“Ölüm ile ayrılığı tartmışlar
İki dirhem fazla
gelmiş ayrılık”
Uzun zamandır ihmal ettiğim bir işin halli için gittiğim Fransa’da, aldığım iki elîm haberin tesiri ile olsa gerek aklımda bu şiir ve tedâileri ile dolandım. Bazı ayrılıklar ölümden beterdi ama her ölüm aynı zamanda bir ayrılık değil miydi? Hal böyleyse şair gönlünde ayrılığı ölümden daha zor kılan neydi acep?
Bir Allah dostundan işitmiştim: “İnsan ölünce beden kaydından kurtulur. Kâmil iman sahipleri, sevdiklerinin imdadına bu dünyadan göçtükten sonra daha çok ve kolay yetişirler.” Öyle ya, hayattayken; sen işte olsan sevdiğin evde, başına bir iş gelse haberin olmayabilir, olsa da elinden bir şey gelmeyebilir. Ancak ölümle birlikte beden kaydından kurtulunca zaman ve mekandan bağımsız yetişebiliyorsun demek ki. Varken yok gibisin yokken daha bir var! Ayrılık yok burada, bilakis vuslat.
Geride kalan için de durum çok farklı değil. Yokluğu var ama hatıraları, muhabbeti ter ü taze. Kabrinin başına varıp sohbet etsen seni duyacak, sen duymasan bile. Ayrılık yok buradan bakınca. Dahası ehlullah duasıdır: “Allah ahiret ayrılığı vermesin” O göçse dünyadan sen kalsan, sıran gelecek ve bir gün sen de gideceksin. Aynı yerde buluşabilirsen ebedi vuslat, değilse ebedi ayrılık. Ayrılık ölümden beter hâsılı.
Giderken havaalanında telefonla görüştük Selman’la. Babası hasta uzunca bir zamandır. Yoğun bakımda, entübe. Şifa Allah’tan deyip bir umut bekliyoruz. “Doktorlar pek umut vermiyor abi” dedi, “Bugün yarın hazırlıklı olun diyorlar.” İçim cız etti. Hangi ölüm daha zor? Beklenen mi aniden çıkıp gelen mi? Birinde kalan her gün ölüyor, diğerinde giden bir kez. Rabbim hayırlısını versin hayatın da ölümün de. Hastalığı uzun sürüp, çilesi çok olanlar için kudemâ duasıdır: “Allah iki hayırdan birisini nasip etsin” Telefonu kapatınca niyaz ettim: Ya Rabbi Şâfi sensin, dilersen olmazlar olur. Bekir abiyi evlatlarına ve bize bağışla.
Değilse, iki hayırdan birini lütfet, kolaylaştır.
Gittiğimin ertesi gün mesaj geldi telefona. Doktor Bekir Abi vefat etti. Âh.. İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn. Kalakaldım öyle. Giden sadece bir dost değildi. Babacan edası ile bir ağabey, derin tebessümü ile bir derviş, keyifli sohbeti ile bir dost, kelimenin tam anlamı ile bir tabib-i müslim-i hâzık… Hepsi birden biraz eksildi, bir parça yarım kaldı gidişiyle. Menzilin mübarek olsun Bekir abi, Rabbim rahmet etsin sana, mekanın cennet olsun.
Uçaklara baktım, yetişmem imkansız cenazeye. Kahroldum, nasip dedim. İki günde insan dostunun yanında olmalı: düğün ve cenaze. İkisi çok benziyor üstelik. Gökhan’ımın eşi kanserdi, geçenlerde vefat etti, Allah rahmet eylesin. Evlerinin olduğu sokağa girince neredeyse üst üste park etmiş arabaları ve bekleşen insanları görünce irkildim. İki hafta önce kızım evlendi, sokak böyleydi, insanlar böyle. Ne kadar benziyor birbirine! Hazret-i Pir’in şeb-i ârus deyişi tevekkeli değil.
Doktor Bekir Abinin son yolculuğuna yetişememenin hüznü ile baş etmeye çalışırken telefona bir mesaj geldi. Donakaldım görünce, bir yumruk oturdu boğazıma. “Abdullah Sert Ağabey trafik kazası geçirdi, kendisi ve kızı iyi çok şükür ama Hacı Anne vefat etti.” Allah’ım sen büyüksün, sen bilirsin Allah’ım. Hangi ölüm daha zor? Beklenen mi aniden çıkıp gelen mi? Hüseyin abiyi aradım hemen, açtı, ağlamaktan konuşamıyor, Valideyi kaybettik Abi, hocam iyi. İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn.
Abdullah Abi büyüğümüz, kıymetlimiz, Abdullah abi can. Hüdâyî kokulu güzel bir kapının yarım asrı aşkın hâdimi. Kızımın nikahını kıyarken mesele mihire gelince kendi nikahından bahsetmiş, valideden bahsederken gözleri ışıldamıştı, muhabbetle. O ana gittim telefonu kapatınca. Pandemi günlerinde evden çıkmak yasaklandığı zaman, demişler ki Valideye: “Hanım ben burada oturup vazifemi yapacağım, tek başıma salonda sohbet edeceğim, gelirseniz memnun olurum değilse melekleri var Allah Teâlâ’nın, onlar dinlerler.” Bu geldi aklıma. Ağladım.
İmtihan bitmiyor. İnsan yetmişleri aşınca kendisinin, eşinin vefatına dair bir şeyler düşünür sanırım, ister istemez. Ama trafik kazası pek gelmez akla! Kader, ne yapacaksın! Abdullah Abi çok üzülmüştür diyor bir yanım, ciğerim yanıyor; bir yanım o razıdır, sabr-ı cemîl ile mukabele etmiştir diyor, ferah. Zor. Allah’ım sen kolaylaştır.
Bekir Abiyi bekliyorduk, Hacı Annenin vefatı aklımıza gelmezdi ikisi de irtihal-i dâr-ı bekâ eyledi. Rabbim rahmet eylesin. Dünya bir garip yer. Ne yerinilecek bir şeyi var ne sevinilecek. Ama bilmiyoruz, gafiliz. Allah’a kulluktan, rızasını elde etmeye çalışmaktan başka hakiki bir dert yok dünyada. Ama her şeyin peşinde tükeniyor ömrümüz bunlardan başka. Ne ölümü tartsın şairler ne ayrılığı. Bazı ölümler vuslat, bazı ayrılıklar ölüm zira.
El-Fâtiha…

