|
Yazarlar

Suriye ve Yunanistan Türkiye-Mısır yolunda mı?

04:00 . 28/11/2022 Pazartesi

Yasin Aktay

1966’da Siirt’te doğdu. Siirt İHL’yi 1985’te tamamladıktan sonra ODTÜ Sosyoloji Bölümünde 1990’da lisans, 1993’te Political and Intellectual Disputes on the Academisation of Religious Knowledge isimli teziyle Yüksek Lisans; 1997'de de Body, Text, Identity, Islamist Discourse of Authenticity başlıklı tezle doktora derecelerini aldı. 1992-2012 yılları arasında Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyeliği yaptı. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesidir. 2010-2014 yılları arasında Ankara’da bulunan Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün başkanlığını yaptı. TÜBA Üyesi de olan Aktay, halen Yeni Şafak Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.

Yasin Aktay

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Doha’da Sisi ile el sıkışmış olmasının veya Mısır ile ilişkilerde yeni bir sayfa açmış olmanın iki ülke liderlerinin her konuda anlaşmalarını gerektirmediğini söylemiştik. Buna uzun boylu örnekler getirmek gereksiz aslında. Uluslararası ilişkilerin tabiatı bu. Türkiye ABD ile de Rusya ve İran ile de Suriye topraklarında tam bir çıkar çatışması halinde. ABD yıllardır Türkiye’ye karşı teröre açıkça destek veriyor mesela. Ama bu bütün bu ülkelerle diplomatik ilişkileri koparma noktasına getirmiyor.

Buna rağmen, Mısır’la ve Sisi ile neden kopma noktasına geldi diye soranlara uzun uzun o dönemin şartlarını tekrar canlandırarak anlatmak mı gerekiyor?
Bir defa darbe o günün şartlarında sadece Mısır içinde cereyan etmiş bir darbe gibi değildi. Mısır içinde uluslararası bazı güçlerin Türkiye’yi de hedef alarak müdahil oldukları bir girişimdi.
Türkiye’nin o olayı bir Mısır iç işi gibi telakki edip geçiştirmesi mümkün olamazdı. Tıpkı kendisiyle güvenlik işbirliği anlaşmasının olduğu Katar’a yönelik girişime kayıtsız kalamayacağı gibi, ona da kayıtsız kalamazdı, kalmadı.
Aslında Katar’da daha proaktif bir tutum takınarak gelişmelerin daha kötü yönde gelişmesinin önlenebilmesinde biraz da Mısır’da yaşanan oldu bittiden çıkarılan dersin de bir etkisi olmuştur.
Bugün Katar’ı hedef alan Körfez sorunu da Türkiye’nin bu proaktif tutumu sayesinde daha kötü bir noktaya gitmeden çözülmüş oldu, çatışan tarafların hepsi tekrar uzlaşıp anlaştı.
Artık bugünkü durumda stabil hale gelmiş olan Mısır ile de sorunların çözümü konusunda Türkiye’nin daha istekli davrandığı sır değil. Oysa Mısır’ın ülke olarak Türkiye’ye ihtiyacı daha çok ve ilişkilerin kopuk olması dolayısıyla Mısır’ın kaybı çok daha fazla oluyor. Yunanistan ile yapılan anlaşmalar Mısır halkının aleyhinedir mesela. Daha önce söylemiştik,
Mısır’ın Yunanistan ile olan deniz sınırları anlaşması Mısır’ın en az 20 bin km2 kaybına mal oluyor. Bu büyük bir kayıp ve bu kayba Türkiye ile olan iletişimsizlik, hatta husumet yol açıyorsa, Türkiye Mısır’a kendi zararından dönmesi için bir fırsat sunuyor.
Bu anlaşmazlık dolayısıyla Erdoğan’ı duygusallıkla eleştirenl
er
Mısır’ı yönetenlerin bu siyasetine hiç bakmıyorlar bile. İki yıldır diplomatik düzeyde sürdürülen yeni sayfa açma girişimleri en son Doha’daki el sıkışma aşamasına gelmişken daha iki gün önce Mısır’ın bu yakınlaşmanın seyriyle hiç de bağdaşmayan iki önemli çıkışı oldu.
Birincisinde
Mısır Dışişleri Bakanı sözcüsü
Türkiye’nin Suriye ve Irak’a yönelik operasyonlarını eleştirerek derhal durdurması gerektiğini söyledi. Türkiye’ye yönelik fiili terör tehdidine karşı Türkiye’nin kendi sınırında aldığı bir tedbir Mısır’ı neden ilgilendiriyor? Suriye ile ortak bir özellik olarak Arap olması dolayısıyla ise, halihazırda Türkiye’nin operasyon yaptığı bölgede zaten Arapların canı, malı ırzı ABD, Fransa, Rusya ve İran güçlerinin saldırısı altında. Araplardan eser bırakılmamış durumda.
Bilakis Türkiye’nin bu operasyonunu en çok bölgede yaşayan Araplar desteklemektedir, çünkü Türkiye yıllardır onlara karşı uygulanan etnik temizliğe karşı onlara kurtarıcı gibi gelmektedir.
O zaman bu rahatsızlık neden? Duygusal olmayan, rasyonel bir gerekçesi var da biz mi anlamıyoruz?
İkinci bir adım ise 22 Kasım’da Yunanistan ile Mısır arasında imzalanan ve neticede ucu Türkiye’ye dayanan garip bir anlaşma.
Arama ve Kurtarma Sahalarında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Muhtırası
nın belki Mısır açısından savunulabilecek bir gerekçesi denizde arama ve kurtarma bölgelerinin insan hayatını kurtarmaya yönelik hizmet sahaları olarak uluslararası hukuka göre egemenlik sahaları sayılmaması.
Ancak Mısır anlaşmaya öyle baksa da Yunanistan öyle bakmıyor ve böyle bakmadığı için böyle bir anlaşmayı Türkiye ile imzalamaya hiçbir zaman yanaşmıyor.
Yunanistan arama kurtarma hizmet sahalarının egemenlik alanı olduğunu ileri sürüyor ve bunları maksimalist deniz yetki alanı iddiaları ile irtibatlandırıyor. Bu gerekçeyle Türkiye ile yanaşmadığı anlaşmaya Mısır’ın imza atması da elbette Türkiye’yi ilgilendirmiyor diyemeyiz.
Arama kurtarma sahalarına ilişkin
1979 tarihli Hamburg Sözleşmesi
yle belirlenmiş olan kurallar hizmet sahalarının birbirleriyle çakışması durumunda ülkelere işbirliği yapma sorumluluğu yüklüyor.
Ancak Ege’de masum sığınmacıları dünyanın gözü önünde uluslararası hukuka aykırı biçimde geri iterek ölümlerine yol açan Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de kimin hayatını kurtarmak için arama kurtarma yapması beklenebilir?
Yunanistan’ın Hamburg sözleşmesine gelinceye kadar çok daha temel mülteci hakları konusunda yükümlülüğünü yerine getirmesi gerekirdi. Böyle bir anlaşmada arama-kurtarma gibi bir önceliğinin olmadığı çok açık.
Tek derdi Türkiye’ye karşı egemenlik sınırları iddialarını tekrarlama fırsatı bulmak
. Ancak bu tür ucuz yollarla maksimalist egemenlik iddialarını ispatlama şansı yok, ama sadece meylini ve heveslerini çaresizce ortaya koymuş oluyor.
#Mısır
#Türkiye
#Suriye
#Yunanistan
2 ay önce
default-profile-img
Suriye ve Yunanistan Türkiye-Mısır yolunda mı?
Bir kış gecesinin sakinliğiyle gelen…
Acının siyaseti olmaz
Deprem neden bulvarları vuruyor?
Sükûnet ve vakarla
Millet İttifakı’nda iç savaş masanın dışına taştı