Bayramın içeri giremediği ev

Ayşe Sevim
00:0019/08/2012, Pazar
G: 18/08/2012, Cumartesi
Yeni Şafak
Bayramın içeri giremediği ev
Bayramın içeri giremediği ev

Dokuz yaşındayken o kızı asla unutamayacağımı hissetmiştim. Yanılmamışım. Onunla her bayram buluşuyoruz zihnimde. Gözaltları mor, saçları dağınık ve mutsuz karşıma dikiliyor... Anne babasının yerine kapıyı açıp bana şekerliği uzatıyor. Ve ben her bayram onun için dua ediyorum.

Bayram sabahı… Dokuz yaşındayım. Üzerimde fırfırlı bir elbise var. Annem karşıma geçmiş: "Mahallenin dışına çıkmak yok. Bir saat sonra da evde olacaksın. Şeker toplamak için uzaklaşırsan ayaklarını kırarım" diyor. Siz bir annenin çocuğunun ayaklarını kırdığını gördünüz mü hiç?

O gün mahallede şeker toplamadım. Sokağımıza yeni taşınan benden üç yaş kadar büyük bir kızın eski mahallesine gittik. Suratı yaralarla dolu bu abla bana eski komşularının bayramda şeker yerine bozuk para verdiğini söylemişti. Bayramda el öpmek için dolaşan çocuklar için " para" tılsımlı bir kelimedir. Şeker yerine para veren aileler fısıltı yoluyla öğrenilirdi hemen.

Neyse şu bayram sabahına geri dönelim. Görüyor musunuz fırfırlı elbisemin eteklerini tuta tuta yürüyorum. Abla da bana eski mahallesini methedip duruyor. Sonunda geliyoruz sokağa… İlk anda anlıyorum kandırıldığımı. Bu mahalle yorgun evlerle dolu... Yıkılmamak için sırtlarını birbirlerine dayamış bir sürü kargacık burgacık ev var burada. Etrafta ise bir sürü çocuk dolaşıyor. Hiçbirinin elbisesi fırfırlı değil.

'UZAYLI' FIRFIR ETEKLİ KIZ

O anda annemi dinlemediğim için pişman oluyorum. Artık mesele bozuk para meselesi de değil. Yabancı bir ülkede Türkçe konuşan biri gibiyim. O ablanın elini tutup evime dönmek istediğimi fısıldıyorum. Kız beni duymazlıktan geliyor. Onun da planı başka… Benimle yani hediye paketine benzeyen bu cicili bicili kızla eski arkadaşlarına hava atacak. Buradaki veletler için uzaylı sayılırım ben. Bayramda oynayacakları, gülecekleri, dalga geçecekleri bir oyuncağım. Çocuklar etrafımı sarıyor hemen. Biri tokalarıma bakmak için saçımı çekiyor, diğeri çamur içindeki terlikleriyle ayakkabılarıma basıyor. Ne için mi? Galiba nasıl ağladığımı görmek için. Ağlamıyorum ama… İçimden bir ses ağlarsam işlerin hepten sarpa saracağını fısıldıyor.

SESSİZCE İŞLENEN BİR CİNAYET

Yüzü yaralarla dolu abla bir müddet sonra çocukları "Haydi kaybolun" diyerek savuşturuyor. Ardından da kolumdan çekeliyor beni. Bir zile basıyoruz. Tıngır mıngır açılıyor kapı, uzatılan sigara kokan eli öpüyoruz. Sonra bir başka eli, sonra diğer bir eli…

İşte yeni bir kapıdayız. Aslında bunca şeyi sırf bu kapıyı anlatmak için yazdım… Yıllardır bu kapıyı zihnimde taşıyorum. Her bayramda bu kapının önüne gelip zile basıyorum. İçeriden gelen sesleri dinliyorum.

İşte o bayram günü de zile basıyoruz. Kapı açılmıyor. İçeride ağlayan bir kadın var. Genç bir kadın… "Yeter artık yeter" diye bağırıyor. "Bıktım" diyor. Sonra bir erkek sesi... Mutsuz. Gür. "Ulan sus be, asıl benim için yetti" diye kükrüyor. Yüzü yaralı olan ablaya; "Açmıyorlar kapıyı gidelim" der gibi bakıyorum, o umursamıyor ama. Zile yeniden basıyor. Bekliyoruz.

SENİ BİLMEYENE DUA ETMEK

Bu şahit olduğum ilk kavga değildi kuşkusuz. Annemle babam da kavga tenceresinin içine girip zaman zaman fokurduyorlardı. Fakat ben seslerin dışarıya taştığını hiç işitmemiştim. Kavgalar sessizce işlenen cinayetler gibiydi. Komşulara duyurulmadan öldürülüyordu aradaki güzel duygular. Kimseye duyurmadan bu cesetler gömülüyordu. Hayatımdaki ilk kez mutsuzluğun saklamadığını, ortaya saçıldığını görüyordum. Bütün mahalle dinliyordu onları… Üstelik bayram günü…

Sonra kapı açıldı. Benim yaşlarımda bir kız… Gözaltları mor. Elinde içi ucuz şekerlerle doldurulmuş bir şekerlik vardı. Kadın odaların birinde hala ağlıyordu, adam odaların birinde hala susuyordu. Kız şekerliği bize doğru uzatmak yerine, avucumuza birer tane şeker koydu. Hiçbir şey söylemedi. Gülmedi, gözlerimize bakmadı. O ağır demir kapıyı üzerimize kapattı.

Dokuz yaşındayken o kızı asla unutamayacağımı hissetmiştim. Yanılmamışım. Onunla her bayram buluşuyoruz zihnimde. Gözaltları mor, saçları dağınık ve mutsuz karşıma dikiliyor... Anne babasının yerine kapıyı açıp bana şekerliği uzatıyor. Ve ben her bayram onun için dua ediyorum. İnşallah sağlıklı ve mutlu bir kadın olmuştur. Bayramlarda bir araya gelen kocaman bir ailesi, pek çok arkadaşı vardır. Her bayram dolup taşan evinden gülme sesleri, kucaklaşmalar, şakalar eksik olmuyordur. Akşam yastığa başına koyarken gülümsüyordur. Ve şükrediyordur, diyorum.

Bir Müslüman'ın, din kardeşine gıyabında yaptığı duanın kabul olduğunu biliyorsunuz değil mi? İçimde hiç şüphe yok. O kız karşılaştığımız bayram sabahını hatırlamıyor bile. Onun için bayramlar artık rengârenk havai fişekler gibi. Bundan eminim.

Peygamber Efendimiz (Sav): "Bir Müslüman'ın, din kardeşine gıyabında yaptığı dua kabul olunur. Başında vazifeli bir melek vardır. Kardeşine hayır duada bulunduğu vakit, bu melek: 'Amin" ve: 'Senin için de bir misli olsun' der." Demiş. Ne kadar muhteşem değil mi?

Siz de bu bayram otobüste karşılaştığınız dalgın dalgın önüne bakan kadın için dua eder misiniz? Hastanenin yanından geçerken gördüğünüz, kolunda serumuyla camdan dışarıyı seyreden küçük kız için ya da… Bankta otururken yanınızda uyuyakalan ihtiyar için… Cep telefonuyla konuşurken terleyen muhatabına laf anlatmaya çalışan o adam için…

Dua eder miyiz bu bayram?

Belki de sizin tanımadığınız biri için ettiğiniz dua o kişinin yaşamını rayına oturtturacaktır. Belki de sizin tıkır tıkır işleyen hayatınız tanımadığınız birinin size ettiği dua sayesinde gerçekleşmiştir.