15 Temmuz darbecilerin değil milletin dediğinin olduğu gün

Yasin Aktay
Yasin AktayYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 15/07/2026, Çarşamba • Yeni Şafak Haber Merkezi
15 Temmuz darbecilerin değil milletin dediğinin olduğu gün

Bir darbe teşebbüsünün ve ona karşı sergilenen destansı direnişin üzerinden geçen on yıl, yaşananları daha serinkanlı değerlendirme imkânı veriyor. Bu mesafeden geriye baktığımızda görüyoruz ki, 15 Temmuz'u sadece başarısız olmuş bir darbe girişimi olarak okumak, onun tarihsel anlamını eksik bırakmak olur.

Çünkü 15 Temmuz'u Türkiye'nin darbeler tarihinde istisnai kılan şey darbecilerin ne yaptığı değil, milletin ne yaptığıdır.
Türkiye'nin modern siyasi tarihi darbelerle örülmüş bir tarihtir. 27 Mayıs'tan 12 Mart'a, 12 Eylül'den 28 Şubat'a kadar darbeler, sadece hükümetleri değiştiren müdahaleler olmadı; aynı zamanda devlet ile millet arasına yerleştirilen vesayet mekanizmalarının da dolayısıyla aşılmaz mesafelerin de adı oldu.
Her darbe, millete bir şekilde "Bu devletin gerçek sahibi sen değilsin" mesajı veriyordu
. Elhak, darbelerle kök salmaya çalışan devlet bu topraklara ait değildi ama bu toprakları ifsat ederek millet ve devlet mesafesini derinleştiriyordu.

15 Temmuz gecesi ise ilk defa bu döngü kırıldı. Millet sadece bir darbeye direnmedi; darbeler rejimine karşı tarihî bir hüküm verdi.

O gece milyonlarca insanın sokağa çıkması, tankların önüne yatması, kurşunlara göğsünü siper etmesi sadece seçilmiş bir hükümeti koruma refleksi değildi
. O gece millet, devlet üzerinde söz sahibi olduğunu, bu ülkenin kaderinin artık cuntaların değil halkın iradesiyle belirleneceğini ilan etti. Bu yönüyle 15 Temmuz, Türkiye'nin demokrasi tarihinden çok milletleşme tarihinin bir hadisesidir.

SOSYOLOJİYİ DE DEVİREN TOPLUMSAL HAREKET

Nitekim o gece ortaya çıkan toplumsal hareket, sosyal bilimlerin alışılmış kategorilerine de sığmıyordu. Toplumsal hareketler normalde iktidara karşı ortaya çıkar. Oysa 15 Temmuz'da insanlar iktidarı, devleti ve demokratik meşruiyeti korumak için sokağa çıktı. Bu yüzden 15 Temmuz, modern dönemin en özgün toplumsal hareketlerinden biri olarak tarihe geçti.

Aradan geçen on yıl içinde Türkiye'nin katettiği mesafe de bu tarihî kırılmanın tesadüf olmadığını gösterdi.

15 Temmuz sonrasında devletin içine yerleşmiş ihanet şebekelerinin tasfiyesiyle birlikte Türkiye uzun yıllardır taşıdığı bazı yüklerden kurtuldu
. Savunma sanayiinde gerçekleşen büyük atılım, terörle mücadelede elde edilen sonuçlar,
Suriye
'de oluşturulan güvenlik kuşağı ve nihayetinde bugün Suriye’de Türkiye’ye ve bölge halklarının tamamına dost bir rejimin kuruluşu,
Libya ve Karabağ
'da ortaya konulan kapasite, Türkiye'nin stratejik özerklik yolunda attığı adımlar bu dönüşümün somut göstergeleri oldu.
Bir dönem kendi sınırlarının hemen ötesindeki gelişmelere bile müdahale etmekte zorlanan Türkiye, bugün bölgesel denklemlerin kurucu aktörlerinden biri hâline gelmiş durumda.

Aslında bugün NATO zirvelerinde ortaya çıkan Türkiye ile 15 Temmuz gecesi ölüm kalım mücadelesi veren Türkiye arasındaki fark, o gece neyin hedef alındığını da gösteriyor.

Darbecilerin, vesayet odaklarının ve Türkiye'yi sürekli kriz içinde tutmak isteyen bütün güçlerin ortak amacı, Türkiye'nin bugün ulaştığı noktaya ulaşmasını engellemekti.
Bu yüzden 15 Temmuz sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bir bağımsızlık ve egemenlik meselesiydi.

Ancak onuncu yılda üzerinde durmamız gereken asıl soru geçmişten çok gelecekle ilgilidir. 15 Temmuz gecesi ortaya çıkan devlet-millet bütünleşmesi nasıl korunacaktır? Çünkü millet olmak sadece kriz anlarında ortaya çıkan bir dayanışma değildir. Asıl mesele, o dayanışmanın normal zamanlarda da sürdürülebilmesidir.

Bunun yolu ise her şeyden önce adaletten geçer
. Devlet ile millet arasındaki organik bağın canlı tutulmasından geçer. Vatandaşın devleti kendisinden ayrı, yabancı ve erişilmez bir güç olarak değil, kendi iradesinin tecessüm etmiş hâli olarak görebilmesinden geçer. İyi yönetimden, liyakatten, hakkaniyetten ve toplumsal güven duygusunun korunmasından geçer.

15 Temmuz gecesi millet devlete sahip çıkmıştır. Devletin de her şart altında milletin tamamına ait olduğunu hissettirmesi gerekir. Çünkü devlet-millet bütünleşmesi bir kez elde edilip sonsuza kadar muhafaza edilen bir kazanım değildir. Sürekli beslenmesi gereken canlı bir ilişkidir.

DARBEYİ YENDİK, YA NEFSİMİZİ?

Nitekim bilahare karşı karşıya kaldığımız sorunlar tam Hadis-i Şerif’te buyurulan türden sorunlar. Buna göre 15 Temmuz küçük cihattı. Asıl büyük mücadelelerle karşı karşıya kalmamız mukadder, millet olma yolundaki imtihanımızın kaçınılmaz durakları. Birilerinin 15 Temmuz sonrası düzenin içinden bulduğu veya yarattığı fırsatlara tutunarak bu kutlu mücadeleyi bile sulandırmaktan geri durmaması. At izleriyle it izlerinin birbirine karışması ilh.

Bugün bizi bekleyen tehditler on yıl önceki tehditlerden farklı
. Tanklarla ve savaş uçaklarıyla gelen tehditler geride kaldı. Bugün daha sessiz ama daha derin tehditlerle karşı karşıyayız: Aşırı dijitalleşme, bireyselleşme, konfor bağımlılığı, aile kurumunun zayıflaması, doğurganlık oranlarının hızla düşmesi ve ortak aidiyet duygularının aşınması…
Türkiye'nin doğurganlık oranı artık nüfusun kendini yenileme seviyesinin altına düşmüş durumda
. Gençler giderek daha yalnız bir hayat yaşıyor. Dijital dünyanın sunduğu sınırsız tüketim ve konfor kültürü, aileyi ve toplumsal dayanışmayı zayıflatıyor.
Bir millet sadece darbelerle çökmez
. Nüfusunu kaybederek de çöker. Ailelerini kaybederek de, ortak hafızasını ve ortak hedeflerini kaybederek de ve bilhassa konforuna teslim olarak da çöker.
İbn Haldun’un işaret ettiği noktaya aşırı hızlı gelmiş dayanmış bulunuyoruz
. Konforun zayıflattığı mensubiyet duyguları, aidiyetler ve asabiyetler alarm zili çalıyor.

Bir yol ayırımındayız şimdi: 15 Temmuz gecesi gösterdiğimiz seferberlik ruhunu, aileyi korumak, gençliği korumak, nüfus krizini aşmak ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmek için de gösterebilecek miyiz?


ŞEYH HAMAD BİN HALİFE ÂL SÂNÎ’NİN VEFATI

Geçtiğimiz pazar sabahı Katar’ın önceki Emiri Şeyh Hamad bin Halife Âl Sânî’nin vefat haberi geldi. Kendisine Allah’tan rahmet, mağfiret ve rıdvân; ailesine, sevenlerine ve kardeş Katar halkına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

Şeyh Hamad bin Halife Âl Sânî, sadece Katar’ın değil, son yarım asırlık İslam dünyası ve Arap siyasetinin de en etkili devlet adamlarından biri olarak tarihe geçmiştir
. Küçük bir Körfez emirliğini, ekonomik gücü, diplomatik etkinliği ve uluslararası görünürlüğü yüksek bir aktöre dönüştürmeyi başarmış; Katar’ı dünya siyasetinde sözü dinlenen, ağırlığı hissedilen bir ülke hâline getirmiştir.
Ancak onu benzerlerinden ayıran husus, sahip olduğu imkân ve nüfuzu yalnızca ülkesinin refahı için değil, mazlumların ve mağdurların sesi olmak için de kullanmış olmasıdır. Kuruluşuna öncülük ettiği ve her türlü baskıya rağmen desteklediği
Al Jazeera, uzun yıllar boyunca sesi duyulmayan halkların, işgal altında yaşayan toplumların ve baskı gören insanların dünyaya açılan penceresi olmuştur
. Arap dünyasında düşünce ve ifade özgürlüğünün gelişmesine katkıda bulunmuş, halkların daha özgür ve daha onurlu bir hayat arayışlarına destek vermiştir.
Filistin meselesi ise onun siyasi mirasının en belirgin başlıklarından biri olmuştur. Gazze’yi ziyaret ederek Filistin halkının yanında olduğunu açıkça ortaya koymuş
, zor zamanlarında Gazze’nin yeniden imarı ve ayakta kalması için önemli katkılar sağlamıştır. Sadece Filistin’de değil, İslam dünyasının birçok bölgesinde eğitim, sağlık, insani yardım ve yoksullukla mücadele alanlarında yürütülen faaliyetlere destek vererek kalıcı eserlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
Devlet adamlarının değeri çoğu zaman görevleri sona erdikten sonra daha iyi anlaşılır. Şeyh Hamad bin Halife Âl Sânî de geride bıraktığı eserler, kurumlar ve hayır faaliyetleriyle uzun yıllar hayırla yâd edilecek isimlerden biridir.
Onun döneminde Katar, sadece ekonomik gücüyle değil, insani ve ahlaki sorumluluk üstlenme iddiasıyla da öne çıkmıştır.

Hayatının önemli bir kısmını ümmetin meselelerine duyarlılık göstererek geçiren bu müstesna devlet adamını hayırla anıyor, yaptığı hizmetlerin kendisi için bir rahmet ve mağfiret vesilesi olmasını diliyoruz.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026