Mekke diplomasisi ve ABD-İsrail-İran üçgeni

Kadir Üstün
Kadir ÜstünYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 28/10/2026, Çarşamba • Yeni Şafak Haber Merkezi
Mekke diplomasisi ve ABD-İsrail-İran üçgeni

Son birkaç günde Türkiye’de ve bölgede gerçekleştirilen kritik diplomatik toplantılar hem Ortadoğu’nun geleceğini şekillendirme hem de İran savaşının küresel ekonomik sonuçlarını sınırlandırma potansiyeli taşıyor. Netanyahu ve Trump’ın kritik seçim haftasına girerken İran savaşını tekrar başlatma tehditleri savurmaları, kendi siyasi gündemlerinin bölgede yeni bir çatışma sarmalı yaratacağı kaygılarını artırırken bölgesel diplomatik hareketliliği de yoğunlaştırdı. Avrupalı ülkelerle Mekke Anlaşması’na taraf ülkelerin İstanbul’da bir araya gelmesi savaşın alevlenmesinden duyulan kaygıların boyutunu da gösteriyordu. Mekke ittifakı ülkelerinin İran’la Tahran’da yaptığı görüşme ise savaşın yeniden alevlenerek bölgeselleşmesini engellemek amacı taşıyordu. Bu çabaların kısa sürede sonuç vermesi zor ancak en azından bölgesel bir inisiyatifin öne çıkması Amerika ve İsrail’in belirleyici olduğu daha önceki çatışma dönemlerinden önemli bir farklılaşmaya işaret ediyor. Amerika’nın bıraktığı diplomatik boşluğun doldurulması ve Amerikan politikalarının yarattığı istikrarsızlığın sınırlandırılması, bölge ülkeleri açısından hayati önem taşıyor.

MEKKE ANLAŞMASI’NIN İLK MEYVELERİ

Mekke anlaşması uzun süredir bölgeden çekilmeyi savunan Amerikalı stratejistlerin tavrına bir cevap niteliği taşıyor aslında. Amerika’nın bölgede maliyet ödemek istemediğini ve bu bağlamda İsrail’in zoruyla girdiği bir savaşta da Suudi Arabistan gibi bir müttefikini korumayacağını göstermesi, bölge ülkelerine ders oldu. Amerika’nın özellikle 7 Ekim 2023’ten beri bölgede artık düzen kurucu değil istikrarsızlık yaratıcı politikalar izleyeceğini açıkça ilan etmesi, bölgesel inisiyatiflerin mecburiyet olduğunu göstermişti. Bölgeye stratejik bir vizyonla yaklaşma kapasitesine sahip ender ülkelerden olan Türkiye’nin liderliği, Mekke Anlaşması gibi somut bir adımın atılmasını sağladı. Bu oluşumun Amerika aleyhine değil bölgenin lehine bir çaba olması da kayda değer. Bu yüzden mesele Amerika veya İran’ın yanında olup olmamak değil, istikrarın sağlanması için herkesle diyalog kurabilmek.

Mekke anlaşmasına taraf ülkelerin Husilerin Suudi Arabistan’a saldırılarını durdurmak için yalnızca askeri yöntemlere başvurmak yerine diplomasiye ağırlık vermesi, ittifakın sadece askeri bir iş birliğine dayanmadığını gösteriyor. Bir yandan savaşın yeniden alevlenmesinin yaratacağı maliyetten kaygı duyan Avrupalı liderlerle görüşmeleri, bir yandan savaşın tarafı olan İran’la diplomatik temas kurmaları, bu ülkelerin günü kurtarmak için değil stratejik bir vizyonla hareket ettiğini gösteriyor. Dahası, savaşın yeniden başlamasını beklemeden önleyici diplomasiyi devreye sokmaları, geçen hafta sonu gerçekleşmesi beklenen saldırıların askıya alınmasında etkili olmuş olabilir. Mekke ittifakı üyelerinin birbirlerinin güvenliğini korumak üzere harekete geçmesi, bölgenin artık Washington ve Tel Aviv’in iç siyasi dinamiklerinin dayattığı gündemlere mahkûm kalmayabileceğini de gösteriyor.

ABD-İSRAİL-İRAN ÜÇGENİ

Bölge içindeki ittifak ve dayanışma çabalarının başarılı olması için zamana ihtiyaç var zira birçok ülkenin bölge istikrarını öncelediğini söylemek mümkün değil. Bölge adına düşünme biçimine alışık olmadıkları da ortada çünkü uzun süre Washington’ın desteğini alarak kendi güvenliklerini garantiye alabileceklerini düşünen ülkeler, bunun böyle olmadığını gördü. Ortadoğu ülkesi olmasına rağmen zihinsel olarak kendini bölge üstü bir yerde gören İsrail, İran’la bölgesel savaşı sürdürerek koşulsuz Amerikan desteğinin devamını sağlamaya çalışıyor. Amerikan yönetimleri de hem iç siyasetteki İsrail lobisinin gücü hem de farklı stratejik nedenlerle İsrail’in tercih ettiği politikaları takip ediyor. Bu ikiliye İran’ın ‘bölgesel direniş cephesi’ sloganıyla sürdürdüğü asimetrik ama mezhepçi savaş çabası da eklenince, bölgesel istikrarın sadece bölge ülkelerine bağlı olmadığı bir denklem ortaya çıkıyor.

Bu üçgenin oluşturduğu ve devamında fazla sakınca görmediği çatışma ortamı, bölgenin kalkınmasını engellemekle kalmayıp bölge ülkelerinin güvenlik gündeminin ötesine geçmelerini de imkânsız kılıyor. Uluslararası kalıcı ittifakların da öncelikle güvenlikle başlaması, Mekke Anlaşması’nın buna odaklanmasını iyi açıklıyor. Güvensiz bir bölgede güvenlik sağlanmadan iş birliği, ticaret, diplomatik angajman ve kültürel alışveriş gibi kavramlardan bahsetmek son derece zor. ABD-İsrail-İran üçgenindeki aktörlerden birini diplomasi yoluyla çatışma denkleminden çıkarmak elbette kolay değil zira ‘sonuna kadar savaş,’ ‘varoluşsal mücadele’ ve ‘direniş’ söylemlerinin çok büyük siyasi fonksiyonu var. Bu açıdan bakıldığında, İran’la angajman sağlayarak bu üçgenin oluşturduğu çatışma dinamiğinin kırılabilmesi son derece önemli. İran’ın vekilleri üzerinden Suudi Arabistan’ı hedef almasının sonlandırılması, Mekke ittifakı için çok büyük bir başarı olacaktır ama bu savaşın biteceği anlamına da gelmez.

İsrail ve Amerika’daki seçimler sonrasında ya daha da agresifleşen ya da iç siyasetin baskısıyla geri adım atmak zorunda kalan yönetimler görebiliriz. İsrail’de Netanyahu’nun mağlubiyeti ve onu içermeyen bir azınlık hükümetinin kurulması, şahinleri sınırlı da olsa zayıflatabilir. Cumhuriyetçilerin Kongre çoğunluğunu kaybetmeleri durumunda da Trump Kongre’nin savaşı bitirmeye yönelik baskısıyla karşı karşıya kalabilir. Bu senaryoda tansiyon düşebilir ama gerek Trump’ın gerek Netanyahu’nun savaşı iç siyaset malzemesi olarak kullanma ihtimali de var. Bu açıdan önümüzdeki günlerde seçimlerden çıkacak tablo, Ortadoğu’nun geleceği açısından kritik önem taşıyor ancak bundan bağımsız olarak bölgesel inisiyatiflerin güçlenerek devam etmesi çok daha önemli. Bölgede kalıcı istikrar sağlanması ancak bölge ülkelerinin kendi göbeklerini kendilerinin kesmesiyle mümkün. Bölge ülkelerinin birbiriyle rahatlıkla anlaşabileceğini söylemek naiflik olur ve belki de anlaşmak çok daha uzun pazarlıklar sonunda mümkün olacaktır. Ancak kalıcı istikrar, dışarıdan yapılan dayatmalarla kabullenilen anlaşma metinlerinden değil, tarafların kendi aralarında doğrudan müzakere ederek vardıkları mutabakatlardan geçiyor.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026