Ekonomi yönetimi enflasyonu düşürmeyi başaramadı, politika faizini yüzde 40’lara yapıştırdı; şimdi de fonlama faizini arka kapıdan yüzde 37’ye çekerek piyasalara ve vatandaşa bir rahatlama ilüzyonu sunmayı planlıyor. Oysa çarşıya, pazara çıkan herkes faiz oranlarıyla yapılan bu ince finansal mühendisliklerin, vatandaşın da esnafın da hissettiği ekonomik çaresizliği çözeceğini düşünmüyor. Bugün yapılacak her faiz indirimi, açılacak her musluk kaybolan dünleri geri getirmeye yetecek mi, dününü kaybedip, geleceğe dair umudunu yitiren hangi duyguyu geri kazandıracak bize.
39 aydır bulunduğumuz kısırdöngüde; aynı duvara toslayıp duruyor, kafayı gözü yardıktan sonra fesi düzeltip hiçbir şey olmamış gibi yine aynı yoldan devam ediyoruz.
Enflasyon hedeflerinin tutmadığı, hedeflerin tutmamasının da başarısızlık olarak görülmediği güzelim ekonomimizin çok daha derin, yapısal ve kronik problemleri var.
Politika faizini yarın sabah yüzde 10’a da indirseniz bu sorunları salt para politikasıyla çözemeyeceğiz. Neden mi?Hangi faiz seviyesi son üç yılın sonunda gelecekten umudunu kesip ne eğitimde ne istihdamda yer bulamayanlara yer bulacak, hangi faiz seviyesi ev kadınlarının görünmeyen emeğinin ve bakım yükünü hafifletecek, hangi faiz seviyesi barınmayı temel hak olmaktan çıkarıp rant aracına dönüşmesini engelleyecek, hangi faiz seviyesi tarladaki mahsulün tezgahtaki fahişliğine son verecek, hangi faiz seviyesi yapay zeka çağında yok olma tehlikesi yaşayan iş kollarına çözüm üretecek.
Hangi, hangi, hangi… Ekonomiyi bu kısırdöngüden gerçekten çekip çıkarmak faiz indirimi yerine hızla uygulanabilir somut reformları eş zamanlı olarak devreye sokmaktan geçiyor.
İŞKUR İLE BAĞLAN HAYATA
Mevcut durumda İŞKUR tarafından üniversite öğrencilerine yönelik, öğrencilerin ders programlarına göre değişkenlik gösteren staj programı var. Ancak 1-3 gün arasında üniversitelerin farklı birimlerinde yapılan bu stajlar maalesef beceri kazandırmanın ötesinde harçlık kazanmaya konumlanmış durumda. Hali hazırdan kolay yoldan para kazanma motivasyonunu pekiştiren, tembelleştiren de bir uygulama aslında. Bu noktada öğrencilere ödenen harçlıkların işverene sigorta primi desteği olarak aktarılması ve iş dünyasıyla imzalanacak etkin yerinde eğitim protokolleri sayesinde, gençlerin potansiyellerini Arnavut kaldırımları yerine doğrudan reel sektörde göstermelerinin önü açılabilir. Pek çok dört yıllık lisans bölümünün çöp olduğu günümüzde en azından son bir yıl tüm bölümlerde zorunlu ve denetimli staja dönüşebilir. Diğer türlü bu gidişle reel sektör ara elaman ihtiyacını kahve dükkanı köşelerinde aramaya başlayacak.
EV KADINLARININ EMEĞİNE DEĞER
İzlenen ekonomi politikasının dili olsa da konuşsa değil de ev kadınlarının emeğinin dili olsa da konuşsa dönemindeyiz. Ekonomi politikalarının çalışanlar, emekliler, gençler, esnaflar üzerinde bıraktığı etkinin kat ve katının mutfaklarda hisseden ev kadınları. Toplumun en büyük ama aynı zamanda en görünmez üretici gücü olan ev kadınlarının sırtındaki bakım yükünü hafifletmeliyiz. Kadınlar çocuk bakımı, beslenme, ilk yardım ve aile bütçesi yönetimi gibi temel alanlarda birkaç aylık pratik eğitimleri tamamlayarak e-devlet onaylı ev hanımlığına statü kazandıran sertifika almalı. Bu sertifikaya sahip kadınlara daha yüksek çocuk bakım ödeneği, indirimli sosyal güvenlik primi ve ücretsiz ileri eğitim hakları gibi somut maddi kazanımlar sağlanmalı. Daha önce teklif ettiğim her ev kadınına bir asgari ücret önerisini de buraya bir kez daha bırakıyorum.
DOĞUR DİYORUM SANA!
Türkiye’de yaşanan derin barınma krizi bir geçim meselesi olmaktan çıkıp ülkenin demografik geleceğini doğrudan vuran en belirleyici faktör haline gelmiş durumda. TÜİK verilerine göre Türkiye’de toplam doğurganlık hızının 1,42’ye kadar çakılması ve 81 ilin 76’sında nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in fersah fersah altına inmesi tesadüf değil. Bir yandan yalnız yaşayanların sayısının son 10 yılda yüzde 66,5 artarak 5,5 milyonu aşması hane yapısını hızla küçültüp kiralık konut baskısını tırmandırırken, diğer yandan 100 metrekarelik ortalama bir evin kirasının 24 bin lirayı aşması dramatik bir sahneyi gözler önüne seriyor. Bugün bir kamu personeline ödenen aylık çocuk yardımıyla oyuncak bebek dahi satın almak mümkün değilken verilmesi gereken maddi desteklerin de yeniden hesaplanması gerekiyor. Ev hanımlığının mesleki bir statüye kazandırılması ile 1 çocuk için 5 bin lira, 4.çocuk ve sonrası için verilecek 18 bin lira bile bugün doğurganlığı artırmaya yetmeyebilir. Doğurganlığın temel dinamosu barınmanın bir temel hak olmaktan çıkıp devasa bir rant unsuruna dönüştüğü bu ortamda üç ve üzeri konuta kademeli vergi getirilip spekülasyon sınırlandırılmalı; buradan sağlanacak kaynakla dar gelirliye sosyal konut üretilerek ev, bir rant barınma hakkı haline getirilmelidir. Aksi halde
evlerin mabet, insanların ise o mabetlerin kapısında mülteci olmak zorunda kalacağı bir dramatik gelecek bir yerlerde bizi bekliyor olabilir.
Hal böyleyken faizi 37’ye çekip fesi yan yatırarak bu yapısal enkazları kaldıramayız.
Duvar başıma, başım duvara, fes başıma, kapı başıma, başım kapıya...
Bizde umut, uyanık insanların rüyasıdır.

