Terörsüz Türkiye sürecinde yeni aşama: Güler yasal düzenlemenin detaylarını anlattı
15:04, 24/10/2026, Cumartesi
Yeni Şafak

Babacan'dan Terörsüz Türkiye vurgusu: “Millete rağmen proje yürütmeyiz”
Malatya Valiliği ve Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 12. Malatya Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında, "Jeopolitik Önemi Bakımından Terörsüz Türkiye Vizyonu" konulu panel gerçekleştirildi. Malatya Kent Konseyi Genel Sekreteri Dr. Hasan Batar'ın moderatörlüğünde düzenlenen programa, TBMM AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ve AK Parti Malatya Milletvekili Prof. Dr. Abdurrahman Babacan konuşmacı olarak katıldı. Panelde Terörsüz Türkiye sürecinin hukuki altyapısı, silah bırakma çalışmaları, hazırlanan yasal düzenlemeler, TBMM bünyesindeki komisyon faaliyetleri ve Türkiye'nin bölgesel güvenlik politikaları ele alındı.
Muhtarlar, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, akademisyenler, öğrenciler ve siyasi parti teşkilatı mensuplarının katıldığı programda, sürecin toplumsal, siyasi, ekonomik ve jeopolitik boyutları değerlendirildi. Abdullah Güler, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmalarını, hazırlanan ortak raporu ve yasal düzenlemelerin kapsamını anlatırken, Abdurrahman Babacan, Türkiye'nin dış politika, savunma sanayisi, enerji, ticaret ve lojistik alanlarındaki politikaları ile Terörsüz Bölge hedefi arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE, TERÖRDEN ARINDIRILMIŞ BÖLGE DİYORUZ"
Panelde konuşan TBMM AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, Türkiye'nin terörle mücadelede uzun yıllar boyunca ekonomik, toplumsal ve insani kayıplar yaşadığını belirterek, Terörsüz Türkiye hedefinin kalıcı hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihsel birikimine değinen Güler, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden bugüne uzanan devlet tecrübesinin günümüz koşullarına uygun biçimde değerlendirilmesinin önemini vurguladı.
Güler, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti tabii 100 yılı devirdik. İkinci yüzyılın dördüncü yılındayız. Yani 104 yıllık bir, bizim şu anda Türkiye Cumhuriyeti olarak genç bir devlet olarak hafızamız var. Ancak biz tabii sadece bundan ibaret değiliz" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin tarihsel birikiminin yönetim anlayışına yansıtılmasının kolay olmadığını belirten Güler, "Bizde çok ciddi bir birikim ve hafıza var. Öncelikle bunu bilelim. Peki bu hafıza ve birikim devletimizin yönetim anlayışına yansıyabiliyor mu? Kolay değil bunun cevabını vermek. Evet, yansıyor diyebiliriz ama eksiğimiz çok" dedi.
Terör meselesinin yaklaşık 50 yıldır Türkiye'nin öncelikli sorunları arasında bulunduğunu ifade eden Güler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu sorunun çözümü konusunda siyasi irade ortaya koyduğunu söyledi.
Güler, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada yaşanan gelişmelerin güvenlik politikalarını doğrudan etkilediğini belirterek, "Siz ne kadar irade gösterirseniz gösterin, siz ne kadar kararlı bir duruş sergilerseniz sergileyin, bu topraklar üzerinde hesabı bitmeyen küresel manadaki şer odakları, emperyalist odaklar size belki dün gösterdiği meseleyi bugün farklı gösteriyor" değerlendirmesinde bulundu.
"TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ 18 ÜLKEDE GÖREV YAPIYOR"
Türkiye'nin uluslararası güvenlik ve barış çalışmalarına katkı sunduğunu belirten Güler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin farklı uluslararası misyonlar kapsamında 18 ülkede görev yürüttüğünü söyledi.
Güler, "Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de dönem dönem asker gönderme tezkereleriyle karşılık bulan, dünyanın şu anda 18 ülkesinde farklı uluslararası misyonun görevi gereği görev ifa ediyor. 18 ülkeye güvenlik sağlıyor, istikrar sağlıyor" açıklamasını yaptı.
Azerbaycan, Karabağ, Libya, Katar, Somali, Sudan, Kosova ve Uzak Doğu'daki görevleri örnek gösteren Güler, Türkiye'nin uluslararası krizlerde diplomatik ve askerî kapasitesini birlikte kullandığını ifade etti. Güler, "Bu kadar dünya barışına katkı sağlayan büyük bir devletin kendi iç meselesini de, kendi güvenlik meselesini de kendi yöntemi ile kendi anlayışıyla, bakış açısıyla çözmesinden daha doğal bir şey olamaz" dedi.
Türkiye'nin tarihsel tecrübesiyle terör meselesine çözüm bulması gerektiğini vurgulayan Güler, sürecin Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP ve Cumhur İttifakı ortağı MHP'nin siyasi iradesiyle ilerlediğini savundu. Muhalefetin bu meselede yeterli ve uygulanabilir çözüm önerileri geliştiremediğini ileri süren Güler, toplumsal ihtiyaçlara karşılık veren politikaların önemine dikkat çekti.
SÜRECİN SİYASİ BAŞLANGICINI ANLATTI
Abdullah Güler, Terörsüz Türkiye sürecinin siyasi geçmişine değinerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2024 yılında Ahlat'ta yaptığı konuşmayı hatırlattı.
Erdoğan'ın iç cephenin güçlendirilmesi ve toplumsal kardeşliğin pekiştirilmesine yönelik açıklamalarını değerlendiren Güler, "Orada iç cephemizin güçlendirilmesi, kardeşliğimizin pekiştirilmesi, ülkemizin huzur ikliminin daha da güçlendirilmesi adına kardeşlik başlığında bir konuşma yapmıştı" dedi.
Güler, iç cephe kavramının toplumun bütün kesimlerini kapsadığını belirterek, "İç cephe derken 86 milyon aziz milletimizin tamamını; Alevisi, Sünnisi, Türk'ü, Kürt'ü, Çerkezi fark etmez" ifadelerini kullandı.
Toplumsal farklılıkların ayrışma nedeni olmaması gerektiğini belirten Güler, vatandaşların kardeşlik hukuku içerisinde birlikte yaşamasının ve aralarındaki anlaşmazlıkların azaltılmasının önemini vurguladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 1 Ekim 2024'te TBMM'nin açılışı sırasında gerçekleştirdiği temaslara ve 22 Ekim'deki grup toplantısında yaptığı açıklamalara da değinen Güler, bu gelişmelerin sürecin siyasi zeminini şekillendirdiğini anlattı.
"SİLAH BIRAKMADAN DÜZENLEME OLMAZ"
Ortak raporun altıncı bölümüne dikkat çeken Abdullah Güler, terör örgütünün bütün unsurlarıyla silah bırakmasının sürecin temel koşulu olduğunu söyledi.
Güler, "Örgütün silah bırakması süreçte en kritik durumdur" diyerek, bu yaklaşımın farklı siyasi partiler tarafından kabul edildiğini ifade etti.
Raporda örgütün feshi, silahların teslim edilmesi ve bunların güvenlik kurumları tarafından tespit edilmesi şartlarının yer aldığını belirten Güler, "Silah bırakmadan asla bir düzenlemenin olamayacağı rapora herkesin ortaklaştığı imzayla yansıtıldı" dedi.
Güler, silah bırakma sürecine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
"En önemli süreç, bu konuda bir terör örgütünün tüm yapılanmaları ve bileşenleriyle beraber silahlarını bırakması. Bu en kritik eşik olarak raporda yer aldı."
Komisyon raporunda, silah bırakma ve fesih sürecinin ardından ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin hazırlanmasının öngörüldüğünü ifade eden Güler, örgüt mensuplarının topluma kazandırılması için müstakil ve geçici nitelikte bir kanun hazırlanmasının da ortak öneriler arasında yer aldığını anlattı.
"10 AĞUSTOS İTİBARIYLA KANUN ÇIKTI"
Abdullah Güler, yasal düzenlemenin 10 Ağustos itibarıyla çıkarıldığını belirterek, bu tarihten sonra silah bırakma ve örgütsel faaliyetlerin sona erdirilmesine yönelik çalışmaların devam ettiğini söyledi.
Güler, "Bu kanun 10 Ağustos itibarıyla çıktı. O günden bugüne de yoğun bir tempoda bunun sağlanması için bu devam ediyor" dedi.
Irak'ın Metina bölgesindeki faaliyetlere değinen Güler, bölgede yaklaşık dört veya beş büyük mağara ile eğitim kampının boşaltıldığını ifade etti.
Güler, Harput ve Gara bölgelerinde örgüt tarafından saklanma alanı, kamp veya silah deposu olarak kullanıldığı değerlendirilen yerlerde de çalışmalar yapıldığını belirtti.
Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma, İçişleri Bakanlığı ve Millî İstihbarat Teşkilatının ilgili birimlerinin koordinasyon içerisinde hareket ettiğini söyleyen Güler, güvenlik kurumlarının sahadaki tespit faaliyetlerinin sürdüğünü anlattı.
Bölgenin coğrafi koşullarının çalışmaları zorlaştırdığını belirten Güler, kayalık alanlar, vadiler ve mağaraların bulunduğu bölgelerde incelemelerin dikkatli biçimde yürütüldüğünü ifade etti.
Güler, çalışmaların yılbaşına doğru ve sonraki dönemde de artarak devam etmesini beklediklerini söyledi.
"KASTEN ÖLDÜRME SUÇLARI DÜZENLEMENİN DIŞINDA"
Kanunun kapsamına ilişkin kamuoyundaki tartışmalara değinen Güler, örgüt faaliyetleri sırasında işlenen kasten öldürme suçları ile belirli örgüt yöneticiliği faaliyetlerinin düzenleme kapsamında değerlendirilmediğini söyledi.
Güler, "Bakın, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasıtlı adam öldürme suçu ile 2005 tarihinden önce örgüt yönetiminde, bu örgütü kuran, talimat veren, büyüten kimler varsa asla bu kişilerin bu kanundan yararlanması mümkün değil" ifadelerini kullandı.
Askerlerin, polislerin ve vatandaşların yaşamını yitirdiği eylemlerin bu kapsamda ele alınamayacağını belirten Güler, bu konudaki hükümlerin açık biçimde tanımlandığını savundu.
Güler, "Birileri hep böyle uydurdu. Onları affediyorlar, bunları affediyorlar, şunları çıkarıyorlar. Öyle bir şey de olmasın. Kanunda çok net olarak arkadaşlar yazdık" dedi.
Düzenlemenin bazı örgüt suçları için farklı uygulamalar öngördüğünü anlatan Güler, beş yıla kadar erteleme, 15 yıla kadar olan cezalar, 15 yılın üzerindeki cezalar ve müebbet hapis cezalarıyla ilgili ayrımlara değindi.
Örgüt üyeliği, propaganda, örgüte yardım ve örgüt içerisinde yöneticilik gibi suçları da ele alan Güler, bunların kasten öldürme gibi ağır suçlardan ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
"MECLİS DÜZENLİ OLARAK BİLGİLENDİRİLECEK"
Sürecin yalnızca yürütme organı tarafından takip edilmeyeceğini belirten Abdullah Güler, TBMM'nin de düzenli bilgilendirme ve izleme mekanizmasında yer alacağını söyledi.
Kanundaki ilgili hükme dikkat çeken Güler, "Kurul çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisinin düzenli olarak bilgilendirilmelidir" ifadesine yer verdi.
Güler, siyasi parti gruplarının temsil edildiği milletvekillerinden oluşacak bir Meclis mekanizmasının süreç hakkında değerlendirmelerde bulunacağını ve tavsiyeler sunabileceğini ifade etti.
İspanya, İngiltere, Kolombiya, Filipinler ve Güney Afrika'nın çatışma çözümü deneyimlerinden söz eden Güler, bu ülkelerde farklı gözlem mekanizmalarının kullanıldığını hatırlattı.
Güler, "Bu çalışmaların hepsinde arkadaşlar dışarıdan üçüncü bir göz var. Böyle süreçleri yönetmek ve izlemek gerekiyor. Ama bizim kendi çözümümüzde, kendi bu bakış açımızda ve kanun düzenlememizde bu üçüncü göz diyeceğimiz ana merkez Türkiye Büyük Millet Meclisi" dedi.
Türkiye'nin süreci kendi kurumları aracılığıyla yönetmesi gerektiğini savunan Güler, dışarıdan müdahaleye açık bir yapı oluşturulmasını doğru bulmadığını belirtti.
Filipinler hükümeti ile Moro İslami Kurtuluş Cephesi arasında yürütülen çözüm sürecinde Türkiye'nin gözlem mekanizmasında görev üstlendiğini de hatırlatan Güler, Türkiye'nin uluslararası çatışma çözümü çalışmalarında deneyime sahip olduğunu söyledi.
"GELECEK 5-10 YILDA YENİ RİSKLERLE KARŞILAŞABİLİRİZ"
Konuşmasının son bölümünde Türkiye'nin savunma ve güvenlik kapasitesine değinen Abdullah Güler, gelecek yıllarda bölgesel risklerin artabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Güler, "Bu coğrafya, bu toprakta, bu bölgede gelecek 5 yıllarda, 10 yıllarda çok büyük risklere gireceğiz. Bölgesel savaşlar, riskler görüyoruz zaten" dedi.
Türkiye'nin ekonomik, siyasi ve askerî bakımdan daha dayanıklı bir ülke haline gelmesi gerektiğini belirten Güler, geçmişte yaşanan ambargoları örnek gösterdi.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında askerî malzeme temininde yaşanan sıkıntıları hatırlatan Güler, "Uçakları uçuramadık. Uçak lastiklerini bulamadık. Yakıtını bulamadık" ifadelerini kullandı.
1996-1997 yıllarında Siirt'in Şirvan ilçesinde hekim olarak görev yaptığı döneme de değinen Güler, o yıllarda karşılaştığı imkânsızlıkları anlattı.
Güler, Türkiye'nin dışa bağımlılığını azaltması gerektiğini belirterek, "Bütün enerjimizi, irademizi bu toprakların, bu ülkenin gelecekte yaşayacağımız üç beş yıl sonraki bu risklere karşı daha dayanıklı, daha mukavemetli bir ülke olarak, bir devlet olarak hazırlamak" sözleriyle yaklaşımını ortaya koydu.
Terörün yalnızca ekonomik kaynakların kaybına neden olmadığını, toplumsal ilişkiler üzerinde de etkiler bıraktığını söyleyen Güler, "Büyük ekonomik kayıplara uğradık. Toplumsal bütünlüğümüz zarar gördü. Kardeşliğimiz zarar gördü" dedi.
Güler, konuşmasını katılımcılara teşekkür ederek tamamladı.
TÜRKİYE HEM BUGÜNÜ İNŞA EDİYOR HEM GELECEĞE HAZIRLANIYOR"
Panelde konuşan AKP Malatya Milletvekili Prof. Dr. Abdurrahman Babacan, Terörsüz Türkiye sürecini uluslararası ilişkiler, bölgesel güvenlik, savunma sanayisi, enerji, madencilik, ticaret ve lojistik politikaları üzerinden değerlendirdi.
Konuşmasının başında TBMM AKP Grup Başkanı Abdullah Güler'in süreçteki çalışmalarına değinen Babacan, Güler'in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte hazırlık ve yürütme aşamalarında önemli sorumluluklar üstlendiğini söyledi.
Babacan, "Bu süreçte inanılmaz emeği vardır. En başından beri bütün partilerle ve sürecin hem Meclis ayağında hem de devlet ayağında bu noktaya gelmesinde gerçekten bizim abimiz olarak, bizim başkanımız olarak beraber çalıştık" dedi.
Malatya'da muhtarların, sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin, öğrencilerin ve siyasi teşkilatların programa katılmasını önemsediklerini belirten Babacan, sürecin kamuoyuna doğru anlatılması gerektiğini söyledi.
Babacan, "Bunları anlatmak lazım ki kafalar, tereddütler, şüpheler, birilerinin sosyal medyadan, şuradan buradan üreteceği yalan, dezenformatif haberler süreci zehirlemesin" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin güvenlik ve toplumsal bütünleşme meselelerini kendi birikimiyle ele alması gerektiğini vurgulayan Babacan, ülkenin geleceğine ilişkin kararların toplumsal destekle yürütülmesinin önemine değindi.
"ÜÇÜNCÜ KIRILMA DÖNEMİNDEYİZ"
Dünya siyasi tarihinin yakın dönemini üç temel kırılma üzerinden değerlendiren Abdurrahman Babacan, ilk kırılmanın İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan Soğuk Savaş düzeniyle başladığını anlattı.
İkinci kırılmanın Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle ortaya çıktığını belirten Babacan, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya'nın dağılmasının uluslararası sistemde yeni ekonomik ve siyasi fırsatlar oluşturduğunu söyledi.
Dünya siyasetindeki üçüncü kırılmanın 2010'lu yıllarda başladığını belirten Babacan, Arap ayaklanmaları ve sonrasında Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin uluslararası ilişkileri değiştirdiğini söyledi.
Babacan, "Şimdi üçüncü kırılmadayız. Ben epey bir zamandan beri üçüncü kırılma döneminde olduğumuzu düşünüyorum dünyada" ifadelerini kullandı.
Libya ve Suriye'deki iç savaşlar ile Irak ve Afganistan'daki gelişmeleri değerlendiren Babacan, bölgedeki toplumsal ve siyasi dengelerin uzun yıllardır değişim içerisinde olduğunu belirtti.
Babacan, bölge toplumlarının siyasi taleplerini daha güçlü biçimde dile getirmeye başladığını savunarak, "Toplumlar bu coğrafyada ilk defa 'Biz buyuz, biz buradayız' iradesini konuşmaya başladılar. Bu önemli" dedi.
Yaşanan çatışmaların ağır insani sonuçlarına dikkat çeken Babacan, Suriye'de yüz binlerce insanın yaşamını yitirdiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Libya'daki iç savaşın ve Irak'taki mezhepsel ayrışmaların da bölgesel istikrarı olumsuz etkilediğini ifade etti.
Babacan, "Türkiye hem bugünü inşa ediyor hem geleceğe hazırlanıyor ve gelecek de hiç olmadığı kadar hızlandı" sözleriyle Türkiye'nin değişen uluslararası koşullara hazırlanması gerektiğini vurguladı.
BÖLGESEL SAVUNMA İŞ BİRLİKLERİNE DİKKAT ÇEKTİ
Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin askerî ve ekonomik kapasitelerini değerlendiren Babacan, Güney Asya ve Orta Doğu arasında yeni güvenlik iş birliklerinin gelişebileceğini söyledi.
Konuşmasında "Mekke İttifakı" olarak adlandırdığı yaklaşımı değerlendiren Babacan, "NATO nasıl bir Avrupa-Atlantik arasında bir güvenlik sistemi ise Mekke İttifakı da Güney Asya ile Orta Doğu arasında bir güvenlik sistemi inşa ediyor" dedi.
Pakistan'ın nükleer kapasitesi ve askerî gücü, Suudi Arabistan'ın finansal kaynakları ve Türkiye'nin savunma sanayisi kapasitesi arasında iş birliği imkânları bulunduğunu savunan Babacan, bu ülkelerin farklı güçlü yönlerinin ortak güvenlik anlayışına katkı sağlayabileceğini belirtti.
Hindistan-Orta Doğu-Avrupa ticaret koridoru projesine de değinen Babacan, bölgesel ittifakların ticaret güzergâhları üzerinde etkili olabileceğini söyledi.
Babacan, "Türkiye aynı anda aslında kendi dış politikasını, caydırıcılığını, savunmasını güçlü, muhkem, kavi hale getirirken bir yandan da bunun yan kazanımları olarak enerji, ticaret, lojistik gibi unsurlar itibarıyla kazanıyor" ifadelerini kullandı.
"TERÖRÜN YILLIK MALİYETİ 140 İLA 200 MİLYAR DOLAR"
Terörün Türkiye ekonomisine etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Abdurrahman Babacan, yıllık ekonomik maliyetin 140 ila 200 milyar dolar arasında olduğuna yönelik tahminleri paylaştı.
Babacan, "Türkiye'nin terör meselesi dolayısıyla yaklaşık yılda 140 ila 200 milyar dolar arası bir maliyeti olmuş" dedi.
Bu tahminleri ilgili kurumlardan aldığı bilgiler ve kendi incelemeleri üzerinden değerlendirdiğini ifade eden Babacan, güvenlik harcamalarının yanı sıra kaybedilen ekonomik fırsatların da dikkate alınması gerektiğini savundu.
Malatya'nın da aralarında bulunduğu 11 deprem iline yönelik harcamaları örnek gösteren Babacan, "Şöyle düşünün, 11 ilde, bizim işte Malatya'mız da dâhil olmak üzere 11 ilde üç senedir toplamda bu 11 vilayeti ayağa kaldırmak için 110 milyar dolar harcadık" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık 1,4 trilyon dolar olduğunu belirten Babacan, terör nedeniyle kaybedildiğini ileri sürdüğü ekonomik kaynakların ülkenin kalkınmasında kullanılabileceğini söyledi.
Babacan, geçmişte yaşanan kayıplar olmasaydı Türkiye'nin ekonomik büyüklüğünün çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğini savunarak, "Üç, üç buçuk Türkiye daha olurmuş" değerlendirmesinde bulundu.
Terörün ekonomik maliyetinin yanı sıra toplumsal ve insani sonuçlarının da bulunduğunu belirten Babacan, yaşamını yitiren insanların, ailelerin yaşadığı acıların ve toplumdaki güvensizlik ortamının uzun vadeli etkilerine dikkat çekti.
Babacan, "Kaybettiğimiz canlar, evlere düşen ateşler, araya giren kan, oluşan bütün her tarafta oluşan büyük bir öfke ve nefret birikimi, bunun sosyal psikolojiye yansıması, sosyolojiye yansıması, siyasete yansıması, bu zaten ayrı bir maliyet" dedi.
VAN, BİTLİS VE MUŞ'TAKİ GÖRÜŞMELERİNİ ANLATTI
Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin vatandaşların görüşlerini dinlemek amacıyla farklı şehirlerde temaslarda bulunduğunu belirten Babacan, hafta başında Van, Bitlis ve Muş'u ziyaret ettiğini söyledi.
Babacan, "Pazartesi günü ben sabah Van'daydım. Van'da bir grupla bir saat bir toplantı yaptım. Sonra oradan Bitlis'e geçtim. Bitlis Eren Üniversitesinde akademik açılış törenini yaptık" dedi.
Bitlis Eren Üniversitesinde öğrencilerle bir araya geldiğini belirten Babacan, farklı görüşlerden gençlerin sorularını yanıtladığını anlattı.
Babacan, "Orada gençlerle konuştum. Çok farklı kesimden gençler olduğunu gördüm. Çok da böyle güzel soru cevaplı oldu" ifadelerini kullandı.
Bitlis'in ardından Muş'a geçtiğini ve burada da bir toplantıya katıldığını aktaran Babacan, farklı toplumsal kesimlerin süreç hakkındaki görüşlerini dinlediğini söyledi.
Babacan, "Bir gün içinde üç farklı şehirde şunu gördüm. Herkes bu süreci destekliyor ve istiyor" diyerek, gerçekleştirdiği temaslara ilişkin kişisel izlenimini paylaştı.
"TÜRKİYE'DE ENTEGRASYON DİYE BİR SORUN YOK"
Türkiye'nin çatışma çözümü konusunda kendi deneyim ve birikimiyle hareket etmesi gerektiğini belirten Babacan, farklı ülkelerde uygulanan yöntemlerin doğrudan Türkiye'ye aktarılmasının gerekli olmadığını savundu.
İrlanda'daki IRA, İspanya'daki ETA, Kolombiya'daki FARC ve El Salvador ile Guatemala'daki çatışma çözümü süreçlerini değerlendiren Babacan, Türkiye'nin kendine özgü toplumsal yapısına dikkat çekti.
Babacan, "İrlanda IRA örneğine, İspanya ETA örneğine, Kolombiya FARC örneğine, El Salvador örneğine, Guatemala'ya, bunlara hiç bakmaya gerek olmayan bir zemindeyiz" dedi.
Fransa ve Almanya'dan temsilcilerin kendi deneyimlerini Türkiye ile paylaşmak istediklerini belirten Babacan, Avrupa Konseyi çerçevesinde gerçekleştirilen temaslara da değindi.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı ile yapılan görüşmeleri hatırlatan Babacan, Türkiye'nin çözüm yöntemini kendi toplumsal koşulları içerisinde belirleyebilecek kapasiteye sahip olduğunu savundu.
Babacan, "Türkiye'de entegrasyon diye bir sorun yok" diyerek, Türkiye'deki farklı toplumsal kesimlerin birbirinden tamamen kopuk yapılar olarak değerlendirilmesini doğru bulmadığını ifade etti.
Babacan, "Türkiye nüfusunda, Türkiye demokrasisinde, Türkiye sosyolojisinde bizim hiç böyle birbirinden ayrık birimler olmadı. Ama aradaki meseleyi oturtarak, konuşarak çözmek durumundayız ve şu an onu yapıyoruz" dedi.
Sürecin aşamalı ve belirli bir yöntem çerçevesinde yürütüldüğünü belirten Babacan, toplumsal desteğin devam etmesinin önemini vurguladı.
"MİLLETE RAĞMEN BİR PROJE YÜRÜTMEYİZ"
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları hakkında da açıklamalarda bulunan Abdurrahman Babacan, toplantıların kamuoyundan gizlendiğine yönelik değerlendirmelere karşı çıktı.
Babacan, "Bizim komisyon toplantılarının iki tanesi haricinde, o da çok özel bazı şeylerdi, iki tanesi haricinde 19 tane toplantımız basına açıktı" dedi.
Komisyon görüşmelerine ilişkin tutanakların yayımlandığını belirten Babacan, "4 bin 250 sayfalık tutanaklar şu an TBMM'nin internet sitesinde var" açıklamasını yaptı.
Babacan, toplantılarda yapılan konuşmaların ve sunulan görüşlerin vatandaşlar tarafından incelenebileceğini belirterek, "Her şey, yani herkes ne konuştuysa görebilirsiniz" ifadelerini kullandı.
Sürecin toplumdan gizlenerek yürütülmediğini savunan Babacan, "Biz millet için milletten saklayarak ve millete rağmen bir proje yürütmeyiz" dedi.
Terörsüz Türkiye hedefinin toplumsal katılım ve destekle ilerlemesi gerektiğini belirten Babacan, "Millet için, millet ile birlikte, milleti aldığımız, devlet ile milleti bütünleştirdiğimiz bir proje olacağız" ifadelerini kullandı.
Babacan, yürütülen çalışmaların başarıya ulaşması durumunda Türkiye'ye özgü bir çatışma çözümü deneyiminin ortaya çıkabileceğini savunarak, bunun gelecekte akademik çalışmalara da konu olabileceğini söyledi.
