Almanya/Nienburg - Steinhude
Medeniyet Tasavvuru Okulu (MTO) 7. yılına girdi. Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörümüz İsmail Küçük hocamızın da katıldığı programda Kur’ân tilâvetiyle açılışımızı gerçekleştirdik. Önceki rektörlerimiz Mehmet Bulut hocamız ve Ahmet Cevat Acar hocamıza, İlim Yayma Cemiyeti’ne başkanı Bilal Erdoğan kardeşim başta olmak üzere Cemiyetin yönetim ekibine verdikleri destek için yürekten teşekkür ediyorum.
Yeni dönemin ülkemiz ve medeniyet coğrafyamız için yeni ufuklara koşmamızda, yepyeni entelektüel kapıları aralamamızda bize güzel zeminler sunmasını Rabbimden diliyorum.
Bugün güzel ve keyifli bir pazar yazısı sunacağım sizlere. MTO Avrupa yönetim ekibimizden Hülya Karadoğan Hanım kardeşimin leziz bir yazısını paylaşacağım.
MTO Avrupa yönetim ekiplerimizin yaptıkları istişare ve kardeşlik kampına ve Avrupa’da yaptığımız hasbelkader geleceği inşa edecek uzun soluklu medeniyet tasavvuru yolculuğumuza dair güzel bir izlenim ve gelecek tasavvuru yazısı bu.
Avrupa’daki çocuklarımızın da hem kurtarılmasında hem de Avrupa’nın da ihtiyaç duyduğu Avrupa’ya söylenecek o asil sözü söyleyecek şekilde yetiştirilmesinde MTO adım adım büyük bir yolculuğa imza atıyor…
Keyifli ve zihin açıcı okumalar…
MTO AVRUPA KAMPI
15 Ekim’de Mainz Hauptbahnhof’tan trenle başladığım yolculuk, benim için yalnızca şehirler arasında yapılan bir yolculuk değildi.
Bu, kardeşlikle anlam kazanan, kitapla derinleşen, tefekkürle istikamet bulan bir medeniyet yolculuğu...
Medeniyet Tasavvuru Okulu’nun (MTO) Avrupa’da hanımlara mahsus düzenlenen Kardeşlik Kampı için önce Hamburg/Altona’ya doğru yola çıktım.
Avrupa temsilcimiz Nurdane Dabak ablamızla buluştuk.
Ertesi gün Kiel temsilcimiz Asiye Şahin kardeşimiz ve Nurdane ablamızla birlikte Nienburg’a hareket ettik.
Hannover temsilcimiz Ayşe Türk ve Arife kardeşimizle de buluşarak yol arkadaşlığımızı daha da güzelleştirdik.
Farklı şehirlerden, farklı hayat tecrübelerinden ve farklı sorumluluk alanlarından gelen bizler, aynı arayışın etrafında bir araya gelmiştik.
İlk günümüz tanışma, muhabbet, hasbihaller ve bölgelerimizde neler yapabileceğimize dair istişareler yaptık.
Herbirimizin yaşadığı şehir, karşılaştığı meseleler ve üstlendiği sorumluluklar farklıydı.
Fakat hepimizi birleştiren ortak bir gaye vardı:
Medeniyet şuuruyla düşünmek, dert edinmek ve dertlerimizle demlenmek, derinleşmek...
Yusuf Kaplan Hocamızın düşünce dünyasında sıkça karşılaştığımız o sarsıcı sözü zihnimizde yankılanıyordu:
“Dertsizseniz dert sizsiniz.”
DERDİMİZ NE?
Çünkü bir davaya gönül vermek, yalnızca onun güzel sözlerini söylemekle değil, onun yükünü omuzlamaya talip olmakla mümkündür.
Dert, insanın içinde başlamalı, kendini tanıdığı ölçüde ancak Rabbini tanır insan.
Kendini bilmeyen, Rabbini bilemez. Rabbini bilemeyen kendini bulamaz ve kendi olamaz.
MTO, bu kutlu yolculuk; samimiyet, sadakat, istikrar ve liyakat ister.
Biz de bu anlayışla, derdimizi gönlümüzde harmanlayarak aşk ile yola revan olduk.
Bir şehri gezmek değil, bir şehri okumak…
Kampımızın ikinci günü, Nienburg’un tarihî sokaklarında yürüyerek başladı.
Yusuf Kaplan Hocamızın şehirleri tanımaya ilişkin yaklaşımından hareketle, bulunduğumuz yeri yalnızca görmekle yetinmek istemedik.
Sokaklarını, tarihini, mimarisini ve taşıdığı izleri anlamaya çalıştık.
Nienburg, Weser Nehri kıyısında gelişmiş, geçmişi bin yılı aşan bir Alman şehri.
Şehrin adı 1025 yıllarına uzanan kayıtlarda geçiyor; adı, “Yeni Kale” anlamına gelen Neue Burg ifadesiyle ilişkilendiriliyor.
Tarih boyunca ticaret yollarının ve önemli bir nehir geçişinin kesişiminde bulunması, şehrin gelişiminde belirleyici olmuş. Bugün tarihî dokusunda görülen eski yapılar, Weser bölgesinin geçmişini ve şehrin hafızasını hâlâ taşıyor.
Biz o sokaklarda yürürken yalnızca bir şehrin geçmişini öğrenmiyorduk.
Bir mekânın nasıl kimlik kazandığını, tarihin bir şehrin ruhuna nasıl işlendiğini ve geçmişin bugüne nasıl taşındığını da düşünüyorduk.
Bir şehri tanımak, onun yalnızca nerede olduğunu bilmek değildir.
O şehrin hangi hikâyelerle kurulduğunu, hangi hatıraları sakladığını ve bugünkü hâline nasıl ulaştığını ve bugün bize ne söylediğini anlamaya çalışmaktır.
Tarihi teneffüs etmektir.
Görmek başka, tanımak başka, anlamak başka anlamlandırmak bambaşka…
“Bir şehri tanımak ve keşfetmek için, o şehrin sokaklarında yürümek, tarihine dokunmak ve ruhunu anlamaya çalışmak gerekir.” der hocamız.
Nienburg’un sokaklarında yürürken gezimizi bir seyirden ziyade bir okuma çabasına dönüştürmeye çalıştık.
Çünkü şehirler de okunmayı bekleyen birer kitaptır; yeter ki onlara bakmayı değil, anlamayı öğrenelim.
STEINHUDE: SUYUN, TARİHİN VE İNSANIN HİKÂYESİ
Nienburg’dan sonra yaklaşık bir saatlik yolculukla Steinhude’ye ulaştık.
Steinhude, aşağı Saksonya’nın en büyük gölü olan Steinhuder Meer’in güneydoğu kıyısında yer alıyor.
Tarihî geçmişinde balıkçılık ve dokumacılık önemli bir yer tutuyor. Ahşap çatkılı evleri, eski balıkçı köyü kimliği ve göl kıyısındaki yaşamıyla geçmişin izlerini günümüze taşıyor.
Yerleşimin adı da tarihî kayıtlarda 1290 yılında Stenhuthe biçiminde karşımıza çıkıyor.
Gölün kıyısında yürürken, suyun enginliğine bakarken ve çevreyi keşfederken bir kez daha düşündüm:
İnsan, bulunduğu yere yalnızca gözleriyle bakarsa manzarayı görür; zihniyle bakarsa ayrıntıları fark eder, kalbiyle bakarsa anlam aramaya başlar.
Bizim arayışımız da tam olarak buydu.
Bir şehri tanımak, bir gölü seyretmek, bir sokağı arşınlamak…
Bunların her biri, insanın dünyayı anlama çabasının bir parçasıdır.
Yeter ki gördüklerimizi zihnimizde biriktirmeyelim, onları düşüncenin, bilginin ve tefekkürün süzgecinden geçirelim.
Çünkü tanımadan anlamak, anlamadan anlatmak, bilmeden hüküm vermek insanı hakikatten uzaklaştırır.
Şehirleri okurken kendimizi de okumamız gerektiğini hatırladık.
Peki, biz kendimizi ne kadar tanıyorduk?
Yaşadığımız çağın meselelerini, toplumumuzu, ailelerimizi, gençlerimizi ne kadar anlayabiliyorduk?
Medeniyet Tasavvuru Okulu insanı kendiyle tanıştırıyor, özüyle buluşturuyor, sözünü berraklaştırıyor, dilini güzelleştiriyor.
Hocamızın “Okumak Nedir? Okumayı Okumak” eserini kampımızın en önemli fikrî buluşmalarından birine hazırlandık.
Öncesinde Yusuf Kaplan Hocamızla çevrim içi bir görüşme gerçekleştirdik.
Sorularımızı, sorunlarımızı, çözüm arayışlarımızı ve Avrupa’da MTO adına neler yapabileceğimizi konuştuk.
Hocamızın değerlendirmeleri ve kitap üzerine açtığı ufuk, zihnimizde yeni kapılar araladı.
Ardından hocamızın “Okumak Nedir? Okumayı Okumak” kitabı üzerinde konuştuk.
Fakat önümüzde yalnızca okunacak bir kitap yoktu. Asıl mesele, okumaya dair bildiklerimizi yeniden gözden geçirmekti.

