Neşe Düzel bacımız etti eyledi BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş"ın ağzından istediği cevabı aldı.
Oral Çalışlar dostumuzun Taraf gazetesi de bunu sürmanşete taşıdı: "Barışın şartı başkanlık değil"
Başka?
Şu: "Anayasaya Özerk Kürdistan bile yazsalar otoriter başkanlık sistemine evet demeyiz…"
Vay, vay, vay, vay!
Duayen gazeteci, usta yazar Hasan Cemal"in Karayılan"dan alamadığı cevabı Neşe Düzel nasıl da şappadak elde etmiş, helal olsun.
"Türkiye"de bazı çevrelerin" de sanırım bu cevapla kaygıları büsbütün sona ermiştir.
Hangi çevreler mi?
Valla tam olarak ben de bilemiyorum, Hasan Cemal"in Kandil"e koşup Karayılan"a sorduğu şu soruda geçmişti hani: "Türkiye"de bazı çevreler diyorlar ki; bu defa Kürtler Türkleri satacak ve kendi istediklerini alırken, Erdoğan"ı da başkan baba yapacaklar; yani Kürtler kendi haklarını elde ederken Türkiye"de otoriter bir rejime kapıyı açacaklar…"
O değil de, Neşe Düzel"in Demirtaş"tan aldığı cevaplar nedeniyle milletçe çok rahatladık.
Her şeyden evvel demokrasimizin PKK"nın tam güvencesi altında olduğunu öğrenmiş olduk.
"Kandil"e göre "barış" nedir" sorusuna Demirtaş, "Türkiye"nin demokratikleşmesidir…" cevabını vermiş çünkü.
Türkiye demokratikleşmezse bir 30 yıl daha savaşırlar yani.
Demokrasimiz size minnettardır, ne diyeyim.
PKK"yı demokrasimizin teminatı olarak gören "Türkiye"de bazı çevreler" de ne kadar sevinse azdır.
Bu çevreler vesayet rejiminin arzı endam ettiği günlerde, "TSK"yı laikliğin teminatı olarak gören çevrelerle" ruh ikizi gibi değil mi?
Neşe Düzel de Allah"ı var, başkanlık sistemine karşı bu cevabı almak için az uğraşmadı
Evvela bir Cengiz Çandar röportajı gerçekleştirdi.
Mesela, şöyle mükemmel sorular yöneltmişti: "Medyanın üzerinde 28 Şubat"la yarışırcasına bir baskı kuran bir iktidar, demokrasiyi reddederek barışa ulaşacağına Kürtleri ikna edebilecek mi?.."
Sevgili Çandar"ın cevapları daha az mükemmel değildi ama hatırlatıp da onu üzmek istemem.
Zaten son zamanlardaki yazılarından mutsuz olduğunu seziyor ve çok üzülüyorum.
Geçenlerde Diyarbakır"da İrlanda sürecini falan anlatmak için 100 küsur kişinin iştirak ettiği bir toplantıyı mı yazmıştı yoksa bana mı öyle gelmişti bilemiyorum, aklımda kaldığı kadarıyla çok mutsuzdu ama!
Cümlelerine acayip yansımıştı bu.
Üzülmekte de haklı aslında, onca "çözüm süreci" elinde patladı, kolay değil.
Jonathan Powell dostunun Kolombiya"daki çözüm süreci bile anlatılmamıştı daha.
Olacak şey değildi.
Kuzey İrlanda çözümünün yapılandırılmasında dikkat edilen üç boyut hakkıyla fehmedilmeden PKK ateş kes yapmış, hükümet "çözüm süreci"ni başlatmıştı.
Oysa dünyadaki "çözüm modelleri" hakkında daha konuşacak ne çok şey vardı. Bu kadar acele etmenin ne âlemi vardı?
Hem modele uymayan "çözüm süreci" mi olurdu?
Son günlerde bu moral bozukluğunun etkisiyle midir bilmem, çok tuhaf yazılar yazmaya başladı.
Dünkü yazısında, "İçinde bulunduğumuz "Süreç"i ve Abdullah Öcalan"a oynatılan ya da onun oynamak istediği "rol"ü "daha büyük resim" içinde görmeye çalışalım…" diyordu.
Ne kadar enteresan!
"Çözüm süreci"nden önce, siz hiç sevgili Çandar"dan, "Öcalan"a oynatılan ya da onun oynamak istediği rol" benzeri bir lakırdı duydunuz mu?
Başlıklar :

