için imkân hazırlamalıyım.
Yalnız kaldığımda kafam çalışıyor. Muhakeme gücüm yerinde.
Fakat. Evet fakat... Kamera karşısına çıkınca ben ben değilim. Sanki zihnim ele geçiriliyor.
Anlatacaklarımı anlatamadan. Bu böyle olmaz. Şüphe abdesti bozar.
“Şimdi tekrar ne yapsam/ dedirtme bana yarabbi/ taşınacak suyu göster/ kırılacak odunu/ kaldı bu silinmez yaşamak/ suçu üzerimde/ bileyim hangi suyun/ sakasıyım ya
rabbelalemin/ tütmesi gereken ocak nerede?”
Zihinde kayıtlı mısralar yol gösterir mi insana?
O odunun bu odun, o suyun bu su olduğunu nasıl bileceğim?
Vera’ya sakin sakin sorular mı sormalıyım yoksa onun anlattıklarına karşı ilgisiz mi davranmalıyım?
İnsan ne diye bunca yıllık karısından şüphelenir? Durduk yere şüphelenmeye başlamadım ki.
Tam bir gayri menkul zengini olmasa ‘Emeklilik günlerimizde ne yaparız?’ endişesini ciddiye alacağım da… Babasından kalan onca gayri menkul üzerine bir de halası vasiyet bıraktı.
Vera’nın duygularını çözmek için halası iyi bir imkân. Sözü Meşkûre Hala’ya nasıl getireceğim ki. Üstelik hayatta iken yıldızımız hiç barışmazdı. 80 yaşında renk renk ojeler sürer, onu da beğenmez, evde sürekli bir manikürcü ağırlamaya kalkar.
Hele bir yerden bir yere göçerken...
Evet onun her gidişi, dönüşü heybetli bir göçüş hikayesidir. Kraliçe Elizabeth’e sunulan protokol hizmetini bekler. Her daim eksiksiz uğurlama, coşkuyla yolculama. Her kış Aydın’dan İstanbul’a bavullar dolusu kumaş ile gelir, o gidene kadar evin içi merdiven altı tekstil atölyesine döner. Kemiklerinin, kaslarının eridiğini kabul etmeyen Meşkûre Sultan, terzilerin diktiğini bir türlü beğenmez, “Ama Meryl’de hiç de öyle durmuyor” diye aksilenirdi. Meryl dediği, Meryl Streep. Kadın senden en az on yaş küçük desek de fark etmez, istediğin o kırmızı elbiseyi en az yirmi yıl önce giymiş diye elbisenin tarihine dair bilgi verilmesi de işe yaramaz, ancak teknoloji yardımıyla olmazları oldurur pozlar çekip Vera sosyal medyasında yayınlayınca sular durulur, Vera, halası ile fotoğrafını yayınlar, ‘hangimiz daha genciz’ diye paylaşır, önceden tembihlenmiş eş dost sanki yabancıymış gibi Meşkûre Hanım’a övgüler düzen yorumlar yazınca aranan kan bulunur, Aydın sosyetesine hava atmak üzere İstanbul’dan Aydın’a yola çıkardı.
Meşkûre Hala’ya dair cümleler kurarken bile insan nokta koyamıyor.
Kervanlarla gidiyormuş gibi anlattım ama gelmesi ayrı yorgunluk, gidişi ayrı yorgunluk olduğu için hakikaten kendimizi İpek Yolu seferinden dönmüş, yolda eşkıyalar tarafından hırpalanmış yorgun tüccar gibi bulurduk her gidişinden sonra.
Zihin denilen şey ne tuhaf. Meşkûre Hala öleli neredeyse bir yıl olacak. Ama onunla ilgili bütün sahneler fasikül, fasikül ortaya yayıldı kafamın içinde.
-Vera, hayırdır inşallah rüyamda Meşkûre Hala’yı gördüm.
Görülmedik rüyayı gördüm diye anlatmak mekruh derdi ninem. İçinde bulunduğum durumda... Neticede hayat söz konusu olduğunda haram olanlara zaruret miktarı izin verildiğine göre. Ben de bu rüya meselesini fazla detaylandırmaz isem, gördüm ama pek hatırlamıyorum desem... Olur olur. Niye olmasın.
-Vera beni duyuyor musun? Meşkûre Hala niye rüyama girdi acaba?

