Eğer çok sıra dışı bir konu gündeme gelmezse ekonomide önümüzdeki haftanın en önemli gündem maddelerinden birisi Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun (PPK) faiz kararı olacak. Açıkçası artık hemen hemen herkesin hatta faiz konusunda elini korkak alıştırmayanların bile yüksek bulduğu politika faizinin değişikliği ile ilgili bir adım beklemiyorum. Bunu en baştan kayda geçirmiş olayım zira Merkez Bankası’ndan bugüne kadar yapılan yazılı ve sözlü yönlendirmeler ile atılan adımlardan bu çıkarımı yapmak çok kolay. Dahası Merkez Bankası’nın üstü kapalı şekilde piyasaya söz verdiği ya da alıştırdığı “reel faiz” olmazsa süreci yönetmekte zorlanacağına ilişkin oluşan algıyı yenmek de kolay değil. Keşke en başından bu kadar bonkör olunmasaydı!
Gelelim bu haftaya. Merkez Bankası İran Savaşı ve mutlak döneminde oluşan enflasyonist riskler ve döviz talebi endişesi ile aynı zamanda politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihalelerine ara vermişti. Yani halen politika faizi olan %37 tabelada iken piyasa fonlaması %40 ile yapılıyor. Bu bakımdan 23 Temmuz’daki PPK toplantısında bir faiz indirimi atılmasını beklemek pek akılcı görünmüyor çünkü hali hazırda Merkez Bankası politika faizini bile kullanmıyor daha üst orandan fonlama yapıyor.
Ayrıca bitti denilen ABD-İran Savaşı ise maalesef yeniden başladı. İlk etki de her zamanki gibi petrol fiyatları ve dolayısıyla akaryakıt fiyatlarında görüldü. Dahası Ukrayna’nın Rusya’daki bir petrol rafinerisini vurması ile motorin ve benzin arzında ilave bir sorun da devam ediyor. Akaryakıt fiyatlarındaki artışlar enflasyon yayılımını ciddi şekilde artırıyor. Bu bakımdan iki farklı kanaldan gelen baskının etkisi maalesef akaryakıt fiyatlarını olumsuz etkilemeye devam edecek gibi görünüyor.
Savaşın bir diğer olumsuz etkisi de Merkez Bankası rezervleri üzerinde hissediliyor. Artan enflasyonist etkiler nedeni ile ABD Merkez Bankası Fed’in faiz artırma ihtimalinin artması Dolar Endeksi’ni yukarı iterken altının ons fiyatını da baskılıyor. Dolayısıyla Merkez Bankası rezervlerinin altın kısmında düşüş yaşanırken kurun artış hızını dengelemek için kullanılması gereken rezerv miktarı da artıyor.
Böyle bir ortamda Merkez Bankası’nın faiz indirimi adımı atmasını beklemiyoruz. Zaten piyasadaki genel beklenti de Merkez’in 23 Temmuz’daki toplantıda pas geçeceği yönünde oluşmuş durumda. Buraya kadar yazdıklarım Merkez Bankası’nın bugüne kadar izlediği politikalar neticesinde oluşan çıkarımlarım. Yani faizi indirmesin ya da pas geçsin gibi bir görüşüm yok. Bana göre faiz indirimleri konusunda Merkez Bankası en iyi dönemleri kaçırdı. Özellikle carry trade için gelen yabancıyı yüksek reel faize alıştırdı. Dahası döviz kuru geçişkenliği halen oldukça yüksek olduğu için her ne kadar “döviz kuru seviyesi hedefim yok” dese de kurdaki artışı aylık enflasyonun altında tutmaya çalışıyor.
Özetle bu hafta PPK’dan çok büyük bir beklentiye girmemek gerekiyor. Elbette reel sektör için ideal durum bu değil. Her geçen gün daha çok konkordato, iflas, karşılıksız çek-senet, sermaye piyasası borçlanma araçlarının itfasını yapamadığı haberi alıyoruz. Maalesef görünen o ki bu haberler daha da artacak. Elbette yatırıma yönelik kredi genişlemesi haberleri olumlu ancak şu an yeni yatırımdan daha ziyade yüksek faiz altında ezilen reel sektörün zombileşmemesi için daha önce de defaten önerdiğim çözüme ihtiyaç var: Acilen reel sektörün kısa vadeli yüksek faizli spot kredileri uzun vadeli düşük faizili taksitli ticari kredilere dönüştürülmeli!

