Sevgili
Mustafa Kartoğlu
geçtiğimiz salı günkü köşesinde Chatham House
’dan Asthana
’nın dış ilişkiler-refah ilişkisi üzerine değerlendirmesini de içeren bir yazı kaleme aldı. Kartoğlu’nun aktardığı şekliyle; Asthana “dış politikanın, küçük Makerfield kasabasına ne faydası olacağı,” sorusuna cevap aramanın politik güveni tesis edeceğini söylüyor.Konuyu benim uzun süredir üzerinde durduğum ve
Ulusal Jeoekonomik Plan
başlıklı yazımda somutlaştırdığım şekliyle ele alıyor. Ama aramızda bir fark var. Ben çöken bir medeniyeti kurtarmak için değil, yükselen bir medeniyeti temsil için yazıyorum.Peşinde olduğum soru belli;
Türkiye’nin artan güvenlik ve politik kapasitesini toplumun refahına nasıl çevireceğiz?
Bu bağlamı Refah Sözleşmesi
başlığı altında toplumun kendini ifade etmekte başarısız olduğu yerden tekrar bir izah edeyim.Gelin meseleyi de; “bizim ne işimiz var Somali’de,” “bizim ne işimiz var Libya’da,” “bırak İHA’yı SİHA’yı saman ithal ediyoruz,” söylemleri üzerinden ele alayım.
Bu sözler samimi ifade edenler açısından anla(ya)madıkları meselenin dışa vurumudur.
Hakikaten Türkiye’nin küresel güçlere dış politikada diz çöktüren veya tokuşabilen kapasitesini görmekteler. Hakikaten Türkiye’nin savunma olgunlaşmasına şahitlik etmekteler. Geçmişle kıyas götürmeyeceğini bilmekteler.
Ve fakat bu kapasitenin yükseliş hızıyla, kendi refahlarının gelişim hızı arasındaki farkı idrak etmekteler.
Neyi deneyimlediklerini ifade edemedikleri için de bu sözleri sloganlaştırdılar. Ne cahil ne de hainler. Meşru bir ihtiyacı çarpık ifade ediyorlar.
Güçlü ve güçlenen Türkiye’nin kendilerine olan karşılığını yeterince göremiyorlar, ileri dönük nasıl yansıyacağını da bilmiyorlar. Nasıl gelire, işe, maliyet azalışına, yeteneklere ve gelecek güvencesine dönüşeceği anlatılmadığı için…
Bu kapasiteyi bir refah vizyonuna çevirip Türkiye’nin güç olmasının hayatlarına ne getireceğini anlatacak olansa siyasettir. Bu sorulara propaganda cevap veremez, mekanizmalar cevap verir. Refah Sözleşmesi işte bu mekanizmanın adıdır.
Siyaset kendisini halkın kendini ifade ettiği biçimde ediyorsa başka tabi…
Bugün tüm bölgemiz için büyük bir barış, istikrar ve refah kapasitesi var önümüzde. Tek tek hepimiz Türkiye, Irak, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, Katar, Gürcistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Türk Devletler Teşkilatı üyesi ülkeler. Balkanlar, Kafkaslar, Kuzey ve Doğu Afrika… Afro-Avrasya ekseninin tümü…
İş birliği olanaklarını arayacağız. Ağlar kurup akışları yöneteceğiz. Jeofinansal koridorlar oluşturacağız. Dayanışmacı bir jeoekonomi yapacağız;
Türkiye merkez, yararlanan herkes…
Kaptan kapa aktarmayacağız. Anlaşmalar yapacağız. Çoğalacak, artacak, bereketlenecek. Sadece bugün ve yarın, sadece biz değil, kuşaklarımız da müreffeh yaşayacaklar.
Bölgemiz gelecek kaygısıyla güdülüyor. Yarın ne olacak, öbür gün nasıl geçecek, çocuklarım ne yapacak, torunlarım nasıl hayatta kalacak kaygısıyla bugünün egemen anlayışına ve sistemine teslim oluyor bölgemiz. Egemen kapitalist anlayış içine sinmese de; sistemin kaygılarını gideren değil, gerekçelendiren etken olduğunu bile bile...
Tarlamızı sürdüler de sürdüler. Ama artık Türkiye’den başlayarak eksenimizin kaderini değiştirebiliriz.
Gücü ekip refahı biçebiliriz.
Devletimizin dünü ve bugünü, milletimizin iradesi ve bölgemizin konumu ve zenginlikleri bize vizyon kurma imkânı veriyor. Türk olmasak ne diye hayal kuracağız ki…
Yeni dünya düzenini
Toplum Sözleşmesi
tek başına karşılamaz. Washington Uzlaşısının
yerine Londra Uzlaşının
konduğunu evvelce yazmıştım. Devlet-güvenlik ikilisi boy atarken ekonomik güvenlik ve haysiyetli yaşam ihtiyacı kökleniyor. Eksik sözleşmeyi ise Türkiye karşılayacak; devlet, toplum ve sermaye bir Refah Sözleşmesi imzalayacak. Devlet, diplomasi ve güvenliği; sermaye, yatırımı; toplum ise emeği Sözleşmenin temettüsü yapacak. Ve bu Sözleşme tüm bölgeye ve dünyaya ilham olacak.Sözleşmemiz malı koruyup geliştirecek; aklı koruyup geliştirecek; nesli koruyup geliştirecek… Devletin dışarıda biriktirdiği güç haneye refah olarak girecek. Bu dengede medeniyetimizin gölgesinde gölgelenecek insanlık.
Hasılı, Kartoğlu’nun bitirdiği gibi bitireyim. Tarlamızı başkası sürmeyecek. Biz süreceğiz. Ekinimizi biz ekecek, hasadımızı biz yapacağız.

