Umman Sultanı Heysem bin Târık ve beraberindeki resmî heyet, geçtiğimiz hafta 19-22 Ekim tarihleri arasında İngiltere’ye bir ziyaret yaptı. Normal şartlarda basının veya sosyal medyanın ilgisini fazlaca çekmeyecek olan bu rutin ziyaret, Windsor Kalesi’nde verilen yemek sırasında Kral Charles’ın okuduğu Arapça ibareler sebebiyle, hak ettiğinden çok daha geniş bir ilgiye mazhar oldu.
Konuşmasının başlangıcında Sultan Heysem’i Arapça “Ey sıkılmak bilmeyen misafir, hoş geldin!” hitabıyla selamlayan Kral, iki ayrı Arapça beytin yanı sıra, Hz. Peygamber’in Ummanlıları övdüğü meşhur bir hadisini de -yine aslî diliyle- okudu. Okumaya çalıştı, demek daha doğru olur gerçi. Sahîh-i Müslim’de geçen rivayete göre: Hz. Peygamber, bedevî kabilelere gönderdiği bir elçiye kötü davranıldığını haber alınca, kendisine “Eğer Umman halkına gitseydin, sana ne söverlerdi ne de seni döverlerdi” demişti. Kral’ın ağzından bir hadisin Arapça metnini işitmek, masa başındaki Umman heyetini epey şaşırtmış görünüyordu.
Aynı şaşkınlık, 3 Aralık 2024 akşamı, Emir Temîm bin Hamed riyasetindeki Katar heyeti onuruna Buckingham Sarayı’nda verilen yemek sırasında da yaşanmıştı. Katar Emiri’ni Arapça “es-selâmu aleykum” diyerek selamlayan Kral Charles, yine Arapça olarak “Birleşik Krallık’a, ikinci vatanınıza hoş geldiniz” demişti. Emir Temîm, işittiklerinden duyduğu memnuniyeti, baş işareti ve beden diliyle göstermişti.
Kral Charles’ın bu sözde jestlerinin arka planında, elbette Britanya İmparatorluğu’nun kendi Müslüman tebaasıyla yüzyıllardır kurduğu özgüvenli ve kendinden emin ilişki var. İngiltere bugün, vaktiyle sömürdüğü hiçbir İslâm beldesinde açık bir kin ve nefretle anılmıyorsa, hatta yaşanan onca acıya rağmen kendisine sadık Müslüman kitleler bulabiliyorsa, tamamen bu “emperyal üslup” yüzünden. Zaman zaman temas ediyorum: İslâm dünyasının bugün de hâlâ en sıcak problemleri içinde yer alan Keşmir, Kudüs ve Kıbrıs meseleleri, tümüyle İngiltere’nin mayaladığı, temellerini attığı ve zamana yaydığı krizler. Yaşananlar ortada, tarih ortada, bilanço ortada. Buna rağmen -sadece Keşmir’de değil- Hint Alt Kıtası’nın tamamında (Hindistan, Pakistan, Bangladeş), Filistin’de ve Kıbrıs’ta, İngilizlere yönelik herhangi bir aktif ve yıkıcı öfkeye rastlamak mümkün değil. Aksine her şeyiyle “Londra” hayranlıkla ve ilgiyle takip ediliyor. İşin garip yanı, sahada -en azından zâhiren- bağımsızlık mücadelesi vermiş birçok politik hatta dinî aktörün aileleri, çocukları, nesilleri İngiliz muhipliğinde herkesi geride bırakmış bulunuyor. Az sayıda istisna, kaideyi bozmaya yetmiyor maalesef.
İngiliz emperyalizmi, arkasında sadece kan ve katliam bırakan, bu yüzden de yalnızca nefretle anılan Fransız tipi emperyalizmden, istilaya ve ekonomik sömürüye odaklı Çin emperyalizminden veya züccaciye dükkânına dalmış sakar bir fili andıran hoyrat Amerikan tipi emperyalizmden ciddi biçimde ayrışıyor. Britanya aklı öyle sofistike ve iyi çalışılmış biçimde sömürüyor ki, İslâm coğrafyalarından çalınanların sergilendiği Londra müzelerinin ücretsiz ziyaret edilebilmesi bile hayranlık sebebi olarak kendi hanesine yazılıyor.
Yine çarpıcı bir politik tercih olarak: İngiltere, belli makamları kendi sistemine sadık ve reklam yüzü olarak da kullanabileceği Müslüman aktörlere bırakmakta beis görmüyor. Örneğin, Londra’nın belediye başkanı 10 yıldır bir Müslüman. Aynı şeyi Paris için tasavvur bile edemezsiniz. Jakoben Fransız sistemi, buna geçit vermez. En azından şu anki mevcut şartlar içerisinde. İngiltere’nin çok daha ileri görüşlü ve kendi menfaatleri çerçevesinde daha verimli bir politika takip ettiğini söylemeye bile gerek yok elbette.
Bu arka plan eşliğinde bakıldığında, birkaç hadis ve beyitle tavlanıvermek, Müslümanlar açısından, tebessümle karşılanacak bir sürprize ve jeste değil, mahcup olunması gereken bir ast-üst ilişkisine tekabül ediyor. Buna rağmen, tebessüm ve memnuniyetlerin ötesinde, okunan Arapça metinlere bakıp Kral Charles’ın gizli Müslüman olduğu, sarayının karanlık bir köşesinde namazlarını kıldığı, seccadesini serip dua ettiği, tüm bunları da herkesten gizlediği şeklindeki iddialar bile Müslümanlar arasında dallanıp budaklanabiliyor. Herkesten gizlediyse biz nasıl biliyoruz, orasını karıştırmayın.

