Fenerbahçe ilk yarıda sahadan silindi. Sarı-lacivertliler, derbide yalnızca kötü oynamadı; oyun aklı, mücadele gücü ve taktiksel organizasyon açısından da sınıfta kaldı. Galatasaray, maçın başından itibaren oyunun kontrolünü eline aldı, istediği bölgelerde rahatça pas yaptı ve Fenerbahçe savunmasının açıklarını değerlendirdi. Fenerbahçe ise rakibinin oyun üstünlüğünü kabullenip çaresizce direkt toplarla sonuca gitmeye çalıştı. Ne doğru dürüst bir hücum organizasyonu vardı ne de rakibin oyununu bozabilecek bir pres planı… Üstelik bu kadar etkisiz kalmasına rağmen Galatasaray'a çok sayıda pozisyon verdi.
Asıl düşündürücü olan ise İsmail Kartal'ın bu tabloya müdahale edememesiydi. İlk yarıda takımın yaşadığı taktiksel iflas yetmezmiş gibi ikinci yarıya da aynı kadroyla başladı. Bu oyun kabul edilemez. Çünkü ortada yalnızca bir derbi mağlubiyeti yok; sahada ne yaptığını bilmeyen, rakibinin planına karşı koyamayan ve oyunun hiçbir bölümünde üstünlük kuramayan bir Fenerbahçe var. Sarı-lacivertliler, her geçen gün ileriye gitmek yerine geriye sürükleniyor.
Fenerbahçe'nin asıl sorunu artık yalnızca saha içi değil, futbol aklının kendisi. Yönetimler değişiyor, teknik direktörler geliyor gidiyor ama kulübün kronik sorunları yerinde sayıyor. Aynı hatalar tekrarlanıyor, aynı yanlış kararlar alınıyor, aynı başarısızlıklar farklı isimlerle yeniden sahneye çıkıyor. Fenerbahçe bir kez daha futbol yapılanması konusunda sınıfta kaldı. Çünkü bu kulüpte değişen isimler olsa da başarısızlığı doğuran anlayış bir türlü değişmiyor.
İsmail Kartal'ın yıllardır çözemediği bir başka mesele de iletişim. Galatasaray derbisinin ardından taraftarlar, bu rezaletin nedenlerini açıklayan, sorumluluk alan ve sahadaki çöküşün hesabını veren bir teknik direktör görmek istedi. Karşılarına çıkan cevap ise “Konuşmak istemiyoruz” oldu. Böyle bir maçın ardından bu tavırla kenara çekilmek, sorumluluktan kaçmaktır.
Fenerbahçe tarihinde pek çok teknik direktörün göremediği bir fırsat İsmail Kartal'a verildi. Şampiyonluk kazanamamasına rağmen dördüncü kez takımın başına getirildi. Yani kendisine yalnızca bir fırsat değil, tekrar tekrar güvenildi. Peki bu güvenin karşılığı ne oldu? Sahada giderek kötüleşen bir oyun, çözülemeyen taktiksel problemler ve takım üzerindeki otoritesiyle ilgili ciddi soru işaretleri.
Fenerbahçe'de başarısızlık artık bir sonuç olmaktan çıkıp ödüllendirilen bir alışkanlığa dönüşüyor. İşte asıl kabul edilemez olan bu! Başarı için hesap sorulması gereken yerde yeni fırsatlar dağıtılıyor; değişim beklenen yerde geçmişin kararları yeniden üretiliyor. Bir teknik direktöre kaç kez şans verildiği değil, o şansların karşılığında ne ortaya koyduğu önemlidir. Fenerbahçe'nin büyüklüğü, kimseye sınırsız kredi açmakla değil, başarıyı zorunlu kılan bir düzen kurmakla korunur.
Fenerbahçe artık aynı döngünün içinde dönüp durmayı bırakmalı. İsimlere, geçmişe ve verilen kredilere sığınmak yerine sahadaki gerçeklerle yüzleşmeli. Çünkü bu kulübün sorunu yalnızca bir teknik direktörün yanlış tercihleri değil; başarısızlığa rağmen aynı kararları almaya devam eden futbol aklıdır. Başarısızlığı ödüllendiren bir anlayışla başarıya ulaşamazsınız. Fenerbahçe'nin önce bu anlayışı değiştirmesi gerekiyor.

