Pazar günü Euronews, İtalya’daki sokak olayları ve protesto dalgasını şöyle haberleştirdi: “İtalya’nın büyük şehirlerinde binlerce kişi, hayat pahalılığı, Giorgia Meloni hükümetinin politikaları ve Orta Doğu’daki savaşlar başta olmak üzere çeşitli konuları protesto etmek için cumartesi günü sokaklara çıktı.”
“Orta Doğu’daki savaşlar” dediği Gazze Soykırımı, “Meloni’nin politikaları” dediği de İsrail’in emirlerinden dışarı çıkamayan bir zavallının zırvalamaları.
İtalya’da gösteriler henüz Fransa’dakiler kadar sert değil ancak Milano’dan yağma ve çatışma haberleri geldi bile.
Fransa’da süregiden sokak olayları zaten malum. Prekerya ve orta sınıf “kaybedecek hiçbir şeyleri yokmuşçasına” sokakta. Çatışmalar ve yağma çok sert ilerliyor. İsrail’in “hık deyicisi” Macron ile “Siyonist İsrail’e bağlılık onurumuzdur” diyen başbakan Lecornu siyasi hayatlarının en zor günlerini geçiriyorlar.
Bu arada dünyadan önemli iki seçim sonucu düştü ajanslara. Sırbistan’ı 12 yıldır yöneten ve İsrail’e sürekli “senin emrin olur ciğerim” diyen Vucic, “Öğrenci Listesi” hareketine kaybetti iktidarını. 12 yılda popülist sağcılıktan neredeyse faşizme evrilen Vucic artık muhalefette. Öğrenci Hareketi’nin klasik Sırp milliyetçiliği felsefesinden pek de uzak olmadığı belli ancak İsrail’den hiç hoşlanmadıkları da açık.
Brezilya’da da Lula dördüncü kez başkan seçildi. İsrail ile ilişkileri en alt seviyeye indiren 80 yaşındaki Lula, mitinglerinde İsrail bayrağı açan rakibine karşı ipi önde göğüsledi.
Bunlar burada bir dursunlar.
Avrupa’nın ekonomik olarak son derece sert bir imtihandan geçiyor olması, Amerikan dış politikasının Trump ile delilik katına çıkması, İsrail’in yoluna devam edebilmesi için dünyanın bütün dengeleriyle oynaması ve benzeri unsurları alt alta sıraladığımızda dünya “winter is coming” cümlesinde birleşmiş gibi.
Gazze soykırımının ilk günlerinde “Hamas’ın 7 Ekim’de başlattığı Aksa Tufanı dünyada büyük bir etki alanına sahip olacak, seçim sonuçlarında, sokak olaylarında pay sahibi olacak” deseydim muhtemelen bana “ne diyor yahu bu?” diyecektiniz. Ancak şimdi görüyoruz ki bu oldu. An itibariyle İsrail ile ilişkiler sadece İslam ülkelerinde değil dünyanın dört bir yanında bir “siyasi duruş belirleme ölçütü”ne dönüştü.
Bu da burada bir dursun.
Tüm bunlar olup biterken Türkiye’nin sıkıştığı aralık da üzerinde düşünülmeye, konuşulmaya ihtiyaç duyan bir aralık. Memlekete yönelik her gün artışını hissettiğimiz İsrail ve bazı başka odak tehditleri bir yandan, fon krizi bir yandan, süregiden ekonomik daralma bir yandan derken “yolumuz nereden gidecek?” sorusu önemini artırmaya, hem de çok artırmaya başladı.
Dertlenenin, iyinin, doğrunun sürekli “hadi, hadi, hadi” demesini bu çerçeveden ele alması lazımdır siyaset mekanizmasının. Çünkü ne kaybedecek vakit ne ertelenecek iş vardır artık. Borsanın çakıldığı, paranın olmadığı, güvenin azaldığı bir Türkiye, tabiri caizse “incelmiş bir Türkiye” olacaktır ve bizim “kalın Türkiye” dışında bir seçeneğimiz görünmemektedir.
Yekpare, sağlam, tavizsiz ve net bir duruş. İhtiyacımız olan budur ve bu “kötülerle” olacak bir şey değildir. “Kötüleri cehennemin dibine yollayarak” olacaktır ne olacaksa.

