Son dönemlerde ekonomiye dair sıklıkla duyduğumuz kavramlardan biri dekredi risk primi (CDS) oldu.CDS, alınan kredinin geri ödenmeme riskine karşı, alacaklı tarafın verdiğiborcu koruma altına alan, bunu da belirli bir bedel karşılığında yapan bir enstrümandır. Yani bir nevi alacağın sigortalanmasıdır.Dolayısıyla CDS primi olarak ödenen faiz, alacağın ödenmeme riskini üstlenmeyi kabul etmesinin bedeli vebunun ötesinde ülke riskleriniaçıklayan bir gösterge olmaktadır. CDS priminin yüksekliği ülkenin
Son dönemlerde ekonomiye dair sıklıkla duyduğumuz kavramlardan biri de
kredi risk primi (CDS) oldu.
CDS, alınan kredinin geri ödenmeme riskine karşı, alacaklı tarafın verdiği
borcu koruma altına alan, bunu da belirli bir bedel karşılığında yapan bir enstrümandır. Yani bir nevi alacağın sigortalanmasıdır.
Dolayısıyla CDS primi olarak ödenen faiz, alacağın ödenmeme riskini üstlenmeyi kabul etmesinin bedeli ve
bunun ötesinde ülke risklerini
açıklayan bir gösterge olmaktadır. CDS priminin yüksekliği ülkenin kredibilitesinin düşüklüğünü de ifade etmektedir
CDS hesaplamasında her 100 baz puan yüzde 1 faiz oranına denk gelmekte.
Yani CDS 100 olduğunda alınan borç için ödenen sigorta prim oranı yüzde 1 oluyor.
Dolayısıyla, bir ülkenin
CDS primi ne kadar yüksekse, borçlanma maliyeti de o kadar yüksektir.
Çünkü bu prim borç için ödenecek faiz miktarını ve toplamda borç miktarını artıran bir faktördür.
Ülke risk primleri, sadece ekonomik göstergeler ile ilgili olmayıp, sosyal, siyasi, dış politika konularında hükümetlerin izlediği politikalara göre de değişebilmektedir. Yani CDS
hem iç faktörler hem de dış faktörlerden
etkilenmekte.
Türkiye’nin CDS primi, 15 Temmuz darbe girişimi
sonrasında sahip olduğu kredi notunun yatırım yapılabilir seviyenin altına düşmesi ile artış trendine girdi. En son geçen yıl
Ağustos ayında kurlarda meydana gelen hareketlilik ve
ABD’li rahip Brunson olayı nedeniyle Türkiye ve ABD arasında meydana gelen gerginliğin ardından 2018 yılı Eylül
ayında en yüksek seviye olan 577 puana kadar yükselmişti.
Sonraki dönemlerde ise kurlardaki hareketlilik azalınca risk primi düşüş trendine girmişti.
Ancak son dönemlerde
31 Mart yerel seçimlerindeki siyasi gerginlik, uluslararası kurum ve kuruluşlarının açıkladığı ekonomik raporlar
risk primi artışı üzerinde etkili olmuşa benziyor.
Diğer yandan
ABD ile S-400 konusunda şu anda devam eden gerginliğin de
risk primini tetiklediği görülüyor.
Ayrıca ABD ile Çin arasındaki ticaret görüşmelerinden sonuç alınamaması, ticaret savaşları ve küresel ekonomide daha güvenli varlıklara yönelim nedeniyle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin varlıklarına olan
talebin azalması risk priminin yükselmesinin sebepleri arasında yer alıyor.
CDS ile yatırım ortamı arasında da birebir ilişki var.
Kredi notları ülkeye gelebilecek yatırımları etkilediği kadar, CDS primleri de yatırım miktarını etkilemektedir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkelere verdiği notların ekonomik faktörlerden ziyade siyasi notlar olması ve sübjektif değerlendirmeler olması hasebiyle,
CDS kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına ikame edilebilme potansiyeli bulunmakta.
Türkiye,
1994-2012 yılları arasında kredi derecelendirme kuruluşlarından yatırım yapılabilir seviyede notu olmamasına rağmen,
düşük CDS primi ile bu dönemde tarihinin en yüksek doğrudan yabancı yatırım çeken ülkelerden birisi oldu.
Türkiye, 2006 yılında 20 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekerken 2017 yılında bu rakam 22 milyar dolara ulaşmıştı.
Bu durum şunu gösteriyor ki, özellikle konjonktürün ülke lehine gelişmesiyle CDS priminin düşme eğilimine girme ihtimali, ülkeye sermaye girişini hızlandırabileceğini ve yatırımları artıracağına işaret ediyor.
Dolayısıyla CDS priminin düşmesi ekonomik büyümeyi de hızlandırıcı bir etki yapacağı öngörülmekte.
#CDS
#Prim
#Faiz
#Türkiye
#ABD
#S-400