2802 sayılı Kanunda öyle bir değişiklik yapıldı ki, bu değişiklik yargının kestiği parmağı acıtacak cinsten. İşte bugünkü yazımızın konusu 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununda yapılan değişikliğin adalet mekanizmasını getirdiği durumdur.
Yargı çoğu kez adaletin yerine kullanılmış ve adaletin kestiği parmağın acımayacağı iddia edilmiştir. Ancak yargı ile adalet her zaman örtüşmemektedir ve yargının kestiği parmak da acımaktadır ve maalesef her zaman yargının adil karar verdiğini söyleyemiyoruz. Yargı ile adalet arasındaki makas ne kadar açılırsa kesilen parmağın acısı da o kadar çok olmaktadır.
Bu çerçevede, yargı kuruluşları, her vatandaşın haksızlık karşısında sığınacağı nihai sığınaklardır. Verilen kararların isabeti ise adalete duyulan saygıyı pekiştirir ve haksızlığa uğrayanları rahatlatır. Aksi durumu ise açıklamaya dahi gerek yoktur.
Zaman zaman yanlış kararlar verilse de Yargıtay ve Danıştay''ın verdiği kararlar büyük oranda isabet kaydetmektedir. Çünkü, yüksek yargıda oluşan ihtisaslaşma ve buralarda verilen kararların kesinleşmesi kararların isabetini arttırmaktadır.
Ancak, yüksek yargının ilk derece mahkemelerinin ciddi hatalar nedeniyle iptal ettikleri kararları neticesinde oluşan mağduriyeti ise açıklamaya dahi gerek yoktur.
Bu açıklamalardan sonra yargı hızlı mı olmalı yoksa adil mi olmalı gibi iki seçenekli bir soruyla karşı karşıya kalınmamalıdır diye düşünüyoruz. Bunun tek bir cevabı vardır o da hem hızlı hem de adil olmalıdır.
Yargıtay ve Danıştay notları kalktığı için kararlar SOS veriyor
31.03.2011 tarihinde 2802 sayılı Kanunun Yargıtay ve Danıştay notlarını düzenleyen 28 inci maddesi yürürlükten kaldırıldı. Yapılan düzenlemenin iyi niyetle yapıldığından kimsenin şüphesi olamaz. Ancak, geçen çok kısa süre içerisinde uygulamada ciddi sıkıntılar çıktığından da kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü, yüksek yargı ilk derece mahkemelerinin vermiş olduğu kararlardaki ciddi hatalardan dolayı kararları bozmaktan usanmış durumda.
Kaldırılan maddede neler vardı?
2802 sayılı Kanunun Yargıtay ve Danıştay notlarını düzenleyen ve 6217 sayılı Kanunla kaldırılan 28 inci maddesinde; ''...Yargıtay ve Danıştay daireleri yaptıkları temyiz incelemeleri sırasında tek veya toplu olarak karar veren hakimler ile Cumhuriyet savcıları hakkında çok iyi, iyi, orta ve zayıf olmak üzere not verirler. Not verilirken; kararda sağlanan isabet, davanın hızla yürütülmesi, duruşmalara hazırlıklı çıkılarak gereksiz gecikmelere neden olunmaması, usul hükümlerinin eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesi, dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ve gerekçeli kararın yazılış tahlil ve sonuçlandırılmasında gösterilen başarı, emsal kararların gözetilmesi gibi hususlar göz önünde tutularak değerlendirme yapılır ve buna göre fiş doldurulur.'' hükmü yer almaktaydı.
Madde metni ciddi bir şekilde incelendiğinde hakimlerin verdikleri kararlarında isabete nasıl zorlandığı açıkça görülecektir. Bu durum aslında hakları ihlal edilenler açısından önemli bir güvence niteliğindeydi.
İlk derece mahkemelerinin vermiş olduğu isabetsiz kararlar neticesinde hiçbir yaptırım olmaması vatandaş mağduriyeti açısından kabul edilemez bir durumdur. Nitekim maddenin kaldırılmasının üzerinden geçen kısa süre içerisinde ortaya çıkan manzara dahi vahametin göstergesidir.
Kaldırılan Yargıtay ve Danıştay notlarının anlamı ve hakim bağımsızlığı
Yargıtay ve Danıştay''ın İdare Mahkemelerine ve Adli Mahkemelere göre ihtisas birimleri olduğu kuşkusuzdur. Her konuya bakan bir hakimle sadece belirli konulara bakan hakimin verdiği kararlar açısından nitelik farkı oluşacağı elbette bilinen bir gerçektir ve işin doğası da bunu gerektirir.
Eğer bozulan ve onanan kararlar neticesinde verilen not uygulamasını kaldırırsanız, amaç isabetli karar vermekten ziyade hızlı karar vermeye yönelecektir. Temyiz neticesinde yanlış verilen kararlar bozulsa dahi geçen zaman dikkate alındığında yaşanan mağduriyetin dozajı ona göre artacaktır ve yaptırım olduğunu bilen hakimler bozulacağını bildikleri bir kararı kolay kolay kaleme almayacaktır.
Yapılan düzenlemenin yargı bağımsızlığına kuşkusuz etkisi olacaktır. Yani hakim inandığı şekilde karar verecektir ve karar verirken de Yüksek Yargı çekincesi olmayacaktır. Dolayısıyla hakimlerin kararlarında bağımsız olmaları ve hiçbir çekince göstermeden karar vermeleri elbette önemlidir. Ancak, verilen karardaki kalite ve isabet daha da önemlidir. Haksız yere verilen bir karara hiçbir yaptırım uygulanmaması mağdurlar açısından telafisi imkansız sonuçlar doğuracaktır. Hiçbir yaptırımı olmadığı için gerekli araştırma ve incelemeyi yapmadan verilen kararlar aynı zamanda Yüksek Yargının iş yükünü de arttıracaktır. Elbette sadece vicdanlara kalan sistemlerin geçen kısa zaman içerisinde sıkıntıları da ortaya çıkmıştır. Tabiidir ki bu anlattığımız hususlar hiçbir müdahale olmadığı normal şartlar altında verilen kararlarla ilgilidir. Eğer bir de ispatlanması mümkün olmayan müdahaleler neticesinde karar verilmişse vay garibanın haline. Ümit ederiz acıyan parmak sayısı çoğalmadan gerekli tedbirler alınır.
Başlıklar :

