sevgili okuyucularım; doktor ilhami kaya''nın yakın akrabası rasim''in geçen sene rahmete kavuşan metin erksan''la (1928-4 ağustos 2012) aralarında geçen iki diyaloğu bana nakletmesi, değerli rejisöre ait bir hâtırâmın su yüzüne çıkmasına sebeboldu..
zannederim 1990 lı yıllardaydı.. fransızların meşhur filozofu roger garaudy (garodi), türkiye''ye gelmişti.. islâm konferansı örgütü (ikö)nün yıldızdaki ofisi irsika''da kalburüstü entellektüellere dinler ve medeniyetler hakkında bir konferans veriyordu.. ofisin salonunu gayet seçkin bir zümre doldurmuştu.. kürsüde ekmeleddin ihsanoğlu, garodi ve modern sakallı bir de tercüman mevki almışlardı.. toplantıyı ihsanoğlu idare ediyor, garodi''nin söylediği her cümleyi tercüman sıra ile cümle cümle tercüme ediyordu.. bir ara arkamızdaki sırada oturan merhum ergun göze''nin sesi duyuldu: ''tercüman yanlış tercüme ediyor'' dedi.. ergun''un yanıbaşında ahmet aydın bolak ve eşi oturuyordu.. ben fransızca anlamam.. geriye döndüm.. aydın bey''in yüzüne baktım.. ergun göze''yi destekler bir tavır içindeydi.. ergun''a ''îkaz edelim'' dedim, ''tercümanı değiştirsinler'' fakat o hareketsiz kaldı.. önümüzdeki sırada oturan âgah oktay güner ve mehmet şevket eygi''den de herhangi bir söz çıkmadı.. dayanamadım, ekmeleddin bey''e hitaben: ''sayın başkan dedim, tercümanımız biraz yoruldu zannederim, ona az dinlenme imkânı verilse pek münasibolur'' dedim.. ekmeleddin bey''de işin farkında olacak ki, ''- tabi efendim olabilir'' dedi.. ve âgah oktay güner''e dönerek: ''-buyrun âgah bey siz bize yardımcı olun'' dedi.. âgah bey tercümanın yerine geçti.. o esnada başkan, mehmet şevket eygi''yi de kürsüye davet etti.. o da oturdu ve konuşma bir hatip ve iki tercümanın himmetleriyle devam etti.. garodi''ye sualler soruldu.. cevaplar alındı ve ilmî konferanslara yakışan bir ciddiyet ve düşünce faaliyeti içinde toplantı sona erdi..
toplantıdan sonra ikişer üçer veya gruplar halinde vasıtalara doğru yürürken yanyana düştüğümüz ekmeleddin bey''e: ''ne enteresan dedim, maksist metin erksan da gelmiş garodi''yi dinlemeye'' derdemez bir de baktım rahmetli rejisör hemen biraz geride bizimle beraber yürümüyor mu!.. hiç istifini bozmadı.. sadece hafif tebessüm etti.. ekmeleddin ihsanoğlu da bir şey söylemedi.. beni sorarsanız.. karışık duygular içinde sessiz kaldım.. bir ara erksan''a sahiden marksist olup olmadığını sormak arzusuna kapıldım.. ama yürüyoruz.. herkes arabasına binecek birbirleriyle vedalaşıyor..
tesadüfün bana hazırladığı bu vak''ayı hatırladıkça hâlâ hayıflanırım.. hangi dersi çıkarmam lâzımgeldiğini anlamaya çalışırım..
bu hikâye üzerine, yanılgıların söylentilerin sebebolduğu zanların, hakikate, adalete ve masum insanlara verdiği acıları düşünüp de islamiyetin tazannun etme faciasını dile getiren hükmünü bir sevgi, bir inşirah, ve bir ferahlık içinde hatırlamamak mümkün mü?
*
aradan yıllar ve yıllar geçtikten sonra bizim rasim''in anlattığı konuşma ise şöyledir..
yine bir gün kendisiyle din konusunda sohbet ediyorduk.. mevzu gazali ile ibnirüşd arasındaki fikir çatışmasına gelmişti.. din hakkında olağanüstü bir bilgisi vardı.. kur''andaki âyetlerin neredeyse tamamı ezberindeydi.. ben hayretle sordum: ''bu kadar çok âyeti nasıl öğrendiniz?''.. çantasını açtı.. bir kur''anı kerim çıkardı.. ''ben dedi, kur''anı 24 saat yanımda bulundururum.. akşam yatarken bile kur''anı başucuma koyarım.. hayatımın en büyük ilhamını kur''anda bulmuşumdur'' dedi.. ve cümlesini şöyle tamamladı:
''çok şaşırmıştım.. çünkü metin erksan''ı medya marksist diye tanıtmıştı.. oysa marksist denilen metin erksan samimi bir müslümandı..''
*
yine birgün metin bey''le ev bakmaya gittik.. geride kalan ömrümü bahçeli bir evde geçirmek istiyorum demişti.. ogün ona sormuştum: ''senaryo yazma tekniğine dair iki görüşe rastladım.. birisi (kafamda senaryoyu tamamlamadan yazmaya başlamam) diyor.. öbürü de (senaryoya ait ortada birşey yokken, otururum ve yazmaya başlarım.. gerisi kendi kendine gelir.. beni sürükler) böyle birbirine zıt görüşler var.. bu hususta sizin fikriniz nedir?''
metin bey şöyle dedi: ''bütün bu görüşleri çöpe atacaksın.. içinden geldiği gibi senaryoyu yazacaksın.. henrik ibsen (danimarkalı), molyer, şekspir; kolejin kapısından içeri girmediler.. fakat en güzel piyesleri yazdılar.. insanın kaabiliyeti varsa, yazmak için diplomaya bile gerek yoktur..''
*
rahmetli rejisörle her buluştuğumuzda çeşitli sanat ve edebiyat konularına girmekten mahrum kalmazdık..ona birgün, mahmut tali öngören''in ''senaryo yazma tekniği kitabını okudum.. içinde birçok yanlışlıklar buldum'' dedikten sonra o yanlışları birbir açıklamıştım.. metin bey, ''sizi tebrik ederim benim bulduğum yanlışları siz de yakalamışsınız.. ilk defa senaryo tekniği hususunda benimle aynı düşünen bir kişiye rastlıyorum'' demişti..
sevgili okuyucular… o ezeli ve beşeri kaide yine hükmünü icra ediyor da biz herzaman değerlerimizin kadrini onları kaybettikten sonra mı idrak ediyoruz dersiniz.. bundan böyle kıymetlerimizi hayatta iken tanısak ne kadar güzel olur…
Başlıklar :

