AK Parti 2002’de bu milletin önüne üç kelime koydu:
Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar. “3Y” ile mücadele…
Bu söz, 90’ların hortumlanan bankalarından ve “devletin malı deniz” diyenlerden bıkıp usanmış Anadolu insanının yüreğinde karşılık bulan bir ahitti. Senetti. Altında da sözünün eri cesur bir lider ve Milli Görüş okulunda yoğrulmuş kadroların imzası vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve arkadaşları, çeyrek asra yaklaşan iktidar yolculuğunda sayısız badire atlattı. İçeriden, dışarıdan, gizli düşmandan ve dost bilinenden gelen saldırılara göğüs gerildi. Yol uzundu. Tökezleyenler, nefesi kesilenler, yoldan çıkanlar, tali yollara sapanlar da oldu.
Bu sürede AK Parti’ye ve Erdoğan’ın davasına yapışmayan tek şey “yolsuzluk” suçlamasıydı. Medya ya da muhalefet ne iddia ederse etsin, taban buna ihtimal vermedi. Çünkü olmazdı.
Bir AK Partili yetimin hakkını çalmaz, kamunun malını zimmetine geçirmezdi.
Hiç olmadı mı? Oldu ama defterler dürüldü, sorumlular yargıya havale edildi.
Son bir ayda ise, üstelik fon skandalının ortasında,
iki yolsuzluk hadisesi AK Partililerin ve Erdoğan sevdalılarının başını yere eğdi.
Yahşihan ve Esenyurt’tan söz ediyorum.
Memleketin birçok ilçesinde belediyelere yolsuzluk operasyonları yapılıyor. Bu iki ilçeyi diğerlerinden ayıran, sadece iktidar partisiyle ilintili olmaları değil. Önce olan bitene bakalım.
YAHŞİHAN’DA NE OLDU?
Kırıkkale’nin Ankara’ya komşu bir küçük ilçesi Yahşihan’da ortaya çıkanları akıl almıyor. Soruşturmanın merkezinde ilçedeki imar işleri var. Rakamlar baş döndürücü. Başkan yardımcısı Satılmış Serkan Yıldıran adına
1.630 taşınmaz kaydı
ortaya çıktı. Soruşturmada toplam 2.031 taşınmaza el konuldu.
Eski imar müdürü Ulaş Biçer’in eşi, kayınvalidesi ve baldızı üzerine kayıtlı yüzlerce tapu deşifre oldu. Bodrum’daki villa, marinadaki yat ve lüks araçlar… Sadece Biçer’in serveti 541 milyon lira. Yahşihan Belediyesi’nin 2026 yılı bütçesi ise 120 milyon lira.
ESENYURT’TA NE OLDU?
Esenyurt’un hikâyesi bana kalırsa daha yıpratıcı. Çünkü orada belediyeyi seçilmiş biri değil,
devletin atadığı kayyım yönetiyor.
İstanbul Başsavcılığı 7 Ekim’de düğmeye bastı. Başkan yardımcısı Yusuf Ulutaş gözaltına alındı, ardından dokuz kişi tutuklandı. Kayyım görevden el çektirildi. Soruşturma dosyasına göre ihaleler belirli firmalara yönlendirilmiş. Hak edişlerin ortalama yüzde yirmisinin rüşvet olarak istendiği iddia ediliyor.
Ulutaş’ın evinde 450 bin dolar, 2,5 milyon liranın üzerinde nakit, 35 bilezik ve iki Rolex saat bulundu. Başka biri adına kiralandığı söylenen bir dairede ise iki çelik kasada milyonlarca dolar ele geçirildi. MASAK raporuna göre 2025 yılında Ulutaş’ın hesaplarındaki para trafiği 231 milyon lira.
Şimdi birileri haklı olarak şunu diyecek: “Öbür partilerde yolsuzluk yok mu?
Bak CHP’li belediyelerde neler çıktı?
İstanbul’da yapılan vurgunun haddi hesabı yok.”Doğru. Lakin tam da burada durmak gerekiyor.
Bir CHP’li belediyede yolsuzluk ortaya çıktığında AK Parti seçmeni “Ne beklenirdi ki zaten?” deyip geçti. Çünkü bu memleket, özellikle İstanbul halkı, Refahlı belediyelerden önce yolsuzluğun kaynağını gözleriyle tecrübe etmişti. O nedenle de Antalya ve İstanbul’da konuşulan korkunç yolsuzluklar kısmen magazin haberi muamelesi gördü.
Ama AK Parti adına seçilmiş bir başkanın idaresinden ya da devletin “ben düzelteceğim” diye görevlendirdiği atanmışların içinden yolsuzluk manzarası çıkınca söylenecek söz kalmadı.
“Para kuleleri” CHP’ye özgü olmaktan çıktı.
Hakkını teslim etmek lazım. AK Parti, Yahşihan’ın eski başkanını soruşturmadan aylar önce ihraç etti, başkanvekilini disipline sevk etti. Esenyurt soruşturmasını bizzat devletin savcıları başlattı, vurgunu MASAK raporları ortaya serdi.
Hiçbir AK Partili de çıkıp “arkadaşlarımıza iftira atılıyor” demedi.
Teşkilatlardan tek bir isim rüşvetçilere destek için adliye merdivenlerinde beklemedi, misal Yahşiyan’daki insanlar “demokrasi nöbetleri” tutmadı. Aksine tabandan “boyunuz devrilsin
” sesleri yükseldi.Bir taraftan da yüzler yere düştü.
Çünkü “sözler” vurulmuştu!
Asla kondurulamayacak bir kötülük, ömrünü siyasi davasına, liderine ve memleketine adamış, helal lokmanın peşinden giden namuslu insanların üzerine bir kâbus gibi çöktü.Öte yandan da
bir denetimsizlik ve birilerinin, çalma çırpmaya göz yumduğu algısı oluştu.
Disipline sevk edilmiş bir isim neden aylarca başkanvekili koltuğunda oturtuldu? Bir imar müdürünün serveti ilçe bütçesinin dört katına çıkarken teşkilat bu zenginleşmeyi nasıl görmedi, kimseler neden duymadı? Atanmış bir başkan yardımcısı hak edişlerden rüşvet toplarken, ihaleleri alan şirketlere “bu yolu” kimler gösterdi?
Belediyede iç denetim neredeydi? Bu isimleri o koltuklara kim önerdi, kim kefil oldu?
Bu sorular sokakta cevap arıyor, camilerin çay ocaklarında masaya yatırılıyor.
Bu soruları muhalefet değil, vefalı AK Parti seçmeni soruyor. Çünkü “bünye” kabul etmiyor.
Yüzleri yere düşenler adına, İslâmî camiadan yükselen ses de bunları söylüyor.
Bu ses kısılır, bu sorular sorulmazsa, Allah muhafaza, sessiz ama ağır sonuçları olur.

