Ekrem İmamoğlu
bir “proje
”ydi. FETÖ üzerinden yürütülen Türkiye tasarımının, kalkışmasının, yeni bir aşaması
, siyasi ayağıydı. Siyasi yol ve yöntem kullanılarak Türkiye’yi Avrupa, ABD, İsrail eksenine yamama
, bir yüz yıl daha böyle götürme hesabıydı. Avrupa
ülkelerinin birçoğu arkasındaydı. O dönemin ABD
yönetimi arkasındaydı. İsrail
tam anlamıyla arkasındaydı! 15 Temmuz
gibi çılgın bir saldırıda kaybedenlerin bu sefer siyasi yolla uygulayacakları yeni tür darbe girişimi
ydi.KAYBEDENLERİN SON SIĞINAĞI OLDU. PEKİ HERKESİ ORAYA KİMLER TAŞIDI?
Darbe ve dışarıdan müdahaleyi kaybedenlerin son sığınağı, son umuduydu. Bu yüzden de sadece dışarıda değil, içeride de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la sorunu olan, Türkiye’nin bugünkü gücüne ulaşmasını engellemek isteyen herkes bu yeni “siyasi müdahale” projesine katıldı.
FETÖ ile iş birliği yapanlar, gizli fetöcüler, o çevreden olmayıp Türkiye’nin eski iç ve dış vesayet aygıtlarının yaşamasını isteyenler, oralardan güç ve iktidar devşirenler hemen bu cepheye koştular. 15 Temmuz’un gizli ortakları, yandaşları da oraya koştular.
Bu sefer CHP’li yoktu, İYİ Partili yoktu. Bilinen siyasi tanımların dışında bir koalisyon oluşturuyorlardı. Ortak noktaları Erdoğan düşmanlığı ve eski Türkiye özlemiydi.
Bazı cemaatlerden, bazı sermaye çevrelerinden, bazı siyasi cephelerden hatta AK Parti kimliğine sahip olanlardan birçokları oraya yönlendirildi.
KORKUNÇ BİR EZİKLİK VE AÇ GÖZLÜLÜK; TÜRKİYE’Yİ KİŞİLİKSİZLEŞTİRME PLANIYDI.
AK Parti ve MHP’yi küçültme, CHP’yi ele geçirme planlarının tamamı bu amaca yönelikti. Tam bu sırada kimlerin hangi siyasi ajanda için rol üslendiği ciddi ciddi sorgulanmalı.
Ekrem İmamoğlu bir siyasi kişilik değildi. Ama Zelenski gibi, Guaido gibi, her isteneni yapacak, ülkesini istenen her alana savuracak kıvraklıkta ve ilkesizlikte biriydi.
İyi bir rol-modeldi. Tam da istenen kişilikti. Para ve şöhretle başı dönenlerdendi. Batı’ya sadakati tamdı. Korkunç bir eziklik, aç gözlülük içinde, onun şahsında Türkiye’yi kişiliksizleştirecek kişiydi.
ELLERİNİ OVUŞTURAN AK PARTİLİLER: KORKAKÇA BİR İŞ YÜRÜTME YÖNTEMİ!
Açıktan Ekrem’in yanında görünmeyip de onun başarılı olması için ellerini ovuşturan, bu yolla Erdoğan’dan intikam alma yoluna giden, gizli gizli telkinler ve destekler gönderen AK Partililer, eski siyasetçiler yok muydu?
Bugün hâlâ aynı itirazlarını devam ettirenler, o gün de Ekrem üzerinden mesaj yayıyorlardı.
Bence korkakça iş yürütüyor, açıktan bir oyuna giremiyor, başkasının gölgesine girerek yol alıyordu. Çünkü Ekrem’i destekleyenlerle onları destekleyen aynı güçler, aynı çevrelerdi.
Bazıları kişisel öfke ile, bazıları destek aldıkları ülkelerin telkinleri ile Ekrem gibi bir adamın peşine takılmış bir umut inşa ediyorlardı.
ÜRKEK, SİLİK, SİNSİ TAVIRLAR.
15 Temmuz darbe ve dış müdahalesini boşa çıkaran akıl ve irade Ekrem’i de boşa çıkarmayı bildi. Ona destek verenlerin hayallerini de suya düşürmeyi bildi.
Ama onlar hâlâ, gizli görüşmelerle, gizli ittifak girişimleri ile, ürkek açıklamalarıyla arayışlarını sürdürüyor. Oysa Ekrem üzerinden 15 Temmuz’un ikinci aşaması boşa çıkarılmıştı.
İkisinde de ürkek ve silik, sinsi tavır gösterenlerin Türkiye için güçlü bir duruş sergilemeyecekleri, “Emaneti ehline teslim etme”, “Türkiye’yi eski efendilerine teslim etme” dışında hiçbir siyasi rol oynayamayacakları açıktır.
İSTANBUL’U ALDIK, TÜRKİYE’Yİ DE ALIRIZ! DOKSANLARIN TÜRKİYE’Sİ PLANLARI BUNLAR!
Ekrem üzerinden oluşturulan açık ve gizli koalisyon, İstanbul’u aldı. Bu, 15 Temmuz’cuların zaferiydi. “O zaman Türkiye’yi de alırız” diye büyük bir coşkuya kapıldılar.
Görünen her şey seçimlerle yürüyor ama seçimlerin gölgesinde bir darbe süreci işliyordu. Bir çokuluslu müdahale planı, dışarıdan ve içeriden ilmik ilmik işleniyordu.
Bu çevreler Türkiye’yi Venezuela gibi, Kolombiya gibi, 1990’ların Türkiye’si gibi düşünerek büyük bir hata yaptı. Batı’da planlanan, Türkiye’de oynanan her kurgunun yine başarılı olacağını sandı.
15 Temmuz darbe girişimiydi. Askeri bir denemeydi. Başarısız oldu ama siyasi ayakla yürütülen mutlak başarılı olacaktı!
“ZULÜM 1453’TE BAŞLADI” DİYENLERLE NASIL ORTAK OLDUNUZ!
Nitekim İstanbul alınmıştı. İki kez alınmıştı. Peki Türkiye teslim edilecek miydi? “Zulüm 1453’te başladı” diyenler bu kurgu ile kazanırken, tarih ve coğrafya kimliği ile yetişenlerin bu kurgunun içinde olması nasıl açıklanacaktı?
Elbette ABD’nin, Avrupa’nın olgunlaştırdığı siyasi kimliklerle… Muhafazakâr ve ABD’ci, muhafazakâr ve İngilizci, muhafazakâr ve AB’ci kimlikler, tek bir işaretle yeni cepheye taşınmıştı.
Oysa dünya Batı’nın tek yanlı düzenlemelerinin reddedildiği bir tarih aralığına girmişti. Eski güçleri yoktu ve olmayacaktı. Yeni güçler sahne alıyor, küresel iktidar alanı bölünüyordu. Tam bu dönemde Türkiye nerede kalacaktı? 20. yüzyıl mı devam edecekti yoksa kendine bir yol mu çizecekti?
“BU HAMASET” DEDİLER. “BATI BUNU DA FORMATLAR” DEDİLER.
Aslında o yol çiziliyordu. İmparatorluklar aklı bütün ihtişamı ve iddialarıyla geri dönüyor, Anadolu’daki bin yıllık siyasi genetik harekete geçiyordu?
Onlar bunu gördü ama inanmadı. Hamaset gibi algıladı. Duygusal bir hayaldi! Bu duygu bile Batı tarafından pekâlâ yönetilebilir, formatlanırdı. Daha önce bu da defalarca yapılmıştı.
Batı’ya sarsılmaz iman, Batı’yı gücün tek kaynağı görmek onlara hata yaptırdı. Tarihin yanlış sayfalarında kaldılar. Küresel eğilimlere cephe aldılar, geleneksel güç alanlarının yine kazanacağını düşündüler. Ve kaybettiler. Bence bundan sonraki her yeni denemede kaybedecekler.
ASLINDA İKİNCİ DARBE GİRİŞİMİ ÖNLENDİ.
Ekrem üzerinden yürütülen proje, bir siyasi darbe girişimi olarak, İstanbul’dan Türkiye’ye yönelince, Türkiye’nin siyasi genetiği müdahale etti.
Bir siyasi darbe süreci, Avrupa ve İsrail kaynaklı bir müdahale süreci durduruldu. Bir Ukrayna, Venezuela girişimi önlendi. 15 Temmuz’a ikinci kez darbe vuruldu.
Oysa onlar öyle bir güce inandılar ki, pervasız hareketlere giriştiler. Devleti, kurumları, Türkiye’yi, bu ülkenin tarihi ve siyasi genetiğini ucuzlattılar, sulandırdılar. Türkiye’nin siyasi hedefleri ile, verdiği mücadelelerle alay ettiler.
Kullandıkları dil tamamen Avrupa merkezliydi. Kavramlar, deyimler, kampanyalar, söylemler Avrupa üretimiydi.
KORKUNÇ PARA TRAFİĞİ: GÜCÜ DIŞARIDA ARAYAN HER YAPI İÇ TEHRDİT OLACAKTIR.
Nasıl olsa CHP’yi ele geçirmişlerdi. MHP ve AK Parti’den kopmaları hazırlamışlardı. Medyadan cemaatlere, birçok yerde örgütlenmişlerdi.
Korkunç bir para trafiğini yönetiyorlardı. Yerel seçimlerde Anadolu’nun ücra köşelerine kadar para dağıtıyorlardı. Önlerinde duracak hiçbir şey yoktu!
“Beni içeri atsınlar, bu hükümet akşama kalmaz devrilir” diyordu. Bir şizofreni, böyle bir hale sokmuşlardı. Hadi o öyleydi ama Türkiye’nin siyasi hayatında ciddi roller üstlenmiş isimler nasıl oluyordu da bu kişinin arkasında hizalanıyordu? Çünkü ona bu gücü verenler onlara da böyle telkin ediyordu.
Ama olmadı. Batı’nın yeni siyasi dizayn oyunu yine başarısız oldu. FETÖ gibi, PKK gibi onlar da tasfiye edildi. Artık gücü ve iktidarı dışarıdan devşiren her yapı, hareket, çevre; bir iç tehdit gibi görünecek, tolerans gösterilmeyecekti.
ŞİMDİ BİR “İKAME YAPI” KURDULAR. BU YENİ BİR “KALKIŞMA” OLACAKTIR.
Şimdi bir “ikame yapı” kurdular. Yeni bir “siyasi parti” örgütlediler. Çünkü en iyi kamuflaj siyasi partidir. Yine Avrupalı “artıklar”a güvendiler. Ama onların Türkiye’de gücü tükendi, anlamadılar. İsrail’in hâlâ bir şeyler yapabileceğini düşündüler.
Avrupa kendi sınırlarını, varlığını koruma telaşına düştü. Rusya tehdidine, daha sonra kendi aralarında çıkacak çatışmalara odaklandı.
Artık Avrupa’nın, Batılı istihbarat teşkilatlarının Türkiye’de iç siyaset dizaynı yapma imkânı olmayacak. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin güç dinamiği temelden değişti. Eski Avrupa da yok, eski Türkiye de. Batı başkentlerinden siyaset icazeti alma yolu kapatıldı.
O “İKAME YAPI” DA “İÇ TEHDİT” OLACAK! İSRALİ DESTEĞİ VATANA İHANET OLUR…
Gazze’deki soykırımdan sonra İsrail, bütün coğrafya ile savaş haline girdi. Türkiye ile savaş haline girdi. Mesele, sanıldığı gibi sadece Netanyahu değil, İsrail’in kendisi.
Bu coğrafyada “İsrail haritası”nın ömrü bitmiştir. İsrail etiketli her şey, Türkiye içinde ağır bir bedel ödeyecektir. Terör, suikast ve örtülü saldırılar hariç, İsrail’in Türkiye’de iç siyasete taraf olma şansı asla olmayacaktır. Bunu deneyenler ise vatan haini damgası yiyecektir.
Dolayısıyla bu “ikame siyasi parti”nin hiçbir geleceği olmaz. Onlara Türkiye içinde, başkaları adına operasyonlar yürütme imkânı verilmez.
Siyasi ajandalarının ne olduğu, amaçlarının ne olduğu daha şimdiden belli olan bir partinin kadrolarına bir süre sonra “iç tehdit” muamelesi yapılabilir.
OTURUN OTURDUĞUNUZ YERDE. KAÇ KEZ DENEDİNİZ. YİNE Mİ?
Hiçbir siyasi partinin, Türkiye’ye bağlığında sorun olamaz. Varsa orada başka bir hesap vardır. On yıllarca “silahlı terörle” mücadele etmiş bir ülkenin, şimdi de “siyasi terörizm”le sınanması zamanı da geçmiştir.
Tam da “ikame parti”nin kurulduğu günlerde, daha önce Ekrem İmamoğlu’na umut bağlayan, yolu AK Parti’den geçmiş isimlerin yeniden hareketlendiğini, seslerini yükselttiklerini görüyoruz.
Yine bir umuda sarılmışlar. “Yeni Parti” üzerinden bir gedik açabilir miyiz derdine düşmüşler. Oturun oturduğunuz yerde!
Bu yol sizi hiçbir şekilde doğru adreslere götürmeyecek. Kaç kez denediniz, olmadı. Yine denemek gerçekten Türkiye ve dünyada neler olduğunu zerre anlamamaktır.
Bütün bunlar demokrasi, siyasi parti meselesi değildir. Bütün siyasi partiler Türkiye eksenine bağlı olmak zorundadır. Hepsi böyle bir sınavı geçmek zorundadır. Türkiye’de siyasi parti kurup, siyaset yapıp, Türkiye dışında güçlerin ajandasını takip edenlere müsamaha edilemez.
İÇ SİYASET, DARBE HATTA SAVAŞLA TEHDİT ETSENİZ BİLE OLMAYACAK!
Verilen mücadele, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi ekseninde kalıp kalmayacağı meselesidir. Bin yıldır bu coğrafyada tarih inşa eden, coğrafya formatlayan o genetikle boy ölçüşmeye kalkışan herkes gidiyor, gider.
Son on yılda, kimler gitti, kaybetti, tasfiye oldu, dikkatli bakılmalı. Sonrasını zaten görürsünüz.
Türkiye, kuruluşundan bu yana ilk kez bu kadar güçlü. Bu aşamalara gelmek hayal bile edilemezdi. Geldik… Artık Türkiye’nin gücü sınırların ötesine, büyük coğrafya haritasına hatta kıtalara ulaşıyor.
Eski Türkiye’ye dönüş olmayacak. Böyle bir ülkeyi iç siyasetle, darbe tehditleri ile, dışarıdan müdahalelerle hatta savaşla tehdit etme imkânı yoktur.
DIŞARIDAN GÜÇ ALANLAR, DEVLET İKTİDARINI HEDEF ALANLAR İÇ TEHDİT OLUR.
Öyleyse içeridekiler, o çok güvendiğiniz güçler adına mücadeleyi bırakın. Onlar için kendinizi cephelerde konuşlandırmayın. Bu yol bitti. Türkiye’ye bağlanın. Bu ülkeye güvenin. Türkiye ile yürüyün. Burada sizin de katkınız olsun.
Siyasi parti, cemaat, örgüt, STK, sermaye gibi yapılanmaların tamamı Türkiye eksenine bağlı olmak zorunda. Devletin ve ülkenin bütün bunlara ihtiyacı var.
Ancak; dışarıdan destek alan, devletin iktidar alanından pay isteyen herkes bir tür “iç tehdit” olur. Bu çizgi geçilmemeli.
TÜRKİYE’YE BAĞLILIK ESASTIR.
Türkiye’ye bağlılık esastır. Bireyler için de çevreler için de, kimlerin bu bağlılıkta sorunu varsa, Türkiye’nin de onlarla sorunu vardır. Kim devleti by-pass edecek iktidar alanlarına yönelirse, iç tehdit muamelesi görecektir.
Dünyada her ülke, devletin merkez iktidar alanını güçlendirmeye çalışıyor. ABD, Rusya, Çin, Avrupa… Nereye bakarsanız bakın bu böyledir.
Öyleyse Türkiye’nin bu alanı güçlendirmesinin önüne çıkan her yapı ve kişi tasfiye edilecektir. Bütün dünya böyle bir yola girdi.
O zaman herkes hesabını yeniden yapmalı.

