O kadar hızlı ve önemli gelişmeler oluyor ki, bugünler dünya tarihini, insan tarihini tek tek not etme zamanı. Birileri yeryüzünü kana bulamaya, küresel savaşlar çıkarmaya hazırlanırken insanlığın barış adasını oluşturanlar bu uğursuz fırtınayı dindirmeye, insanlığın kurtuluşu için yollar açmaya çalışıyor.
Sanki şeytani bir çete ile insanlığın vicdanını temsil edenler kıyasıya hesaplaşıyor.
İsrail’in, Netanyahu çetesinin Gazze’de yaptığı soykırımdan sonra dünya genelinde bütün fay hatları kırıldı. Her ülkenin ve devletin ekseni hareketlendi.
Üstelik Netanyahu ve arkasında sıralanan lider ve ülkeler, gelecek tarihçilerin “insan nesline savaş” olarak niteleyeceği yeni soykırımlar, yıkımlar için hazırlıklar yapıyor.
BUGÜN DURDURAMAZSAK SOYKIRIM KÜRESELLEŞECEK.
Dünya savaşları dahil, insanlık hiçbir zaman bu boyutta çılgınlıkların kapılarını açmamıştı. Şiddetin ve yok oluş senaryolarının akıl almaz bir seviyeye ulaştığı zamanlarda, bütün milletlerin yarınları tehlikeye girmiştir.
Gücün tek kutsal olduğu, ahlaki ve ilkesel hiçbir sınırın kalmadığı, kötülüğü sınırlayacak mekanizma ve kurumların yok edildiği bir çağda, “soykırımın küreselleşmesi” tehlikesi ile karşı karşıyayız.
Adem’den bu yana devam eden insan tarihinin en kırılgan zamanlarındayız. Ama biliyoruz ki, “insan olma” haysiyeti, bu uğursuz fırtınaları dindirmeyi başaracak. Yeryüzü bu kabustan da uyanacak. Üstesinden gelecek.
Savaşlar devam etse bile topyekun yıkımın önüne geçilecek. Dinler, medeniyetler, kültürler, insanlığın ürettiği güzel değerler bir ez daha kazanacak ve insan serüveni devam edecek. İsrail ve onun izinden giderlerin Gazze’ye, İran’a değil bütün insanlığa savaş açtığı gerçeği kitleleri ve ülkeleri hareketlendirecek.
BUGÜN İSRAİL’DE SEÇİM VAR: İSRAİL’İN “HARİTA” HAKKI, “DEVLET OLMA” HAKKI OLAMAZ!
Bugün İsrail’de seçim var. Daha önce Gazze’de sistematik olarak bebekleri bulup öldüren bu cani ekibin bir sınavı var. İsrail toplumunun büyük oranda soykırımı desteklemesi umudumuzu kırsa da yine de bir kırılma var.
Netanyahu ve soykırım çetesinin ya bir hastanede tedaviye alınmasına ya da bir hücreye tıkılmasına acil ihtiyaç var.
Ancak, 1948’den bu yana devam eden bir soykırım olduğu için, Netanyahu devrilse bile, geçici bir sükunetten sonra İsrail saldırganlığı aynen devam edecek. Öyleyse daha esaslı coğrafya çözümlerine ihtiyacımız var.
İsrail’in harita hakkının, devlet olma hakkının elinden alınması gerekiyor. Aksi takdirde 21. yüzyıl boyunca bu coğrafyada asla barış olmayacak.
“BENİ SEÇMEZSENİZ NÜKLEER BOMBALAR PATLAYACAK!” ŞİZOFREN, HASTA, KAFAYI YEMİŞ!
Şu seçim kampanyasına bakın: İki gün önce “Beni seçmezseniz, İran, Tel Aviv’i nükleer silahla vuracak” diyebilen bir şizofren, kendi halkını nükleer silahla tehdit edebilecek bir hasta var ortada.
“Ben seçilmezsem İsrail yok olacak” diyebilen kafayı yemiş bir adam var. Böyle bir kişinin devlet yönetme ehliyeti olamaz. Böyle bir kişiye ülke, millet, ordu, asker, siyaset teslim edilemez.
Soykırımla durmadı. İran’a saldırdı. Yemen’de savaşı kızıştırdı. Suudi Arabistan’ın parçalanması için savaş çıkardı. Mısır’ı tehdit etti. Sudan’ı ve Somali’yi parçaladı, Türkiye’ye akıl almaz tehditler savurmaya başladı. Ege’de, Akdeniz’de, Yunanistan ile birlikte “Bir Türk savaş gemisini füzelerle batırma” tatbikatları bile yapmaya başladı.
SEÇİLİRSE TÜRK-İSRAİL SAVAŞI BAŞLAYACAK! BU ARTIK KESİN!..
Eğer bugünkü seçimi alırsa Netanyahu kesinlikle Türk-İsrail savaşı çıkaracaktır. Ya da Yunanistan gibi, Truva atlarını Türkiye’nin önüne sürecek, Ege veya Doğu Akdeniz’de bir çatışmayı ateşleyecektir. Eğer kazanırsa Netayahu, kesinlikle bu coğrafyanın bir yerinde nükleer silah kullanacaktır.
Daha şimdiden, “İran Tel Aviv’i nükleerle vuracak” diyorsa bu, kendisinin nükleer silah kullanması için bir ön hazırlıktır, gerekçe üretmedir.
İngiltere, herkesi üç günlük su, elektrik, yiyecek tedarik etsin uyarıları yaparken ABD, her büyük askeri üssünü, dışarıdan elektrik, yakıt, su veya malzeme olmadan 90 gün hayatta kalacak şekilde yeniden dizayn etmeye başladı. Belki de bu ihtimali gördükleri için hazırlık yapıyorlar.
Baltık Denizi’nden Akdeniz’e ve Kızıldeniz’e kadar, her ülkenin bir kâbus senaryosuna hazırlık yapması dikkat çekicidir.
HER ÜLKE ÇILGINLIKLARA HAZIR OLMALI…
Coğrafyamız, bütün ülkeler olası bir çılgınlığa hazırlık yapmak zorunda. Ya Netanyahu kontrol altına alınacak, İsrail’in savaş makineleri durdurulacak ya da Kızıldeniz-Basra Körfezi-Akdeniz üçgeninde sonsuz savaşlara hazırlık yapılmak zorunda kalınacaktır.
Şu an Kafkasya ve Türk dünyasını da böyle bir ateş çemberinin içine almaya çalışıyorlar. Herkesin çok dikkatli olması gerekiyor. Zira kişisel siyasi hedeflerin çok çok ötesinde bir senaryo hazırlanmaktadır.
LULA İSRALİ VE ABD’YE BÜYÜK BİR GOL ATTI…BREZİLYA DİRENMEYİ SEÇTİ.
Dün bir sevindirici gelişme oldu. Latin Amerika’nın neredeyse tamamını kontrol altına alan ABD-İsrail ekseni, Brezilya’da gol yedi.
Luiz Inacio Lula da Silva secimi kazandı, ABD-İsrail’in “adamı” Flavio Bolsonaro kaybetti. Latin Amerika’nın en büyük gücü Brezilya, ABD’nin “arka bahçesi” olarak dizayn ettiği bölgede direnmeyi seçti. Ama Lula’nın; “Brezilya kimsenin arka bahçesi değildir ve olmayacaktır” özellikle not edilmeli.
ABD Ortadoğu’daki güçlerini azaltıyor. Bölgeselleşiyor. Amerika kıtasında yeni bir güç haritası çalışıyor. Artık dünyada öyle büyük güçler ortaya çıktı ki, ABD küreselleşmesi çoktan öldü, bitti.
Çok yakında Ortadoğu’da da ABD etkisinin ve tezlerinin nasıl zayıflayıp belirsizleşeceğini göreceğiz. Brezilya’daki bu direnç, Latin Amerika’da başka ülkeleri de etkilemeye başlayacaktır.
SON ZAMANLARIN EN ÖNEMLİ GELİŞMESİ: MEKKE İTTİFAKI TAHRAN’DA NE KONUŞTU?
Dün çok önemli bir gelişme daha oldu. Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve İran Tahran’da bir toplantı yaptı. MİT Başkanı İbrahim Kalın, Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir’in İran ziyareti sadece Suudi Arabistan’a yönelen Husi saldırılarını durdurma çabası mıydı?
Yoksa Mekke İttifakı ile İran arasında yeni bir dönem mi başlatılacak? Eğer bu ziyaret Husi meselesinin ötesinde ise, ABD’nin coğrafyadaki tezlerinin artık işe yaramayacağını, bölge ülkelerinin kendi çözüm arayışlarına yöneldiğini, Şii-Sünni savaşları tezgahının bozulabileceğini, coğrafyanın tamamına yönelen İsrail saldırganlığına karşı yeni bir güç arayışının söz konusu olduğunu düşüneceğiz.
Ve gerçekten de böyle olursa, ortak savunma kalkanları inşa edilebilirse, bölge içi çatışmalara son verilebilirse, İsrail saldırganlığı da boşa çıkarılmış olacak, Batı’nın yüz yıldır coğrafyaya yönelik müdahale kapıları da kapatılmış olacak.
İSRAİL ABD’NİN MÜTTEFİKLERİNE DE SALDIRIYOR? PEKİ NE YAPILACAK? BOYUN EĞİP SUSULACAK MI?
İşte bu, bütün coğrafya için tarihi bir dönüm noktası olabilir. Çünkü bölge ülkeleri artık şunu biliyor: ABD ile ilişkileriniz ne kadar güçlü olursa olsun, İsrail saldırıları size de yönelecektir.
S. Arabistan ABD ile ilişkisi en iyi ülke. Ama onlar, en büyük düşmanları İran’a saldırırken en yakın müttefikleri S. Arabistan’a da saldırmaya başladılar. Müttefikleri Mısır’ı tehdit etmeye başladılar. NATO ülkesi Türkiye’yi de tehdit etmeye başladılar.
İşte bu gerçek coğrafya genelinde eksen kaymalarını tetikledi. Her ülke kendine, bölgesine, coğrafyasına dönüyor, dönecek. Mekke İttifakı bu amaçla kuruldu. Bedir Mutabakatı bu amaçla imzalandı. Orta savunma kalkanı, ortak güç bu amaçla çok acil hale geldi.
Formal ilişki ne olursa olsun her ülke ABD-İsrail tehdidini hissediyor ve bunu tanımlıyor.
DÜNYA SARSINTI YAŞIYOR. AVRUPA DENKLEMDEN ÇIKIYOR. HER ÜLKE “BİR GÜN ÖNCESİ”Nİ YAŞIYOR.
Bütün dünya bir sarsıntı yaşıyor. Her ülke bir gün sonrasına hazırlık yapıyor. Kimi savaş içinde kimi savaştan bir gün öncesinde. ABD’nin bölgeselleşmesi, İsrail’in tasfiyesi dışında milletleri kurtaracak hiçbir çözüm yolu kalmadı.
Ortadoğu’daki askeri üslerini bile koruyamayan ABD’nin “ittifak ilişkisi” artık hiçbir ülkeye güvence sunmuyor. Bu ittifak ilişkisinin aslında tamamen İsrail’in çıkarlarına ayarlı olduğu, herkesin İsrail’e hizmet ettiği kadar müttefik olduğu, aslında on yıllardır bir yalan olduğu ortaya çıktı.
Avrupa zaten denklemden çıkarılıyor. Beş yüz yıllık Avrupa saltanatı çöküyor. Rusya tehdidi ve ABD sömürgesi olarak, İsrail’e takviye güç olarak yürüttükleri yalanın da sonu geldi. Birçok Avrupa ülkesinde sokaklar alev alev. Bu, elbette bir sonuç getirecek. Avrupa başaramazsa, küresel iktidar denkleminden çıkacak.
“ORTA KUŞAK” TEORİSİ, DEVLET POLİTİKASI HALİNE GETİRİLMELİ!
Türkiye’nin coğrafya ölçekli önerileri, ülkeler için tek seçenek gibi duruyor. Türkiye; Endonezya’dan Kuzey Afrika’ya uzanan yeryüzünün “eksen kuşağı”, yani merkezi için bir uyanış, güç birliği, dayanışma öneriyor.
Umarız coğrafyanın merkez ülkeleri, bunun sadece bir dış politik arayış olmadığını, bu kuşağın geleceği için en iyi ortak formül olduğunu anlarlar.
Bir kez daha tekrar edeyim: Bir “Orta Kuşak” teorisi acilen devlet politikası haline getirilmeli. Hem de tam bu sırada, hem de acilen. Yıllardır bunu yazıyorum, “Orta Kuşak Gücü”nün nasıl bir kurtuluş ve “Süper Kuşak” oluşturabileceğini tartışıyorum.
GÖRDÜKLERİMİZDEN ÇOK DAHA FAZLASI VAR!
Yoksa bugüne kadar gördüklerimizden çok daha büyük felaketlerle yüzleşiriz. İnfial uyandırıcı, milletlerin daha önce görmediği kötülüklerle yüzleşiriz. Aslında devletler bunu gördü. Ama ABD bağımlılığından kurtulup cesurca harekete geçme konusunda tedirgin.
Eğer Netanyahu bugün seçilirse coğrafyamızda nükleer bombalar patlayacak. Eğer Mekke İttifakı genişler ve İran dünyası ile çözüme ulaşırsa, bütün bunların önüne geçebiliriz.
Asla ve asla, İsrail ve coğrafya dışından gelenler için müdahale alanları ve fırsatları oluşturamayız artık. Dünya hiçbir zaman bu kadar belirsiz hale gelmemişti. Herkesin teyakkuzda olması bu yüzden. Ne yapılacaksa hiç vakit geçirmeden yapılmalı.
Zaman çok daraldı.

