Manisa"nın gençlik aşısı

00:0021/04/2008, Pazartesi
G: 2/09/2019, Pazartesi
Yusuf Kaplan

Haftanın son günü medeniyet tasavvuru ve öncü varoluş kuşağı konusunu bir konferansla Manisa''da konuştuk. Manisa''da yeni kurulan Genç Yazarlar Derneği''nin açılışı münasebetiyle düzenlenmişti bu konferans.Manisa, Ege bölgesinin en münbit şehirlerinden biri, belki de birincisidir. Eğer Ege bölgesinden dişe dokunur bir şey çıkacaksa, bu Manisa, Afyon ve Kütahya gibi ruh kökü sağlam şehirlerimizden çıkacak.Nitekim, bugün Manisa''nın en önemli evladı, Türkiye''ye otuz küsur yıldır hizmet eden TBMM

Haftanın son günü medeniyet tasavvuru ve öncü varoluş kuşağı konusunu bir konferansla Manisa''da konuştuk. Manisa''da yeni kurulan Genç Yazarlar Derneği''nin açılışı münasebetiyle düzenlenmişti bu konferans.

Manisa, Ege bölgesinin en münbit şehirlerinden biri, belki de birincisidir. Eğer Ege bölgesinden dişe dokunur bir şey çıkacaksa, bu Manisa, Afyon ve Kütahya gibi ruh kökü sağlam şehirlerimizden çıkacak.

Nitekim, bugün Manisa''nın en önemli evladı, Türkiye''ye otuz küsur yıldır hizmet eden TBMM eski başkanımız sayın Bülent Arınç bu ruhun, bu ruh kökünün çocuğudur.

Artık Manisa denilince Bülent Arınç, Bülent Arınç denilince de Manisa akla gelir olmuştur. Bülent Arınç, elbette ki, sadece Manisa''ya hizmet etmiş biri değildir. Bu ülkenin diriliş ve varoluş davasında, tarihten tatile çıkıp tarih yapma yolculuğunda, adam kıtlığının olduğu bir zaman diliminde Manisa''nın yetiştirdiği en önemli isimdir. Manisalıların, Bülent Arınç''ı ne kadar çok sevdiklerini, bu son Manisa seyahatimde bir kez daha gördüğümü hatırlatmak isterim.

Türkiye''nin bir gençlik aşısına, bir silkiniş, diriliş ve varoluş aşısına ihtiyacı var. Türk toplumu, dünya tarihinin yapılmasında en aktif ve belirleyici rol oynayan toplumlardan biri olduğu için, güçlü ve köklü bir kollektif hafızaya sahip bir toplum.

İşte bu güçlü ve köklü kollektif hafıza, bizim toplumumuza bizim tahmin ettiğimizden daha fazla güç ve dinamizm verdi ve vermeye de devam ediyor hâlâ. Ancak bu güç ve dinamizmi yeniden tarihin yapılmasında kullanamadığımız için, bu, bizi kabına sığmaz bir toplum hâline getiriyor ve enerjimizi, hareketimizi ve dinamizmimizi yaklaşık yüz yıldır çok yanlış şekillerde kullanmamıza ve tüketmemize yol açıyor.

Eğer bu toplum, tarih yapma iradesinin verdiği bu gücü, dinamizmi ve enerjiyi, yeniden tarih yapma yolunda, tarihin akışının şekillendirilmesi yönünde kullanamazsa, bizim kendimizle uğraşmamız, birbirimize düşmemiz gibi son derece tehlikeli bir süreçte kullanılacak.

Dünya, büyük bir belirsizlik ve kriz sürecinden geçiyor. Seküler-kapitalist paradigma, dünyayı cehenneme çevirdi; diğer medeniyetlerin ruhunu ve dinamizmlerini yok etti. Türkiye de kendisini sömürgeleştirmesiyle sonuçlanan ruhunu, idialarını, rüyalarını yok eden sekülerleşme süreciyle bundan nasibini almış durumda.

Dünyanın yeni bir ruha, yeni bir diriliş ve varoluş ruhuna ihtiyacı var. Eğer Türkiye, kendisinin dünya tarihinin yapılmasında kilit rol oynamasına imkân tanıyan, İslâm''ın bahşettiği medeniyet kurucu ve bütün dinlere mensup toplumlara hayat bahşedici ruhunu yeniden keşfedebilir ve yeniden hayata geçirebilirse, dünya tarihinin akışının şekillenmesinde bir kez daha belirleyici bir rol oynayabilir.

Türkiye''de yaşanan mücadele, Türkiye''nin dünya tarihinin yapılmasında yeniden kilit rol oynamasını isteyenlerle, bunu engelleyen seküler-Batıperest çıkarcı "şebeke" arasındaki mücadeledir.

Türkiye, bir dönüm noktasının eşiğine gelip dayanmıştır. Türkiye''nin kendisiyle uğraşmaya son vermesi kaçınılmaz hâle gelmiştir. Türkiye, hedefe kilitlenmek zorundadır. Bu hedef, tarihin yapılmasında yeniden belirleyici, bütün insanlığa adalet, hakkaniyet, huzur ve sükûn armağan edecek yeni bir medeniyetin öncülüğünü ve bayraktarlığını yapmaya soyunmaktır. Dünya, özellikle de İslâm dünyası, bu konuda esaslı bir açılım gerçekleştirebileceğimiz ânı bekliyor dört gözle.

Türkiye''nin yeni bir medeniyet iddiasını hayata geçirebilmesinin yolu tarihî bilincinin farkına varmış bir gençlik aşısıyla donanmaktan geçiyor: Tanzimat''la birlikte sürüklendiğimiz yokoluş sürecinden yeniden tarihin yapılmasına imkân tanıyabilecek bir varoluş sürecine gönendirici, kanatlandırıcı bir yolculuk yapmamımızı sağlayabilecek bir gençlik ve tazelenme aşısı bu. Gücünü tarihî benliğinden, medeniyet derinliğinden ve tecrübe enginliğinden alacak bir gençlik aşısı.

İşte ben bu hafta sonu gittiğim Manisa''da Genç Yazarlar Derneği çatısı altında toplanan Enis Oğuz, Fatih Köse, Osman Uyanık gibi genç arkadaşların öncülüğünde bu gençlik aşısının Manisa''da kök saldırılmaya çalışıldığını gözlemledim. Manisa''nın bu öncü kuşaklarının Manisa''nın çehresini değiştirecek, Manisa''ya ruh ufleyecek bir açlıma öncülük edeceklerinden ve benzer gençlik aşılarının Türkiye''nin dört bir tarafında da zamanla ekileceğinden hiç kuşku duymuyorum.