NATO zirvesinden hareketle son iki yazıda FETÖ meselesini yeniden ele almaya çalıştık. Bu çerçevede NATO’nun bir düşünme biçimini ürettiğini, FETÖ’nün bu düşünme biçimi içinde şekillendiğini ve daha geniş bir bağlamda FETÖ’nün Batı sisteminin bir ürünü olduğunu ifade ettik. Elbette Batı sistemi ile kastımız Anglosakson hegemonyasına dayalı bir dünya düzenidir. Daha önceki yazılarda da İngiltere’nin yeni dinler icat etme yönündeki başarısı üzerinde durmuştuk. Buna karşın uzun bir dönem FETÖ, kültür tarihimizin sınırları içinde kalınarak tahlil edildi. Bu açıklama modeli hâlâ yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Ne yazık ki FETÖ’nün din ve kültür tarihinin sınırları içinde kalınarak tahlil edilmesiyle hem yanlış yorumlara kapı aralanmış hem de sorunun ana kaynağı sistemli bir şekilde görünmez kılınmıştır. “Hata neredeydi” ve “hatayı kendimizde aramalıyız” sorularının uzun bir dönem sorgulanmadan düşünce hayatımızın en önemli soruları arasında yer alması bir talihsizliktir. Bu sorular içe dönük bir bakışı zorunlu kıldı. En büyük şok dalgası herhalde Gezi Parkı Kalkışmasıydı. FETÖ’cüler 2013’te patlak veren bu kalkışmanın baş aktörleriydi ve Anglosakson sisteminin merkez ülkeleri meydanlarda görünmekten çekinmedi. O zaman Türkiye’yi içeriden teslim alacaklarına inanmışlardı. 2014’ün ocak ayında ise MİT Tırlarına yapılan baskınlarla Türkiye, Suriye denkleminden çıkarıldı. Daha birçok hadiseyi sıraladığımızda ortaya çıkan tabloyu dinî bir bağlama yerleştirmek imkânsızdır.
Dinî bağlam İsrail için de üretilmişti. İsrail’in varlığı da daima Yahudilik ve Yahudiler bağlamına dâhil edildi. İsrail’le ilgili propaganda çalışmasında dinî motifler her zaman ön plandaydı. Siyonizm de bir ideoloji olarak uzun zaman dinî bağlam içinde takdim edildi. Bu yöndeki propaganda çalışmaları oldukça etkiliydi. Siyonizm’i ve İsrail’i, Yahudi ilahiyatı ve Yahudi tarihinin temel kavramları ile izah etmek de bir akım hâline gelmişti. Din bağlamından hareketle Siyonistler için mağduriyet anlatısı inşa edildi. Yahudilerin yaşam hakkı gibi ideolojik çarpıtmalar uzunca bir dönem İsrail’e ve Siyonizm’e muazzam bir manevra kabiliyeti kazandırdı. Fakat 7 Ekim 2023’ten sonra bu türden kavramsal çerçevelerin ne kadar yapay olduğu anlaşıldı. FETÖ gibi İsrail de Batı sisteminin bir ürünüydü. Onlar da Anglosaksonların kolonyalist ve emperyalist sisteminden doğmuştu.
Zannediyorum ki bundan sonra ne İsrail ne de FETÖ gibi yapılar dinî bir mesele olarak ele alınacaktır. Burada en önemli faktör Türkiye’nin mücadelesidir. Erdoğan hakikaten de ülkemiz ve bölgemiz için büyük bir dönemin kapılarını aralamıştır. Bu sebeple onun öncülüğündeki mücadeleyi değerden düşürmek için ne gerekiyorsa yapıyorlar. 15 Temmuz 2016’da zirveye çıkan saldırılar bugün hâlâ devam etmektedir.
FETÖ’cüler MİT Tırları hadisesinden sonra Anglosakson sistemine dâhil olan ülkelere kaçmaya başladı. Daha o günlerde Anglosakson sistemine dâhil olan bu FETÖ’cülerin dinî, millî ve coğrafî bağlarının kopacağını tahmin etmiştim. Yeni kimliklerini çok hızlı bir şekilde özümseyecekleri anlaşıyordu. Bu da örgüt üyelerinin başka bir kültür yapısına dâhil olduklarının göstergesiydi. İsmet Özel, FETÖ’nün kilisenin sorunu olduğunu söylediğinde aslında bağlam farkını dile getirmişti. Elbette şimdi büyük şairimizin bu tespitini daha ileriye taşımak gerekiyor.
İsrail ile FETÖ’cüler arasındaki benzerliği duygusal ve kasıtlı bir değerlendirme olarak görenler çıkabilir. Bu kategoriye dâhil olan kişiler için yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Israrlı bir şekilde bağlam üzerinde durulmalıdır. FETÖ sorununun yeni kuşaklara anlatılması gerekiyor. Bu da ancak sistemli bir analiz çerçevesi ile mümkündür. FETÖ’cüler 15 Temmuz 2016’dan sonra dahi din, millet ve devlete karşı saldırılarını devam ettirdi. Bu yapıyı tanımlamak bakımından on yıl yeterli bir zamandı. Fakat bu kadar uzun bir dönemde entelektüel anlamda yargılanmadıklarını ve kategorize edilmediklerini kabul etmek durumundayız. Hem bu ihanet şebekesi hem de onu doğuran Anglosakson sistemi kısır tartışmalara kurban edilmektedir. Keyfî değerlendirmelerin rağbet gördüğü sisli hava hâlâ dağılmadı. Bu türden sorunlarla uğraşırken sistemli bir analiz çerçevesi sağlıklı değerlendirmelere imkân verecektir.
Sistemli bir analiz çerçevesinin değeri zamanla daha iyi anlaşılacaktır. Ne FETÖ ne de İsrail bugünden yarına bir sorun olmaktan çıkacaktır. Çünkü her ikisi de varlığını Anglosakson ittifakına borçludur. Anglosaksonlar ise kolonyalist ve emperyalist emellerinden vazgeçmiş değiller.

