Yeryüzünü bozguna vermek isteyen fesatçılar bölgenin sacayağını oluşturan ülkeler arasına habire fitne sokmak istiyor.
İran"la Türkiye arasına fitne sokmak için az çalışmadılar. (Doğrusu bu ya, İran da hiç sorumlu davranmıyor.) Aynı şeyi şimdi de Mısır"la Türkiye arasında yapmak istiyorlar.
Biliyorlar ki bu üç ülke kafa kafaya verirse bozgunculukları zevale uğrayacak.
Mursi"nin Tahran ziyaretini bile hazmedemediler.
Üstelik söz konusu ziyarette Mursi, Suriye politikasından ötürü İran"a demediğini bırakmamıştı.
Fitne ateşinin sürgit yanmasını istiyorlar!
PYD ile HSO (Hür Suriye Ordusu) arasındaki çatışmanın müzakereyle sonuçlanması eminim bu bozguncuların moralini bozmuştur.
Zira hem Kürt - Arap çatışmasına neden olabilecek, hem de Türkiye"yi hayli sıkıştıracak bir çatışma müzakereyle sonuçlandı.
Keşke Mesud Barzani de Mukteda El Sadr"ın arabuluculuk teklifini kabul etse de Necef"te Irak Başbakan"ı Nuri Maliki"yle görüşse. (Bu arada, Nuri Maliki de biraz feraset sahibi olsa.)
Yazık ki bunlar olmuyor.
Anlaşılan o ki bölge kolay kolay durulmayacak.
Biz de bu meseleler hakkında kafa yormak yerine oturduk bir diziyi konuşuyoruz.
Niye?
Efendim, Sayın Başbakan o diziden bahsetti diye.
İyi de bunun bir bağlamı yok mu? Durduk yere bir dizinin reklamını yapmadı ya.
Başbakan, Türkiye"nin bölgeye ve dünyaya gözlerini kapayamayacağını, 7 milyarlık bir dünyanın içinde yaşadığımızı, ecdadımızın at sırtında gittiği her yerle bizim de ilgileneceğimizi söyledi.
CHP"nin ecdadımızı televizyon ekranından, Muhteşem Yüzyıl"dan tanıdığını, "Biz öyle bir Kanuni, öyle bir Sultan Süleyman tanımadık.." şeklinde dile getirdi.
Kıyametler koptu.
Tuhaf olan şu: Kıyamet, mezkur konuşmanın esas hedefi olan CHP"nin ecdat algısı üzerinden değil de, dizinin akıbeti üzerinden koptu.
Ne dedi Erdoğan: "Bizim böyle bir ecdadımız yok.."
Kılıçdaroğlu da çıkıp diyecekti ki "Bizim de yok" yahut "Bizim var.."
Sustu.
CHP Genel Başkanı susunca da bir cümbüş bir şamata aldı başını gitti.
Evvela dizi izleme zevkine çok saygı duyduğum Nazlı Ilıcak, "Muhteşem Yüzyıl"ı izlememe kimse engel olamaz" yollu feveran etti.
Ruşen Çakır adlı gazeteci arkadaş da NTV"den kovulmasıyla ödeşmek istercesine, o dizinin yayımlandığı kanalın patronunun, Başbakan"ın tepkisi karşısında, dizinin ipini çekmek zorunda kalacağını söyledi.
Halbuki Sayın Başbakan, "Dışişleri Bakanı"nın Myanmar"da ne işi var?" diyen arkadaşımızı da aynı şekilde eleştirmişti, ne oldu?
Aydın Doğan direnmiş mi oldu?
Başbakanın mezkur açıklamasını ahlak zabıtalığına yoranlar da var.
İnsaf, televizyon dizilerindeki ahlaksızlıktan hiç mi haberiniz yok?
İki kardeşin aynı kadına, aynı kadının bütün sülaleye yazıldığı o dizilere şimdiye değin kim ne dedi?
Bir başka gazeteci arkadaşımız da, "Biz bu aralar ecdadımızın kaç seneyi at sırtında geçirdiğinden ziyade, mesela Uludere"yi kimin bombaladığını merak ediyoruz.." diyor.
Aferin.
Gerçekten aferin.
Uludere"yi kimin bombaladığını ben daha çok merak ediyorum çünkü.
Ayrıca…
Bu arkadaşımızın her metanetli dönemde tavrını vesayet rejiminden yana koyduğu halde "devrimci", Kılıçdaroğlu"nun üzerinden Erdoğan"a Menderes"in akıbetini hatırlattığı halde "demokrat" kalabilme yeteneğini de merak ediyorum.
Hele biri daha var ki, "çanak anten" yazısıyla bütün Kürtlere yaptığı edepsizlik nedeniyle utancından insan içine çıkmaması gerekirken, mevzua kafasını uzatmış.
Anlayacağınız herkes mevzua dalış yapmış, Kılıçdaroğlu nedense susuyor.
Başlıklar :

