İsrail’in Gazze’de ve Filistin’in tarihî topraklarında sergilediği vahşetin üzerinden üç yıldan fazla bir zaman geçti. Aslında bu koloni yapının gittikçe artan ve Filistin’e komşu olan ülkelere de sirayet eden yayılmacı saldırganlığı yüz yıldır devam ediyor. Bu saldırıların geçen hafta yapılan seçimlerden sonra artacağı yönünde söylentiler de yayılıyor. Bu söylentileri güçlü kılan emareler de haddinden fazla. Hatta İran’ın Amerika tarafından tekrar vurulacağı söylentisinin inandırıcı olması da emarelerin artmasıyla alakalıdır. Fakat çoğu kimse hâlâ Trump’ın İsrail tarafından yönlendirildiğine inanıyor. Bu yaygın inançtan dolayı İran’a yönelik yeni saldırıların da İsrail’in isteğinden ve yönlendirmesinden kaynaklandığını kabul ediyor. Bunlar Amerikalıların İsrail’in tuzağına düştüğünü de söylüyor. Aynı yaklaşıma göre Almanlar soykırım suçundan dolayı mahcubiyet içindedir ve İsrail’e karşı borçludur. İngiltere’de de siyasete Yahudi sermayesinin yön verdiğine inanlar çoktur. Onlara göre Avrupalılar ve Amerikalılar İsrail yayılmacılığını çaresizce destekliyor.
Birçok defa izah edildiği gibi İsrail’in yayılmacı saldırganlığını Yahudiliği ve Yahudi tarihini merkeze koyarak izah etmek çok yanlıştır. Bu yaklaşım propaganda gereği olarak ortaya çıkmıştır ve Siyonizm’e bitmez tükenmez bir kaynak sunmaktadır. Zaten Hıristiyan Siyonistler ya da daha özelde Evanjelik Hıristiyanlar Siyonizm’i bir ideoloji olarak öne sürdüklerinde bilinçli bir şekilde Yahudi ilahiyatını ve tarihini bu ideolojinin kaynakları arasında göstermişlerdi. Fakat bu ideolojinin de bir sınırı olmalıydı.
Amerikan İngilizcesinde sınır kavramının sürekli genişleyen ve ilerleyen bir anlamda kullanılması yerleşimci kolonyalizmin sonucudur. Bizde yerleşimci kavramının anlaşıldığını zannetmiyorum. Amerikan kültüründe yerleşimci kavramının taşıdığı anlam üzerine özel çalışmalara ihtiyacımız var. Türkçede bu kavramın derinlemesine tartışıldığını söyleyemeyiz. Fakat bu konuyla alakalı İngilizce ve Almanca kitaplar var. Bu dillerde de yerleşimcilerle ilgili yayınlar nispeten yenidir. Yeni yayınlardan önce Amerikan kültüründe “yerleşimcilik” çok olumlu bir anlamda kullanılıyordu. Hatta yerleşimcilere “öncü” denilmekteydi. Bu sebeple Amerikalılar için Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te zavallı yaşlı bir kadının evine saldıran New Yorklu ve Arizonalı bir yerleşimci de “öncü”dür.
İsrail yayılmacılığını Amerikan yerleşimci kolonyalizminin yeni bir versiyonu olarak gören yeni araştırmacıların yerleşimcilere aynı gözle bakmadığı aşikâr. Daha önce bahsettiğimiz Amy Kaplan’ın “Our American Israel”i bu yeni yayınlardan biridir. Bu yeni kitaplar ve yayınlar geleneksel inanışları yıkacak güçtedir. Walter L. Hixson’ın “American Settler Colonialism: A History (Amerikan yerleşimci Kolonyalizmi: Bir Tarih)” kitabı da bunlardan biridir. Bu kitapların Türkçeye kazandırılması gerekiyor. Çünkü bu türden yayınlar Avrupa ülkelerinde gittikçe yaygınlaşan öğrenci protestolarını anlamak bakımından da önemlidir. Zira Avrupa ülkelerinde yayılan öğrenci protestolarına katılanlar Marksist ve Müslüman olmakla da suçlanmaktadır. Fakat İngiltere’de gündem biraz daha netlik kazanmakta, “Siyonizm Irkçılıktır” önergesi etrafında şekillenmektedir. Diğer ülkelerde protesto gösterilerine katılan eylemcilerin, Filistin bayraklarını da taşımalarını ciddi bir gösterge olarak kabul edebiliriz. Şu soru çok önemli: “Batı medeniyeti” kendi içinde Siyonizm gibi kolonyal ve emperyal bir ideoloji ile hesaplaşacak mı yoksa yeni bir uygarlaştırma vizyonu olarak bu ideolojiye iman mı edecek? Protesto gösterilerini bu soruyu da merkeze koyarak değerlendirebiliriz? Çünkü İsrail, bütün savaş suçlarını Batı medeniyeti adına icra ettiğini söyledi ve Almanya gibi bir ülkenin başbakanı bu iddiayı doğrulayarak sahiplendi. Bunlar birer itiraf cümlesi değil, tam aksine bir vizyon deklarasyonuydu. Dolayısıyla bugünkü hadiseleri çok daha farklı bir zeminde tartışmak gerekiyor.
Hıristiyan ve Yahudi Siyonistlerin İngiltere’deki “Siyonizm Irkçılıktır” önergesini antisemitizm ile suçlaması aslında Batılı elitlerin temel çelişkilerini de ortaya koymaktadır. Şimdiye kadar aydınlanma döneminde ortaya çıkan fikirlerden azami ölçüde istifade etmişlerdi. Uygarlaştırma vizyonu da aydınlanma döneminin fikirlerinden beslenmekteydi ve din geri plandaydı.
Gazze’den sonra Avrupalı elitlerin ciddi anlamda geriye dönüşü temsil ettiğini söyleyebilirim. Bunun karşısında yaygınlaşan öğrenci protestolarının zamanla bir akıma dönüşüp dönüşmeyeceğini de zaman gösterecek. Fakat Batı medeniyeti ile ilgili tartışmaların çok daha sahici gündemler üzerinden yapılacağını şimdiden söyleyebiliriz.

