Türkiye Belediyeler Birliği seçim sonuçları, AK Parti’nin izlemiş olduğu seçim stratejilerinin yoksunluğunu ve başarısızlığa mahkûm olduğunu bir kez daha gösterdi. Yıllardır karşı mahalleye şirin görünmek uğruna kendi mahallesindeki insana dokunmaktan imtina eden yükselen muhafazakâr siyaset anlayışı, bugün ektiğini biçiyor. Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden açıklanmaya çalışılan muhalefet bloku artık AK Parti karşıtlığında ortaklaşmış durumda. Farklı siyasi geleneklerden gelen aktörler aynı hedef etrafında buluşurken AK Parti, karşı mahalleyi ikna etmeye çalışırken kendi mahallesini elinde tutmakta zorlanıyor. Bir zamanlar kapısını çalmadan evine girebildiği, sofrasına oturduğu, derdini dinlediği insanlarla arasına bugün aşılması güç mesafeler koymuş bile. İşin acı tarafı da ne biliyor musunuz, o mesafeyi açanların çoğu hâlâ bunun farkında da değiller.
NEZAKET VAR, VEFA?
Özellikle yerel yönetimlerde giderek yerleşen bu anlayış üzerinde durmak gerekiyor. Nezaket timsali kesilen, herkese eşit mesafede görünmeyi siyasi başarı zanneden, kendi seçmeniyle arasına koyduğu mesafeyi tarafsızlık diye pazarlayan bir belediyecilik anlayışından söz ediyorum. Elbette belediye başkanı herkese hizmet edecek, bunda tartışılacak bir şey yok. Ancak herkese hizmet etmekle kendi siyasi tabanına sırt çevirmek arasında dağlar kadar fark var. Dün kapı kapı dolaşıp oy isteyenlerin bugün kapısında bekleyen insanlara ayıracak beş dakikası yoksa ortada ciddi bir sorun var demektir. Vatandaş derdini anlatacak muhatap bulamıyor, teşkilat mensubu sesini duyuramıyor, ama maşallah protokolde nezaketten, sosyal medyada tebessümden geçilmiyor.
Bir düşünün. Yıllarca yağmurda, çamurda kapı kapı dolaşmış, ailesinden, işinden, zamanından fedakârlık etmiş bir teşkilat mensubunun bugün kendi belediyesinde muhatap bulamaması ne demek? Dün aynı sofraya oturduğu insanların bugün makam kapılarında bekletilmesi ne demek? İnsan bazen alamadığı hizmeti unutur ama kendisine hissettirilen değersizliği kolay kolay unutmaz. Hele bir de yıllarca omuz omuza yürüdüğü insanların kendisini tanımazlıktan geldiğini görürse, kırgınlığı ne kadar derinleşir varın siz söyleyin.
Nezaket mi, elbette kıymetlidir. Fakat siyaset yalnızca nezaket gösterisi de değildir. Hele ki siyasi rekabetin bu kadar sertleştiği bir dönemde, entelektüel pıtırcığı elit AK Partililere değil, sahayı bilen, vatandaşın derdini kendi derdi sayan, gerektiğinde cephede savaşacak birer nefere ihtiyaç var. Kibirlerini bir kenara bırakmaları, makamın konforundan çıkmaları, teşkilatla ve vatandaşla yeniden buluşmaları AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan açısından büyük önem taşıyor. Diğer türlü “sükûnet içinde”, “müzakere içinde”, “nezaket içinde” söylemleri etrafında şekillenen elitist siyaset, sandıkta karşılık bulmayacağa benziyor. Çünkü vatandaş artık süslü cümlelerden çok, kendisini dinleyen bir ses, uzanan bir el, derdine ortak olan bir insan arıyor.
YÜZDE 30’UN ÜZERİNDE OLMAK KİMİ KURTARIR?
Gelelim kamuoyu araştırmalarına.
ADA Araştırma’nın 10-15 Ekim 2026 tarihli araştırmasında AK Parti’nin oy oranı yüzde 32,9. ASAL Araştırma’nın 4-10 Ekim 2026 tarihli çalışmasında ise kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 31,6. İki araştırmada da AK Parti ilk sırada. Fakat bu sonuçlara bakarak rahatlamak, yaklaşan tehlikeyi görmemek demek. Hâlihazırda yüzde 25’in üzerinde kararsız seçmen bulunduğu bir siyasi ortamda, bu seçmenleri matematiksel olarak partilere dağıtmak bugün asrın hatası niteliğinde. Bugünkü kararsız seçmen geçmiştekinden çok daha kırgın çok daha küskün ve çok daha kızgın. O yüzden kararsızları dağıtmadan oy potansiyellerini görmek daha yol gösterici olacaktır.
Bugün kararsız seçmen, geçmişte oy verdiği partiye yeniden oy vermeye mecbur değil. Hele ekonomik sıkıntıların derinleştiği, siyasi aidiyetlerin aşındığı bir dönemde hiç değil. Belki de yıllardır başka bir partiye oy vermeyi aklından bile geçirmemiş ama bugün kendi partisini savunacak cümle bulamayan insanlar bunlar. Komşusuyla, arkadaşıyla, ailesiyle tartışırken yıllarca savunduğu siyasi tercihini artık sessizce geçiştiren insanlar...
EKONOMİ YÖNETİMİ YOLU AÇTI, FON KRİZİ ÇİLEĞİ KOYDU!
Ekonomi yönetiminin “enflasyonla mücadele ediyorum” hikâyesiyle başlatmış olduğu hezimet yolculuğunun pastasına çileği de fon krizi koydu. Vatandaş yıllardır yüksek fiyatlarla, eriyen alım gücüyle, geçim sıkıntısıyla mücadele ediyor. Şimdi bir de dişinden tırnağından artırdığı üç kuruşun geleceğinden endişe ediyor. Ankara’da alınan kararların, makam odalarında yapılan hataların, vatandaşın gönlünde açılan yaraların hesabı dönüp dolaşıp o gönüllü insanların önüne geliyor. Birileri makamının keyfini sürerken teşkilat mensubu hem vatandaşın derdini dinliyor hem de kendi kırgınlığını içine atıyor. Yıllarca inandığı dava için fedakârlık yapan insanların bugün kendi partilerini savunurken mahcup hissetmesi, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir durum. AK Parti artık önce kendi mahallesinin gönlünü yeniden kazanmak zorunda. Safları sıklaştırmadan, kibri terk etmeden, ekonomik başarısızlıklarla yüzleşmeden girilecek her seçim, yeni bir hezimetin yollarına taş döşeyecektir.
Bizde para, torpil, kibir, gösteriş, makam.
Putlar artık tahtadan yapılmıyor İbrahim.

