27 Ekim İsrail seçimleri sonuçlandığında, bölgeye dair kritik değişkenlerden biri belirginleşmiş olacak. ‘Bölgenin’ ne anlama geldiğini de, soykırımcı Netanyahu’nun hafta sonu konuşmasında İsrail ulusal güvenliğine dair bir harita üzerinden gördük. Eylül 2024 tarihli Birleşmiş Milletler oturumunda da haritalar paylaşmıştı. Hatırlayacaksınız, biri, “The Curse-Şer”, diğeri, “The Blessing-Nimet”. Şimdiki daha geniş bir ‘jeopolitik’ harita…
Rusya’dan, Azerbaycan’dan Somali’ye, Hindistan-Pakistan’dan, Mısır-Yunanistan’a kadar stratejik parselizasyonu gösteren bir harita…
Aynı sıralarda Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir harita anlatıyordu; “Rusya-Ukrayna savaşı beşinci yılını dolduracak. İsrail’in Filistin’e saldırıları imzalanan anlaşmalara rağmen hız kesmeden devam ediyor. Komşumuz İran’daki gerilim tam olarak bitmeden bu sefer Yemen’de yeni bir çatışmanın fitili yakıldı. Husilerin dostumuz ve kardeşimiz S. Arabistan’ı hedef alan saldırıları bölgemizdeki tansiyonun iyice tırmanmasına sebep oldu. … Lübnan’da da durum hiç iç açıcı değil. Suriye’den güzel haberler geliyor lakin Siyonist İsrail orayı da karıştırmak için elinden geleni yapıyor. Etrafımız ateş çemberi”…
Bu haritaların hangi noktalarında Türkiye ile İsrail çarpışıyor? Suriye konusunda “mutabakat” var; “Siyonist İsrail orayı da karıştırmak istiyor”. Ve Netanyahu; “Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını genişletme girişimini engelledik ve ek senaryolara hazırlanıyoruz.”
Suriye’de iki ülkenin mücadele ettiğinden başka, doğrudan çatışma ihtimalinin/riskinin yüksek olduğu bir alanı da işaretliyor.
***
Başka nereler olabilir?
Azerbaycan? Elbette. Ankara-Bakü arasını bozmak yolunda İsrail’in teşvik edici rolü ‘hiç yok’ denemez. Belirleyici mi? Ayrı bahis. ‘Mekke Savunma İttifakı’nın bastığı alan? Tabii ki…
Esasında diyebiliriz ki ve mesele asıl buradadır; “haritanın tamamı”, Türkiye-İsrail rekabetinin yaşandığı devasa bir coğrafya oluşturuyor!
İşte bu yüzden İsrail seçimleri ve buna dair ABD yaklaşımları önemli. ABD Başkanı’nın bu kadar yüksekten Netanyahu’nun arkasında el açmasını anlamlandırmak zorundayız…
“İsrail’in Netanyahu dışında bir lider seçmesi büyük hata olur. İsrail’in yanlış bir lider seçmesi-ki bu Bibi dışında herhangi biridir-Amerika’yı bu işi tek başına yapmak zorunda bırakır. Bu, Netanyahu’nun yeniden seçim yarışında kendisine verdiğim tam ve koşulsuz destektir. Netanyahu sizi asla yarı yolda bırakmayacak.”
“Bibi” de karşılıksız bırakmadı. Amerikan halkına, “bırakın şimdi benzin fiyatlarını falan, ya İran nükleer silah sahibi olsaydı” diye ayar verdi…
Trump’ın, İsrail seçimlerinde ABD’nin geleneksel “karışmama” politikalarının üzerinden atlayan bu sıra dışı adımının iki sebebi var; birincisi Kasım’daki ABD ara seçimleridir. Yakın tarihli bir çok anket, Trump’ın genel “onaylanma oranları”nda ciddi düşüşler, Kongre’nin en az bir kanadında da ağır “kayıp” işareti veriyor. Bu da Beyaz Saray’ı meşum İsrail lobisinin desteğine muhtaç hale getiriyor. Amerika’daki İsrail’in, Trump’ın çıkarlarına hizmet etmediğine dair kabulünün değişmesi gerekiyor. Netanyahu burada devreye giriyor…
***
İkincisi ise…
Bölgeye dair Amerikan planlarının istikbali. Açık ki, önce İran’ı ardından Çin ve Rusya’yı bölgede “sınırlayacak” politikalar ile sınırın bu tarafında İsrail’in huzurla yaşayacağı alanın düzenlenmesi devam etmek zorunda. ABD için Netanyahu o adam mı çok tartışılır ama İbrahim Anlaşmaları, İsrail’den geçen Hindistan-Avrupa yolu, Hazar Havzası’nın düzenlenmesi ayakları mecburen devam edecek. ABD böylece, “Netanyahu olsun-olmasın” planı sürükleyeceğini de ilan etmiş oluyor…
‘Üç’ denecek kadar ağırlıklı/güvenilir mi tartışılır ama bir boyut da, İsrail seçim sonuçlarına dair ABD kıymetlendirmesi; ‘yeni Tel Aviv’in, Netanyahu iktidarını daraltacak bir sandık kompozisyonunun üzerine oturacağına dair okuma Trump’ın desteğini izah edebilir…
Bunlar 2026 seçimlerine dair yerleştirmeler. Bir de 2028 var ki, orada da Başkan Yardımcısı JD Vance’in son sözlerine bakıyoruz; “İsrail Başbakanı Netanyahu’nın yeniden seçilmesi konusunda pozisyon almayacağım. O’na karşı değilim, desteklemeyi de savunmuyorum. İsrail seçimlerine karışmıyorum”…
Vance’in sözleri, Trump’ın destek açıklamasından kendini uzaklaştırıyor. Çok normal. Çünkü iç politika ile ilgili. Kendi seçmen kitlesi, başta MAGA, Washington’un İsrail’i önceleyen, “America First”ü sakatlayan siyasetini ağır eleştiriyor. Müstakbel ABD Başkan adayı olarak Vance’in bu çizgiye sarılmasının nedeni de bu…
***
Şimdi gelelim daha netameli konulara…
Bir, Aynı konuşmada Netanyahu’nun, “Recep Tayyip Erdoğan konusunda Trump’la anlaşamıyoruz” sözleri.. Amerika’nın bölgeye dair tahayyülünden vazgeçemeyeceğini kabul ettikten sonra, bu sürecin Netanyahu’yu taşıyamayacağını tespit gerekiyor. Ya düşecek ya pamuk ipliğine asılı olarak kalacak. Trump ABD’sinin, Ankara’ya daha sıcak davrandığı da bir gerçek. Henüz vaad ettiği bir seri sözü yerine getirmedi ama en azından genel söylem itibarıyla arka çıktığı kabul edilebilir. Fakat bu, İsrail’e stratejik karşı duruşa evrilebilecek noktaya hiç varmayacağı gibi, bölgeye dair Amerikan bakışı ile İsrail duruşunun ortaklaştığı durumlarda Ankara’nın yumuşatılması hamlelerine kapı aralayabilir.
İki, Netanyahu, Türkiye ve İran eksenlerinden bahsetti. Sünni ve Şii eksenlerin ‘yakınlaşmaları’ ihtimalini bölge için büyük tehdit olarak mimledi. Sürpriz değil. Ama makyajlı. İran’ın arkası Doğu. Türkiye’nin yakınlaşmasından asıl ‘korktukları’ o. ‘Duruşların ortaklaştığı’ yer de orası…

