Cumhuriyet 103 yaşında: Tarihi yapmak mı yazmak mı?

Yasin Aktay
Yasin AktayYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 28/10/2026, Çarşamba • Yeni Şafak Haber Merkezi
Cumhuriyet 103 yaşında: Tarihi yapmak mı yazmak mı?

Cumhuriyetin kuruluşunun 103. yılı itibariyle Osmanlı’nın yıkılışı ve yerine yeni bir yönetimin tesis edildiği sürece dair bilgilerimiz hala çok sınırlı. 100. yılı dolayısıyla yakın tarihimize dair bu sislerin dağılacağı beklentisi tam olarak karşılanmadı. 100 yıl gibi çok da uzak olmayan bu tarih paradoksal biçimde anlaşılması ve öğrenilmesi en zor tarih olmaya devam ediyor. Anlaşılması zor çünkü bu döneme ait anlatımlar bir tarih olmaktan ziyade bir destan veya efsane diliyle anlatılıyor ve işin aslına dair her tarla çağrı büyük bir gürültüyle boğulmaya çalışılıyor. Çünkü bu tarihte hala korunmak istenen simalar, o simaların sorgulanması asla istenmeyen anlatıları var.

Türkiye’nin Cumhuriyet'le birlikte var olduğu, onun öncesinde sanki bu millete dair kayda değer hiçbir şeyin olmadığı algısı bir asır boyunca körpe dimağlara nakşedildi.

Bu, teolojik bir anlatım olarak “yoktan var edilme” anlatısına çok uygun düşüyordu. Çünkü gerçekten de “kurtuluş” ülkeyi işgal etmiş olan düşmandan değil, bizatihi Cumhuriyet'ten önce bu toprakları vatan kılmış, bu toprakların ruhuna sinmiş, kök salmış bir devlet olarak Osmanlıdan bir kurtuluştu. Savaşın bitiş düdüğünün çalınmasıyla başlayan çok daha kesif bir savaş Osmanlıyı ve onun dayandığı değer ve kurumları hedef almaya başladı. Düşman işgalci Batı değil Osmanlıydı, onun dünya görüşü ve nizamıydı.

Bu, fiilen yaşanandı. Ama resmi söylemde yedi düvele karşı savaşılmış ve onlar hezimete uğratılmış ve düşman hiç istemediği halde Cumhuriyet kurulmuş, Türkiye çağdaş uygarlık yolunda çağdaş uygar dünyaya rağmen ve o dünyaya karşı kararlı adımlarla yol almaya başlamıştır.

Neticede herşey anlatıdır. Ne de olsa şöyle kurucu lider: “tarih yazmak tarih yapmak kadar mühim hatta ondan bile daha mühimdir.”

Bu söz kesinlikle yazılan tarihin yaşanan tarihten fersah fersah uzak olduğu halde bütün dimağlara başarılı bir biçimde ezberletilmiş olması dolayısıyla itiraz edilemeyecek bir konuma erişmiştir.

Ancak yazılan tarih eninde sonunda aslına sadık değilse, dönüp tahrif ederek yazanı da, o yazılan hikayeleri de yıkar geçer.

Bugün aslında giderek yaşanmaya başlanan budur. Her ne kadar resmi kalkanlar hala anlatılan bir tarihi korumaya devam ediyorsa da, gayr-ı resmi anlatılar gerçeğin peşini bırakmıyor.

Cumhuriyet'in kuruluşuna dair efsaneler bir bir sorgulanıyor. Cumhuriyet işgalci-düşman İngilizlere karşı, onlara rağmen mi kurulmuştu mesela? Anadolu’da cereyan eden milli mücadele Yunanlılara karşı olduğu gibi İngilizlere karşı da bir savaş halinde miydi? İngilizler gerçekten Anadolu’daki Milli mücadele hareketini kendi planlarını bozmaya çalışan ve bu yüzden boğulması gereken bir hareket olarak mı görüyorlardı?

Kurtuluş Savaşı'nın resmi veya Kemalist ideolojik anlatımlarındaki hikâye budur. Bunun aksini ima edecek herhangi bir anlatım sadece bir tarih tashihi yapmaz, aynı zamanda Kemalist genesise karşı büyük bir itikatsızlık da sergilemiş gibi muamele görür. Bir anda kendini İngiliz ajanı olarak bulması işten bile değildir.

Oysa bugün Cumhuriyet'in kuruluşu da başkentin Ankara’ya taşınması da Türkiye’nin İstanbul hükümeti yerine Ankara’da Mustafa Kemal liderliğinde teşekkül etmiş olan hareketçe yönetilmesinin baştan beri İngilizlerin de istediği bir şey olduğuna dair belgeler mebzul miktarda ortada duruyor. Esasen ortadaki mevcut bütün resmi belgeler bile bu gerçeği yeterince sergiliyor. Yani bu konuda yeni bir belge çıkmış değil var olan belgeler bile bunu söylüyor, ama aah şu “anlatılan tarih” meselesi. Gözümüzün önündeki hadiseleri bile başka türlü görmemize yol açabiliyor.

30 Ekim 1918 yılında imzalanan mütarekeyle birlikte Müttefik kuvvetler İstanbul’a girdikten sonra işgalleri ve hükümlerinin sadece İstanbul’da kaldığı da anlatının önemli bir parçasıdır mesela. Oysa Mustafa Kemal’in Samsun, Amasya, Erzurum, Sivas ve Ankara’ya kadar uzanan güzergâhının tamamında İngilizler temsilcileriyle, askeri birlikleriyle mevcutlar ve resmiyette mütarekenin şartlarının yerine getirilip getirilmediğini denetleme yetkisini kullanıyorlar. Bu yetki Millî Mücadeleyi yürütenler tarafından da kabul ediliyor.

Mustafa Kemal 2 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum’a geldiğinde İngiliz Albay ve bölgedeki en gözde istihbarat elemanlarından Alfred F. Rawlinson ile defalarca, görüşmüş bilahare Rawlinson ile temasları da devam etmiştir. Rawlinson aynı zamanda Lord Cuzon’un da yeğeni olup bilahare Kazım Karabekir ile de daha sık görüşerek İngiliz hükümetini görüşlerini Kuvayı Milliyecilere aktarmış, sorularını da kendilerinden hareketin felsefesi, gelecek planları ve eylemleri ile ilgili sürekli bilgi almıştır.

Gerek Rawlinson’un anlatımından gerek Mazhar Müfit ve Kazım Karabekir’in hatıratına yansıyanlardan net biçimde anlaşılan, Mustafa Kemal’in Rawlinson’a ihtilalci bir hareket olduklarını ve kongrenin İstanbul yönetimini tanımadığını söylemiş olduklarıdır. Oysa o günlerde ve sonraki günlerde Vahdettin’in görevlendirmesi ve verdiği üstün yetkilerle Anadolu’ya geçmiş olan Mustafa Kemal gerek Kongre üyelerine gerek sonraki bütün yol arkadaşlarına hala İstanbul’un emrinde olduklarını ve asıl gayelerinin Padişahı ve Hilafeti kurtarmak olduğunu söylemektedir.

Bu düzeyde meşruiyetini bu görevden alıyor olduğu ve Padişahın yetkisini bir an için aldığı kendisine bildirildiğinde nasıl bir çaresizlik durumuna düşmüş olduğunu daha önce Rauf Orbay’ın hatıratına atfen anlatmıştık. “Gördün mü Rauf” demişti Mustafa Kemal, Rauf Orbay’a son derece üzüntülü bir biçimde “Gördün mü üniformanın ve askeri yetkinin önemini? Askeri üniforma ve yetkilerimiz olmasa biz hiçbir şey yapamazmışız, en iyisi arada ezilmemek için kenara çekilmekmiş”

Mustafa Kemal’in Kazım Karabekir üzerinden durumunun ve görevinin tekrar restore edilmesinden hemen sonra Rawlinson’la yaptığı görüşmelerde bu görüşleri ifade etmiş olması, onun İngilizlerle baştan itibaren Osmanlı yönetiminin yıkılması ve yerine kendi liderliğinde bir yönetimin kurulması hususunda bir anlaşma zemininin var olduğunu çok açık teyit etmektedir.

Nitekim ayrıldıklarında Erzurum Kongresinin “Kapanış Beyannamesi”ni kendisine göndereceğine söz vermiş. Mustafa Kemal bu sözünde durmuş ve gerçekten de Beyannameyi Kazım Karabekir aracılığıyla Rawlinson’a göndermiş ve Londra’ya iletmesini istemiş.

Mustafa Kemal Ankara’ya ulaştığında, Kazım Karabekir’in kendisine Rawlinson üzerinden ulaşan Lord Curzo’un mesajını aktarışı var. Bu mesajın hiç kuşkusuz bütün bir Milli Mücadele ve Cumhuriyet'in kuruluşuyla ilgili tarihe başka türlü bakmayı gerektiren bir önemi var. Gizli de olmayan bu mesajın neden yazılan tarihte hak ettiği yeri bulmadığı yine ayrı bir sorudur tabi. Rawlinson’un kendisine ulaşan Lord Curzon mesajını Kazım Karabekir Mustafa Kemal’e şöyle bir telgrafla yolluyor:

“Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Çok gizli tutulmasını rica ederim.

Rawlinson geldi, görüştük. Görünürdeki görevi, 15. ve 13. Kolordularda ateşkes şartlarının yerine getirilip getirilmediğini araştırmaktır. Fakat asıl görevi, gayri resmî olarak, dışarıdakilerin ve içeridekilerin, hatta kendi hükümetimizin bile dikkatini çekmeden önce benimle, ardından da sizinle görüşmektir.

Lord Curzon şöyle demiş:

“Türkiye’de şimdiye kadar güçlü bir hükümet göremediğimiz için barış yapmak mümkün olmadı. Mevcut hükümette de bir güç göremiyoruz. Milletin güvenini kazanmış olan Mustafa Kemal Paşa’nın da Barış Konferansı’nda bulunmasını veya barış kararlarını kabul etmesini gerekli görüyoruz.”

Rawlinson bu hususun size bildirilmesini rica etti. Ayrıca sizinle görüşerek barış hakkında ne düşündüğünüzü öğrenmek, belki de bazı küçük tartışmalar yapmak istiyor.”

Kazım Karabekir bunları aktardıktan sonra Rawlinson’a verdiği cevabı da Curzon’un mesajının detaylarını da Mustafa Kemal’e aynı telgrafla bildirmiş. Bunları da sonra yazalım.


Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026