Seçim dönemi olmasa da taze çıkan siyasi belgelerin ekopolitik okumasını yapıyorum.
En son Yeni Parti, programını ilan etmişti. Ben de değerlendirmiştim.
14 Ağustos’ta 25. Kuruluş Yıldönümünü kutlayan AK Parti,
25. Yıl Vizyonu
başlıklı bir belge yayınladı.Küresel ölçekte en kayda değer politika metinlerinden birisini üretmiş. Bunun üzerinde durmak gerekliliğini bu yazıda karşılıyorum.
Evvela 25. Yıl Vizyonu tutarlı bir küre okuması sunuyor. Dünyanın nereden gelip nereye gittiğine dair kendi bakış açısını ortaya koyarken ileri bir kapasite sergiliyor. Yeni dünyanın şekillenmesine tesir eden bir Türkiye vadediyor.
Sonra bir muhasebe yapıyor. Devletle toplum arasındaki güven krizini nasıl aştığını; ifade etmese de; devlet-toplum samimiyetini nasıl kurduğunu anlatıyor.
Sonra Belge çığır açıp bildiğimiz ekopolitiğin dışına çıkıyor; AK Parti 25. Yıl Vizyonu devlet ile piyasa arasında bir yer aramıyor.
Bu kapasite söz konusu belgeyi ekopolitik olarak değerli yapıyor. AK Parti yeni dünyaya yeni bir ekopolitik teklif ediyor. Devletle piyasa arasında bocalayan dünyanın bunalımını aşıyor.
Neye benzediğini ve bunu nasıl yaptığını tarif edeyim sonra bu yeni yaklaşımın henüz konmamış adını koyacağım.
Belge
dijitalleşmeyi
merkeze alıyor. Bunun etrafını güvenlik
, lojistik
ve enerjiyle
donatıyor. Sonra bir katman ekleyip diğer endüstri ve sektörleri çevresine yerleştiriyor. Türkiye’nin jeoekonomik ve jeofinansal kapasitesine uygun ve mevcut birikimiyle uyumlu olmakla beraber sahici bir altyapı oluşturuyor.Bahsettiğim yeni nesil ekopolitik işte bu derin mimarinin içinde gömülü. İkisi arasındaki çizgileri çekebilmeyi başarmış olduğu halde devlet ve piyasa ortak bir dijital ve üretken misyon içinde yeniden görevlendiriliyor. Piyasa bu mimaride biraz daha iyi konumlandırılıyor gibi görünebilir ama devlet sorumluluk yükleniyor.
Böylece AK Parti sadece siyasetin değil, dijitalin ekopolitiğini de yeniliyor.
Ben uzmanlığımın ışığında buna “
katılımcı ekopolitik – ContriPO (contributory eco-politics)
” demeyi uygun görüyorum. Piyasacı değil, devletçi değil, karma değil… Yıkıcı rekabet içermiyor, ekonomik aktörleri birbirine kırdırmıyor, manipüle etmiyor. Yeni bir paradigma sunuyor. Devlet yönü, kuralı ve ortak altyapıyı kuruyor; piyasa üretip yenilik yapıyor; toplum yalnız seçmen veya tüketici değil, dönüştürülen değerin ortağı olarak sisteme katılıyor.Yok, ekstra anlam yüklemiyorum. Dünyada eşdeğeri az bulunur bu belgenin.
OECD benzer yaklaşımlar önermişti ama Ak Parti küresel eğilimleri kendi devlet ve toplum tecrübesiyle özgün biçimde birleştiriyor.
Ha, daha iyi çerçevelenebilirdi yalnız. Açayım ne demek istediğimi.
SİMİTTEN ÇİPE: YENİ NESİL EKOPOLİTİK
AK Parti 25 yıl önce ekopolitiğini simit üzerine kurmuştu, bugün dijitale başvuruyor.
Belgeyi iki kere okudum. Bir kere çalışma masamda bir kere de simitçilerin olduğu çarşıda. Vatandaş hem simide erişebilecek hem de çip üretilecek mi diye baktım.
Bu ikisi birbirinden kopuk değil. Simit erişilebilir değilse refah eksik ve bugünün dünyasında çip üretilemiyorsa egemenlik eksiktir. Bunların her ikisi de ortaya konan vizyonun test alanlarıdır. Uygulama her ikisini de başarırsa küresel referans model olur.
Simitle çip arasındaki büyük geçişi toparlamaksa kolay değildir. Belge bu yönüyle AK Parti’yi büyük bir iddianın altına sokuyor.
25. Yıl Vizyonu jeoekonomik bağlamlarla dolu ama jeoekonomik bakış açısı eksik kalıyor. Bu zaten temel eksik gibi görünüyor. Belge, dijital jeoekonomiyi ıskalıyor.
Temel eksiğin yansımalarından bahsedeyim biraz da.
Tarım
meselesi mesela. Açılıp geri kapatılıyor. Belki diğer alanlardaki iddiasını ön planda korumak istiyordur. Fakat tarımı yeni ekopolitikte konumlandırmakta zorlanılmış görünüyor.Diğeri de
finans
. Vizyonun pınarı güçlü akmıyor. Katılımcı ekopolitiğin altına katılımcı finans gibi bir kavram yerleştirip Türkiye’nin vizyon potansiyelini yakalanabilecekken ıskalanmış görünüyor. Katılım finans, sosyal finans, tasarruf finans başlıkları ve devamı en alta açılıp Türkiye vizyonunun finansmanı somutlaştırılabilirdi bu belgenin ruhuna göre.Bu yapılamadığından belki de enerji ön plana çıkıyor. Katılımcı enerji değil mi zaten dünya için çözebileceğimiz enerji denklemi?
Sıfır Atık keza katılımcı yönüyle giriyor Belgeye. Başka türlü nasıl olacak ki?
Açıkçası ey Millet, Belge geleceğin kapısının anahtarını çeviriyor.
Peki, anahtarın çevirdiği o kapı açılıyor mu? Bu sorunun cevabı biraz pürüzlü. Hani açılması için anahtarı çevirirken kapının kolundan tutup öne doğru güçlüce çekmek gerekiyor gibi. Ne kadar güç uygulanmalı sorusuna ise tarımla biçimlenen gündelik hayat maliyeti ve finans cevap veriyor.
Gene de mevcut haliyle bırakılsa Belgeye göre lojistiği dijitale çekip diğer sektörleri onun etrafında kurmak daha yüksek konsantrasyon ve koordinasyon gerektirmekle beraber daha iyi netice verecekmiş gibi.
Çerçevenin eksikleri uygulamada da aşılabilir. Dijitalleşmeden esaret çıkaran ülkelere karşın Türkiye, vatandaşının erişimini, üretkenliğini, gelirini ve karar gücünü artırabilir. Bu kapasite Belgeden okunuyor.

