Ölüm fikrinin yitirildiği, ölümün öldürüldüğü bir çağda yaşıyoruz: Çağdaş insan, bu hayatın sonsuz olmadığını biliyor ama -kendini kandırarak- bu hayat sonsuzmuş gibi yaşıyor. Hayret doğrusu!
Oysa bu, çağdaş insanın, hayatın anlamını ve değerini bilmeden yaşamasına, hayatı da, insanı da yok eden tohumları ekmesine yol açıyor.
Bu dünya hayatı sonsuz değil çünkü.
Sonsuz olmayan bir hayatı sonsuz gibi sanması, çağdaş insanın, hayatın da, insanın da kolaylıkla sonunu hazırlamasına yol açacak tehlikeli işler yapmasına yarıyor sadece.
KURBAN HAYATTIR
İşte kurban, tam da çağdaş insana hayatın ne olduğunu öğretecek muazzam bir ibadet.
Ama hayatı da, insanı da kavrayamayan çağdaş insan, kurban"ın insana ve hayata ne denli derûnî bir anlam ve değer kazandıran ilâhî bir rahmet ve imkân olduğunu kavramakta da zorlanıyor o yüzden.
Kurban, üç temel hayatî gerçeği bizzat yaşatarak öğretir insana: Hayatı, ölümü ve hakikati.
Kurban, bize hayatın hakikatini de, ölümün hakikatini de, hakikatin hakikatini de, öncelikle ölüm gerçeği üzerinden hatırlatır.
Çünkü ölümü anlayabildiğimiz zaman, hayatı anlayabiliriz ancak.
O yüzden, kurban hayattır: Hayatın sırrı, "yakınlaşmak" anlamına gelen kurban"la yaşanan ve yaklaşılan ölüm hakikatinin kavranmasında saklıdır..
Çünkü insanı ölümle yüzleştirerek insana, hayatın ve ölümün hakikatini öğreten Rahman"ın rahmet ve merhamet eli ve "elçi"sidir kurban.
ÖLÜMÜ ÖLDÜRMEK, HAYATI ÖLDÜRMEKTİR
Ölüm, bize hayatın ne olduğunu, nasıl bir ''şey'' olduğunu öğretir: Hayat, geçicidir. Ölüm, haktır; biz istesek de, istemesek de emr-i Hak bir gün mutlaka vukû bulacaktır.
Hayatı değerli kılan, hayata anlam katan, insanı da, hayatı da aşkınlaştıran yegâne ''hakikat'', ölüm fikri ve gerçeğidir.
Ölümün hakikatine erdiğimiz, erişebildiğimiz zaman hayatın değerini ve anlamını hakkıyla idrak edebiliriz.
Sıradan insanların göremedikleri, görmekte zorlandıkları bu gerçeği, en iyi gören kişiler, peygamberler, peygamberlerin sahip olduğu ruhtan izler taşıyan büyük sanatçılar ve düşünürlerdir.
Bu nedenle, örneğin, Schopenhauer''ın, ölüm fikrinin, hayatın yegâne şartı olduğunu söylemesi, boşuna değildir.
Özetle... Ölüm fikrinin yitirilmesi, hayatın bitirilmesiyle sonuçlanır. Ölümü öldürmek, hayatı öldürmek demektir.
ÜMMÎLEŞMENİN, ADANMIŞLIĞIN VE AŞKINLAŞMANIN YOL HARİTASI...
Ölüm fikrini ve gerçeğini yitiren insan, hayatın hakikatini kavrama imkânlarını da yitirir.
Ölüm, hayatımızı, makro düzlemde bu dünyayla, mikro düzlemde ise, kendi bencilliklerimizle, fetişlerimizle, saplantılarımızla, sonu gelmeyen ve bir türlü tatmin edemediğimiz arzularımızla ve iştihalarımızla sınırlandırdığımız zaman, hayatı da, başka varlıkların hayatını da, kendimizi de bitireceğimizi öğretir bize.
Dolayısıyla ölüm fikri, insanın önünde sonsuz bir dünyanın açılmasına, bu dünyayı da, kendi bencilliklerini, kibrini ve zaaflarını da aşabilmesine imkân tanıyan bir yol haritası uzandığını gösterir insana, insanın önünde…
İşte kurban, Hz. İbrahim''in ve oğlu İsmail''in kişiliklerinde ve eylemlerinde anıtlaşan adanmışlığın ve arınmanın, teslimiyetin ve ümmîleşmenin bütün zamanlar ve mekânlar için geçerli yegâne yol haritasını ve programını sunar bize.
KURBAN"DAKİ DERÛNÎ İNCELİK
Kurban, bizi ölüm hakikatiyle bilfiil buluşturarak, burun buruna getirerek, bize ölümü ayne''l-yakîn yaşatır ve hakka''l-yakîn düzeyine ulaştırır bizi: İnsanın melekûtî âlemden getirdiği ama dünyayı ve alışkanlıklarını putlaştırmasından ötürü körelttiği, kapattığı algı kapılarını sonuna kadar açar.
İnsanı aşkınlaştırarak insanca bir hayatın ve hakikatin özünün, özsuyunun nerelerde gizli olduğunun şifrelerini sunar.
İnsan, kurban''da ölümü bilfiil tecrübe ederek, acıyı, merhameti, sabrı, metaneti, çelik gibi bir direnme gücüne sahip olmayı öğrenir.
Kurban ibadetinde, muazzam bir incelik gizlidir: Kurban kesme eylemi, insanın hayvan katletme canavarlığı değildir. İnsan, kurbanı, kendisi için değil Rabbi için keser çünkü.
Rabbi için değil de, kendisi için kurban kestiğini düşünen insan kendisini tanrılaştırıyor demektir. Ki, bu, insanın canavarlaşması anlamına gelir.
Kurban insanın nefsini, bütün azmanlaştırıcı niteliklerini kurban etmesidir.
Masum bir hayvanı "öldürmek" bir insanın kolaylıkla yapabileceği bir "eylem" değildir çünkü.
O yüzden kurban kesen insan, kurbanı sadece Rabbi için kestiğini bilir.
Kurbanı masum bir hayvanı öldürmek için kesen insan, dinden de, insanlıktan da çıkar.
"ÖLÜM" EĞİTİMİ
İşte kurban''la yaşanan "ölüm" eğitimi, insanın dünyanın ve nefsinin kötülüklerinden arınmasını sağlayan mükemmel bir ümmîleşme yolculuğudur.
Kurban, dünyanın normal hâle getirdiği kötülüklerden, insanı vahşî bir canavara dönüştüren, hayata ve bütün varlıklara karşı duyarsızlaştıran kibirden, zulümden her türlü kötü alışkanlıklardan arınma, arındırma ve meleksileşme imkânı sunar insana.
Kurban, bize, ölüm gerçeğini kavratarak, bizi kendimize getirir...
Tabiata, diğer varlıklara, hayvanlara, bitkilere ve bütün insanlara karşı daha şefkatle, daha merhametle, daha adaletle yaklaşma şuuru ve duyarlığı kazandırır...
Özetle, kurban insana, insanca bir hayat yaşayabilmesi için, nelerden vazgeçmesi, neleri, niçin kurban etmesi gerektiğini hatırlatır.
Ve ölüm fikrinden yoksun bir insanın, hayatı da, kendini de, hakikati de yok edecek tohumları ekmekten kurtulamayacağını, kolaylıkla canavarlaşacağını öğretir.
NE''YE KAÇIYORSUNUZ ÖYLE, NEREYE?
Çağımızın insanının en temel özelliği, tek kelimeyle, kaçış''tır.
Hayattan kaçarak hayata tutunuyor çağımızın insanı: Ölümden kaçarak yani.
Oysa çağımızın insanının ölümden kaçması, kendinden kaçmasıyla, insanlardan kaçmasıyla, toplumdan kaçmasıyla, bu da kendi egosuna, kendi fetişlerine, aslâ tatmin edemediği arzularına kapanmasıyla, tapınmasıyla ve kul köle olmasıyla, dolayısıyla bütün dünyaya, insanlara, tabiata yabancılaşmasıyla, insanlığın sorunlarına duyarsızlaşmasıyla sonuçlanıyor.
Yaşamak, kaçmak demek artık.
İnsan, kendini unuttu o yüzden. Ölümü unuttuğu için, kendini de unuttu.
O yüzden kendinden kaçıyor ve kurban"dan korkuyor çağdaş insan.
O yüzden kurban''ı ''hayvan katliamı'' olarak görenler, insanı, hayatı ve hakikati yok edecek kapıları sonuna kadar açtıklarını, insanlığı, ölümü öldüren, duyarsızlaştıran, duygusuzlaştıran zorbaların zorbalıklarına mahkûm etmekten başka bir şey yapmış olmadıklarını görebiliyorlar mı, merak ediyorum doğrusu.
ÖLÜMSÜZLÜK FİKRİ…
İnsanda bir ölümsüzlük fikri var: İnsan, ölümsüzlük fikrine, ölümötesi bir hayat olduğu hakikatine, ölüm gerçeğini bihakkın idrak edebildiği zaman ulaşabilir.
Ölüm fikrini yitiren insan, gerçekte, ölümsüzlük fikrini ve ölümötesi hayat gerçeğini yitirmekten de, dolayısıyla hayatı bitirmekten ve anlamsız hâle getirmekten de kurtulamaz.
Ölüm fikri, insana, hem bu dünya hayatının geçici ve sınırlı olduğunu, hem de ruhunda saklı bulunan ölümsüzlük fikrinin izini nasıl sürebileceğini öğretir.
İşte kurban, insanı, ölüme yakınlaştırarak, hayata, hakikate ve ölümsüzlük fikrine yaklaştırır ve aşkınlaştırır.
Bu muazzam ümmîleşme ve arınma, aşkınlaşma ve diriliş bayramını yaşayabilenlere; neyi niçin kurban ettiklerini bilenlere; İsmaillerini, en değerli varlıklarını kurban edenlere; benlerini, bencilliklerini terkederek kendilerine gelenlere ne mutlu diyor, bayramınızı tebrik ediyorum.
Başlıklar :

