Vaktiyle Ergenekonculukta sınır tanımayan gazetenin ''devrik genel yayın yönetmeni'' Öcalan''dan mektup bekliyor.
Yok yok, adını vermeyeceğim, siz onu anladınız.
Zaten bu saatten sonra hazreti eleştirecek de değilim. Bitmiş tükenmiş bir adamın nesini eleştireyim!
Hayır yani, bana da yazık değil mi?
O kadar tükenmiş ki, dünkü yazısında, Umre arkadaşını bile anında harcadı; hem de bel altı vuruşuyla.
''İkimiz de bu ülkenin sonradan görme çocuklarıyız..'' dedikten sonra, ''İkimiz de iyi şarabı 40''lı yaşlarımızdan sonra tattık..'' diyor.
Umre arkadaşını (içinden geldiği) muhafazakar çevrelere jurnal etme tarzı, inanın beni utandırdı. (Böyle bir adamla değil Umre''ye gitmek aynı gazetede bile yazmazdım.)
Umre arkadaşının nevzuhur şarapçılığını biz de biliyorduk ama hiçbir yazımıza meze yapmaya tenezzül etmedik, etmeyiz.
Biz her şeyden evvel bir insanın dalağına yahut şarap zevkine değil tıynetine bakarız.
Hulasa…
''Devrik genel yayın yönetmeni'' her ne kadar ''Sonradan görmeyim'' dese de anlaşılan ''sonradan göreceği'' daha çok şey var.
Yazık ki yazık bir şey var ki, işte o sonradan görülemez: Adamlık!
Diyor ki: ''İkimiz de hayata alnı secdeye değen ailelerde başladık..''
Bu nedir, neyin startıdır?
Hazretin kavlince namaz kılan aileler ''görmemişliğe'' mi delalet ediyor?
Değilse…
Sonradan görmüşlüğün misallerini dercettiği yazıda ''alnı secdeye değen aile'' ifadesi neye nispet ediliyor?
''Alnı secdeye değen aile'' hangi sosyal konuma, hangi statüye, hangi sınıfa tekabül ediyor?
Neyse, konumuza dönelim.
Bu sonradan görme adam, şimdi de ''sonradan görme barışsever'' olmuş.
Öcalan''dan Türk halkına hitaben mektup yazmasını istiyor.
Daha doğrusu, adı lazım değil bir gazeteci arkadaşının verdiği habere göre Öcalan, İmralı görüşmeleri başladığında üç ayrı mektup yazacakmış. Biri Kandil Dağı''ndakilere, ikincisi PKK''nın Avrupa''daki uzantılarına, üçüncüsü ''Türkiye''nin Türklerine''ymiş.
Bizim ''devrik genel yayın yönetmeni'' üçüncüsünü merak etmekle kalmıyor, bir parça da sipariş veriyor, hem de sırayla:
Bir: Geçmişteki kanlı olayların iyi bir tahlilini yapsın.
İki: Gelinen nokra anlatılırken ne devletin silah zoruyla masaya oturtulduğu ne de Kürtlerin yenilerek silahı bırakmak zorunda kaldığı duygusu verilsin.
Üç: Şehit ailelerine, şehit veren köy, kasaba ve şehirlerin yurttaşlarına çok sıcak bir duygu aktarılsın.
Dört: Asıl amacın 21''inci yüzyıla yakışacak bir vatandaşlık olduğunu anlatsın.
Son olarak da, bu mektubu yazarken iyi bir toplum psikoloğuna danışsın diyor.
Kıymet hükmümüzü baştan verelim: Yeryüzünün bütün toplum psikologları yan yana gelse böyle bir mektubun barışa katkısı olmaz.
Dahası barış sürecini zedeler.
Öcalan''ın Türklere mektup yazmasına hiç gerek yok.
Böylesi kırılgan bir süreçte iyi niyetle söylenen sözler bile maksadı aşabilir.
Devrik genel yayın yönetmeni böylesi bir mektuba çok meraklıysa, evvela o çok savunduğu ''Türkiye Türklerindir'' sloganıyla hesaplaşsın.
Öcalan''ın mektup yazmasına gerçekten hiç gerek yok.
Türk halkı ''mektubu'' görüyor ve alabildiğine destek veriyor.
Bu ''mektup'' barış sürecinin bizzat kendisidir.
Söz yahut propaganda değil, fiiliyattır.
Silahların susması, şiddetin son bulmasıdır.
Kürtler de Türkler de bu ülkenin onurlu, eşit vatandaşları olarak yaşamak istiyor.
Üstünlüğün ancak ve ancak iyilik, doğruluk ve güzellikte olduğu, damarlarda akan kanda yahut derilerin renginde olmadığı anlayışının hâkim olduğu bir ülke istiyor.
Başlıklar :

