I-
Güne Yapay Zekâ haberleri ile başlayıp Yapay Zekâ haberleri ile nihayetlendiriyoruz. Dünya ikiye ayrılmış durumda. Yapay Zekânın nasıl daha verimli kullanılabileceğini öğretmeye ceht edip takipçilerini etkilemeye, yeni takipçi kazanmaya çalışanlar ve Yapay Zekâ sonrası hayatın nasıl olacağını distopik tasvirler eşliğinde sunanlar...
Teknoloji haberlerini takip etmeyenler dahi Yapay Zekânın yakında hangi mesleklere el koyacağı haberlerine haftada en az birkaç defa maruz kalıyor. Yapay Zekâ ile kitlelerin açlığa, yokluğa sürükleneceğini söyleyenler bir tarafta, hayatın yükünü Yapay Zekâ yükleneceği için insanlara daha eğlenceli zamanların kalacağını söyleyenler diğer tarafta. Birbirinden çok farklı imiş gibi duran bu ikiye bölünmüşlük esasında tek bir şeyi ifade ediyor: Bu yaşadığınız hayat bir daha böyle olmayacak.
Tam ortasından bölünmüş çemberin görünürde iki farklı ahalisi gibi duranlar üzerinden kotarılmış haberler, kitleleri meşgul ede dursun, işin merkezinde bulunanlar Yapay Zekâya neyi ne kadar öğretileceğini önemsediklerini, felsefecileri, düşünürleri lokomotife aldıklarını söyleyerek kitleleri gelmekte olan “başka dünya”nın ne kadar etik olacağına ikna etmeye çalışıyor.
Eskiden “Korku dağları bekler” denirdi. Artık korku ekranları bekliyor. Geçen hafta bir anda bazı siteler çevrim dışı kaldı. Sorunun, program güncellemelerinin yapılmamasından kaynaklandığı söylendi kitlelere. Pembe tablo taraftarları bu izaha ikna oldu, distopik endişe ile yüklü olanlar “Geliyor gelmekte olan” diye paniğe kapıldı.
Bir anlık telaş gibi gözüken durumun esasında “başka dünya” tasavvurlarının saniyelik tasviri olarak görülmesi gerektiğini düşünenlerdenim.
II-
Fransa’da okullardan başlayan isyan toplumun bütün kesimlerini kapsayacak şekilde yayılacak gibi görünüyor.
Bu isyanda okulların fiziki şartlarının kötü olması kadar eğitimin ruhlara dokunmayan muhtevasının da önemli olduğunu göz önünde bulundurmak zorundayız. Eğitim, Çin hariç bütün dünyada hayatın gerisinde kaldı.
Okul, öğrencileri hayata ne kadar hazırlıyor?
Bu soru yeni bir soru değil. Mesela Anna Karenina’da Levin, üvey ağabeyi Sergey İvanoviç Koznışey ile bu meseleyi ince ince tartışır.
Tartışmanın özeti kabaca şöyle:
Koznışev, dönemin liberal Rus aydınını temsil eder. Serfliğin kaldırılmasından sonra köylülerin ilerlemesi için Zemstvo denilen yerel yönetim kurumlarında çalışmaları ve köylere okullar, sağlık ocakları ve eğitim hizmetleri götürülmesi gerektiğini savunur. Ona göre eğitim, köylünün insan olarak gelişmesinin temel şartıdır.
Levin ise meseleyi çok farklı görür. Onun itirazı, eğitimin ilkesine değil, soyut reformculuğa yöneliktir.
Koznışev ona neredeyse sorgular gibi sorar:
“Köylüler için okulların faydalı olduğunu kabul ediyor musun?”
Levin “Evet” demek zorunda kalır; fakat hemen ardından bunun kendi düşüncesini tam ifade etmediğini hisseder. Çünkü ona göre asıl mesele okul açmak değildir.
Levin’in temel itirazları şunlardır:
Köylünün en acil ihtiyacı teori değil, yaşanabilir bir hayattır. Okuma yazma bilmek tek başına toprağı daha verimli hâle getirmez. Hastane yapmak veya okul açmak, köylünün ekonomik şartlarını kendiliğinden düzeltmez. Devlet eliyle yapılan birçok reform, köylünün gerçek ihtiyaçlarından kopuktur.
Romanın en dikkat çekici örneklerinden biri de budur. Koznışev, eğitimin batıl inançları yok edeceğini söyler. Levin ise yakın zamanda bir köylü kadının hasta bebeğini üfürükçüye götürdüğünü anlatır ve şu soruyu sorar:
“Toplama çıkarma öğrenmesi bu kadının hayatını nasıl değiştirecek?”
Bu soru, eğitimin değersiz olduğu anlamına gelmez. Levin, eğitimin hayattan kopuk olmasına itiraz eder.
İlginç olan nokta şudur: Tolstoy’un kendi hayatında köylü çocukları için okul açmış olması nedeniyle ilk bakışta Levin’in sözleri şaşırtıcı görünür. Ancak Tolstoy’un eleştirdiği şey eğitim değil, bürokratik ve ezbere dayalı eğitim anlayışıdır. Bu yüzden Levin’in itirazı “okul olmasın” değildir. Onun güncelliğini yitirmeyen sorusu şudur: “Hayatı değiştirmeyen okul ne işe yarar?”
Bu sahne, “emek ve eğitim” ilişkisi açısından romanın en önemli düğüm noktalarından biridir. Hemen ardından gelen, Levin’in köylülerle birlikte tırpan biçme sahnesi tesadüf değildir. Tolstoy adeta iki eğitim anlayışını karşı karşıya getirir:
Koznışev için insan okuyarak gelişir. Levin için insan önce çalışarak, emeğin ritmine katılarak öğrenir. Bu nedenle eğitim tartışmasının hemen ardından Levin’in tarlaya inmesi, romanın düşünsel mimarisinin en bilinçli geçişlerinden biridir.
Bu sahneyi yeniden hatırlama sebebim birkaç hafta önce rastladığım haber.
Haber şu:
ABD’de Z kuşağı arasında mavi yakalı olma talebi artıyor.
ABD’de mavi yakalı ve vasıflı zanaat (skilled trade) işlerine talep, Yapay Zekâ (AI) endişeleri, üniversite maliyetleri ve beyaz yaka sektöründeki daralmalar nedeniyle son yıllarda rekor seviyede artmaktadır.
Velhasıl emek ve eğitim meselesini tekrar tekrar ele almak zorundayız.

