
Her sene okullar açıldığında bir tartışma yaşanır. Forma meselesi, sınavlar, kalabalık sınıflar, ezberci eğitim vesaire. Milli Eğitim"in derdi çoktur, Allah Nabi Hoca"nın yardımcısı olsun. Yıllar önce şu "forma" meselesi üzerine bir yazı yazmıştım. Şimdi onu yayımlamanın tam zamanı. İşte yazı:
"Kızların saçları iki sıkı örük ile iki yana atılır, ucuna beyaz kurdela bağlanırdı. Kısacık kesilip bir kısmı tepede toplanarak kurdelanın tepeye takıldığı da olurdu.
Oğlanların başı üç numara.
Mahallede bir Hacer Teyze vardı. Nereden bulmuşsa bir makina bulmuş, tıraş etmeyi öğrenmişti. Vakti gelince önüne dizilirdik. Hepimizi koyun kırkar gibi güzelce tıraş eder, para almaz, üstelik cebimize birer avuç dut kurusu koyardı.
Önlükler kara, yakalar beyaz.
Pantalonların dizleri ve arkaları yamalı. Ayaklarda kara lastik, naylon ayakkabı; iyice fukara kızlardan bir ikisinin tahta takunya ile geldiğini biliyorum.
Kitap-defter bez torbaya konurdu, marangoza tahta çanta yaptıran vardı.
Kış günleri, okul çıkışı, bu çantalara binip yokuş aşağı kayarak yarışırdık.
Kar durmaksızın yağardı. Sobaya, mangala yanaşıp, gaz lambası ışığında ders çalışır, sonra günün yorgunluğu ile başımız öne düşer, oracıkta uyurduk.
Öğretmenimiz bize hem ana, hem baba idi. Sever, sayar, çekinir, söz dinlerdik.
Birimizin ayağına diken batsa yüreği yanardı. Bu kuş uçmaz kervan geçmez yurt köşesine tayin olduktan sonra kendini öğrencilerine adamış; araya torpiller koyarak bir an önce buradan kaçmayı düşünmemişti. Tıpkı bir çınar gibi okulun çorak toprağına kök salmış, bizi gölgesine almıştı. (Şimdi de çok şükür böyle hocalarımız var).
Onu ömür boyu unutamadık.
Ne rengârenk sırt çantalarımız, ne düzinelerle boya kalemlerimiz, kokulu silgilerimiz, suluğumuz, beslenme çantamız vardı.
Avuç dolusu para ödeyip ekose etekler, renkli hırkalar ile okulumuza has bir forma edinmemiştik.
Yağmurda-çamurda bizi okula taşıyan servis araçları yoktu. Ne Tadella, ne çukulata, ne tost, ne sucuk. Bulgur aşı ve ayran, pekmez ile patates. Ama sırım gibiydik. Kolay hastalanmaz, düşünce ağlamazdık.
Şanlı bir mazinin fakir ama onurlu nesilleri idik. Özel hocamız, kursumuz, test kitaplarımız, İngilizce hevesimiz, bisikletimiz ve tatilde gideceğimiz bir yer yoktu. Vatan-millet-Sakarya bize yetiyordu.
Çocuktuk, yani özgür. Kara önlük ile beyaz yaka özgürlüğümüzü engellemiyordu.
Nereden esti, kim çıkardı, nasıl karara bağlandı (Bunları biliyoruz ama anlatması uzun sürer) memlekette bir kara önlük-beyaz yaka düşmanlığı peydah oldu. Ve bizi onlardan ayırdılar. Artık daha şık, daha varlıklı, daha donanımlı idik.
Bilgisayarımız varsa dünya bizimdi. İyi. Çağa ayak uydurmamız buyrulmuştu. Tüketim beşikten-mezara sürecekti.
O zaman şunu sormama müsaade edin. O dönemin yurdum çocukları bu memlekete yeterince hizmet edemediler mi? Bir tenha kasabaya tayin olduklarında oradan sıvışmanın, tâ yurt dışına kadar kaçmanın yollarını mı aradılar? Parayı baş tacı edip, "ne ka köfte o ka ekmek" mi dediler?
Üzerine titrediğimiz, "ga" deyince su, "gı" deyince et verdiğimiz; bir dediklerini iki etmediğimiz bu günün nesilleri ülkenin başına kuş mu kondurdu? (Konduracak).
Yoksa Amerikan yaşam tarzı uyarınca kulakta küpe, kıravat kaymış, etek boyları kısalmış, hiçbir şeyi takmamayı marifet sayan, sekiz dersten zayıf alıp sınıf geçen, yerli ve milli olan her şeye burun kıvıran, hâlâ ile hala"yı aynı zanneden yeni nesiller mi daha çok umut veriyor?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.