Siyâset yapmanın türlerine dâir, Alman siyâset felsefesinde kullanılan bazı ilginç kavramlar vardır. Realpolitik, Machtpolitik ve Moralpolitik üçlüsü, kanımca bunların en çarpıcı olanlarıdır.
Bu üçlü arasında birbirine komşu olan ilk iki siyâset türüyle başlayalım. Realpolitik(RP) nesnel ve gerçek(zorunlu) olan ; Machtpolitik(MAP) zora dayalı ve Moralpolitik(MOP ) ise değer temelli siyâset anlamına geliyor. Yine bu ayırımlardan hareketle; siyâsal akıl büyük ölçüde RP ile eşlenmektedir. MAP siyâsal akıl ile eşlenebileceği gibi onu tamâmen devre dışı da bırakabilir. Nitekim Nazi rejimi, uzunca bir süre akıldışı amaçlarını en akılcı yapılarla örgütleyip işletmişti. Ama zafer sarhoşluğuna kapılan Hitler ve diğer hırslı Nazi liderleri; etraflarındaki realpolitik kurtlarını devre dışı bırakmış; işi çılgınlığa vardırmışlardı. Bu MAP"ın RP"den ayrışması anlamına gelir ki, sonu Almanya için de felâket olmuştur.
Şimdi bu üç tarz-ı siyasetin toplumsal dağılımını gözden geçirelim. Gerek RP gerek MAP, en kestirmesinden söyleyelim gücü elinde bulunduranların siyâsetidir. MOP"un koordinatları işte tam da bu noktada belirginlik kazanıyor. Siyâsal akıl yerine siyâsal duyguları ve ahlâkî değerleri merkeze koyan MOP genellikle dezavantajlıların siyâsetidir.
Bu analitik ayırımlar, hayâtın içinde saf tipler olarak yaşanmıyor. Zaten siyâsette çarpıcı olan husus, bu idealtiplerin birbirini içermesidir. Nitekim siyâsal târih, sözkonusu üç siyâset yapma türünün melezlendiği olayların târihidir. Siyâsetin ilk iki türü (RP ve MAP)sivriliklerini ya da keskinliklerini, değerleri refere ederek törpülemeye çalışırken; üçüncüsü(MOP) giderek aslî mevzilerinden sapan, diğer iki tür siyâsete dönüşen eğilimler kazanabilmektedir. Bütün sistem karşıtı hareketlerde bunun örneklerini görebiliriz. Sosyalist ideallerin reel sosyalizme dönüşmesi, kazanılmış bağımsızlıklardan sonra ulus-devlet kurma pratiklerinin bürokratik yozlaşmalara evrilmesi akla hemen geliveren başat örneklerdir.
O halde sorun tek başına siyâset yapma türlerinden kaynaklanmıyor. En az bunun kadar sorunlu olan husus siyâset yapma türlerinin diyalektik bir cilveyle birbirine dönüşme kapasitesi kazanmasıdır. Şimdi de bu dönüşümlerin hikâyesine bir göz atalım.
Siyâset uygar bir iddia olarak doğdu. Burada uygarlık kavramını,ona bir değer atfetmeksizin kullanıyorum. Böylece de siyâset kavramının etimolojik/semantik köklerine sadık kalıyorum. Düşünsel düzeyde ise Freud,Norbert Elias ve Foucault çizgisinde , onu ehlileşme/ehlileştirme süreçleri olarak değerlendiriyorum.
Siyâset , ister bir RP ister bir MAP olsun, MOP"un ahlâkî ve duygusal dünyâsını sömürürür. Onu bütün dinamik taraflarını budayarak koşullu-statik bir çerçevede dondurur. Bu merkez siyâsetin meşrûiyet ölçütlerini koymasıdır. Bunda çevreye dönük olarak "ya bunun içindeki yerini alırsın, ya da yok olursun" şantajı gizlidir. Carl Schmitt"in "egemenlik istisnâ koyar" derken kastettiği de budur. Eski Atina demokrasisi asla ehlileşemeyecek olduklarına inandıkları köleleri dışarıda bırakarak kuruldu. Kadim imperium"lar barbar ya da gayrı medenî bulduğu göçerlere böyle baktı. Modern demokrasinin târihinde ise belli bir gelir düzeyinin dışında kalanlara ya da kadınlara oy hakkının verilmesi daha dünkü bir gelişmedir. Ama unutmayalım; her demokratik gelişme bir ehlileş(tir)menin fonksiyonu olarak tezâhür etmiştir. (Sosyaldemokrasi ve Avrupakomünizmi bunun göstergesidir). Yine unutmayalım ki, her ehli(leştir)me işlemi; ehlileştireni, ehlileştirilen karşısında sonsuz bir kapris gütme lüksüyle donatır. Her zaman için "olmamış, git biraz daha ehlileş"denebilecektir. ("Sandık yetmez" bunun türevidir sâdece). Anlaşılıyor ki, bugünün dünyâsında İslâm coğrafyası ve halkları, asla ehlileşeceğine inanılmayan müstesnâlardır. Ne bürokratik ne de demokratik modernizasyon târihimizin başarıları bizi kurtarıyor. Bu kısır döngüden çıkmak,daha çook " iğne-çuvaldız" operasyonu gerektirir....
Başlıklar :

