Neşe Düzel hanımefendi, inanın sizi üzmek istemem. Belli ki narin, zeki ve tahminim o ki, biraz da duygusal bir insansınız.
Sizi hiç tanımadım, yollarımız hiç kesişmedi ama yıllar yılı röportajlarınızı takip ettim.
O kadar ki, hiçbirini kaçırmadım desem yalan olmaz.
Ahmet Altan"la yaptığınız "Kırmızı Koltuk" programından beri adınız bende saygı uyandırmıştır hep.
Evet, narin ve zeki olmanızın yanı sıra "duygusalsınız" dedim.
Bunu da, Taraf gazetesinin genel yayın yönetmenliği görevini üstlenmenize dayandırıyorum.
Kolay değil, her bünye kaldıramaz.
Göreve getirilişinizi kutlamak yerine yazarlarınız istifa etmeyi tercih etmiş. Üstelik olmadık suçlamalarla karşı karşıya kalmışsınız.
Yazarlarınızın çekip gitmesine üzülmeyin bence, size yazar mı yok.
Bakınız işte, Hasan Cemal boşta.
"Güneydoğu"da tek başına 63 akil insan gücünde" olduğuna göre kim bilir Taraf"tan ayrılan kaç yazara bedeldir.
Böylece, "barış sürecini desteklemiyorsunuz" yollu tezvirata esaslı bir cevap vermekle kalmaz, ülkemize de "barışı" getirmiş olursunuz.
"Hasan Cemal"in yazmadığı ülkeye barış gelmez mi?" demiştim de, sevgili Çandar, "Hayır, gelmez!" cevabını vermişti ya, onun için diyorum. (Biliyorum, biraz "düz mantık" oldu ama olsun; sevgili Çandar gibi hakaret edeceğime düz mantık yaparım daha iyi.)
Bu arada, naçizane önerim, sevgili Çandar"ı da yazar kadronuza dâhil etmeniz.
"Hasan Cemal"den sonra sıra bana gelecek" demişti, bence sıranın ona gelmesini beklemeyin, sırayı bizzat ayağına götürün.
Rahatını bozmak istemezse, "Vatan sizden hizmet, demokrasi de fedakarlık ister" deyin.
Yine de gelmezse, "Siz Taraf"ta yazmazsanız ülkeye barış gelmez" deyin, muhakkak etkili olacaktır.
Gerçekten de "demokrasi ve barış" demekle olmuyor, "fedakarlık" da lazım.
Sayın Başbakan bu uğurda "baldıran zehri" içmeye razıyken, sevgili Çandar şuncacık fedakarlık yapmayacaksa, ne anladım ben onun barışseverliğinden?!
Hayır yani, siz gözünüzü hiç kırpmadan bu zor dönemde Taraf gazetesine genel yayın yönetmeni olma fedakarlığını göstermediniz mi?
Ahmet Altan"ımız da bu uğurda hayallerinden vazgeçmemiş miydi?
Bir yazısında "Kürt sorunu" yüzünden bahçeli bir evde kokulu domates yetiştiremediğini o kadar dokunaklı anlatmıştı ki, ne zaman domates yesem aklıma gelir, iştahım kaçardı.
Taraf"tan ayrılma kararı verdiği gün, "kokulu domates yetiştirecek galiba" demeye kalmadı, roman yazmak için ayrıldığını öğrendim.
Romanı piyasasını bulduğuna göre o da hayırlısıyla geri döner.
Demem o ki Neşe hanımcığım, yazarlarınızın ayrılmasını dert etmeyin, gördüğünüz gibi çözümü ziyadesiyle var.
"Suçlamalara" da üzülmeyin.
Gerçi siz bunu "suçlamadan" öte bir "savaş" olarak değerlendiriyorsunuz: "Taraf"ta yönetim değişti ve değiştiği anda bazı gazetecilerden Taraf"a yönelik savaş başladı…"
Dünkü kısacık yazınızda, "savaş" kapsamında değerlendirdiğiniz acayip bir "iftirayı" mahkûm etmişsiniz.
Olayın aslını astarını bilmiyorum.
Lakin "Bundan sonra Erdoğan denilen adamı Yüce Divan"a gönderecek, yargılanmasını sağlayacak bir yayın politikamız olacak…" şeklinde saçma sapan bir söz söyleyebileceğinize imkân ve ihtimal vermiyorum.
Böylesi bir hamakattan ırak olduğunuzdan eminim.
İftira da yalan da bumerang gibidir, döner sahibini vurur, merak etmeyin.
Bunlara aldırmayın siz.
Oral Çalışlar, Yıldıray Oğur, Markar Eseyan, Cihan Aktaş"ın falan istifa etmesine de lütfen kafanızı takmayın.
Sevgili Çandar"la şöyle bir söyleşi daha yapın ve yine o soruyu sorun: "Medyanın üzerinde 28 Şubat"la yarışırcasına bir baskı kuran bir iktidar, demokrasiyi reddederek barışa ulaşacağına Kürtleri ikna edebilecek mi?.."
Başlıklar :

