Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin son on yılda küresel diplomaside kurduğu yeni ittifaklar, geliştirdiği altyapı ve artan stratejik kapasitesiyle bir güç merkezine dönüştüğünün herkes farkında. Bu yükseliş, Misak-ı Millî sınırlarının dışına çıkıldığında daha iyi anlaşılıyor.
Son bir yıllık gelişmelere baktığımızda, her devlete nasip olmayacak bir yükseliş süreciyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Tarihin belli evrelerinde milletlerin kaderine yükselmek ve yeni bir medeniyet merkezine dönüşmek yazıldığında, bu gidişatı kolay kolay durduramazsınız. Kesintiler ve yavaşlamalar olabilir; fakat yükselişin yönü değişmeyebilir.
NATO Zirvesi ile başlayan süreci birkaç başlık altında ele alalım.
TÜRKİYE YENİ BİR GÜÇ MERKEZİ OLUYOR
NATO Zirvesi’nde Külliye’de gerçekleştirilen karşılama töreni, Türkiye’nin devlet kapasitesini ve diplomatik konumunu gösteren sembolik bir hadiseydi. Uzun zamandır gündemde olan Irak Kalkınma Yolu Projesi, Irak Başbakanı’nın ziyaretiyle yeni bir aşamaya geçti. Bu proje, Irak’ın istikrarı ve bölgesel ekonomik entegrasyon açısından önemli bir imkân taşıyor.
Zengezur Koridoru, Türkiye’nin Türk dünyasına açılan stratejik kapılarından biridir. Hicaz Demiryolu’nun yeniden hayata geçirilmesi fikri dahi Orta Doğu’da büyük bir heyecan oluşturuyor. Türkiye, tarihsel bağlarını geleceğin jeopolitiğiyle birleştiren bir anlayışla hareket ediyor.
Suriye’de ülkenin toprak bütünlüğünün sağlanması ve farklı toplumsal kesimlerin ortak bir devlet çatısı altında yaşaması, Türkiye’nin güvenliği açısından hayati önem taşıyor. Terörsüz Türkiye süreci de yalnızca iç politikayla sınırlı değildir; Irak ve Suriye’de kalıcı istikrarın önünü açabilecek bölgesel bir dönüşümün parçasıdır.
Türk Devletleri Teşkilatı adım adım kurumsallaşıyor. Mekke İttifakı olarak anılan yeni iş birliği arayışları, Türkiye-Pakistan-Endonezya-Katar hattındaki temaslar ve Libya ile deniz yetki alanları konusundaki gelişmeler, Türkiye’nin bölgesel ilişkilerini çeşitlendirdiğini gösteriyor.
R4 E3 toplantısının Türkiye’de gerçekleştirilmesi ve Kanada’nın yeni ittifak arayışları çerçevesinde Türkiye ile ilişkilerini geliştirmesi de dikkat çekici gelişmelerdir. Bütün bu başlıklar, Türkiye’nin yalnızca gelişmeleri takip eden değil, bölgesel ve küresel krizlere çözüm arayan bir aktör hâline geldiğini gösteriyor.
Elbette bu liste, Türkiye’nin yürüttüğü diplomatik faaliyetlerin yalnızca bir bölümüdür.
BU YÜKSELİŞ AK PARTİ’DEN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR
Türkiye’nin bu yükselişini kendi kendine gerçekleşmiş bir hadise olarak değerlendiremeyiz. AK Parti’nin siyasi tercihleri, altyapı yatırımları, dış politika yaklaşımı ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği bu dönüşümde belirleyici rol oynamıştır.
Bugün iki önemli mesele üzerinde durmamız gerekiyor.
Birincisi, Türkiye bir güç merkezine dönüşürken ülkenin imkânlarını kendi çıkarları için kullanan, bu yükselişe zarar veren iş insanları, bürokratlar ve siyasetçilerdir. Bir milletin yeniden var olma mücadelesine üç kuruşluk dünya menfaati uğruna ihanet etmek, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk meselesidir.
İkincisi, bütün bu gelişmelerin siyasi motoru olan AK Parti’nin durumudur. Yirmi beş yıldır pek çok badireyle karşılaşan parti, bunların önemli bir bölümünü aşmayı başardı. Bugün karşılaştığı sorunları da aşabilecek tecrübeye sahiptir.
AK Parti’yi yalnızca bir lider partisi olarak değerlendirmek eksik bir yaklaşımdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği kadar partinin teşkilat disiplini, kurumsal yapısı ve yerel yönetim kapasitesi de önemlidir. Milyonlarca üyesi, yaygın teşkilat ağı ve sivil toplumla kurduğu ilişkiler, AK Parti’yi Türkiye’nin en örgütlü siyasi yapılarından biri hâline getirmiştir.
Böylesine büyük bir yapının sorunlardan uzak kalması mümkün değildir. Önemli olan, sorunlarla yüzleşmek, muhakemesini yapmak, yanlış yapanlarla yolları ayırmak ve gerektiğinde kendini yenilemektir.
Türkiye’nin yükselişi ile AK Parti’nin siyasi tecrübesi arasındaki bağ göz ardı edilemez. Bu nedenle partinin önündeki sorunları aşması, yalnızca kendi geleceği bakımından değil, Türkiye’nin yeni bir güç merkezi olma iddiası açısından da önemlidir.

