Aynı üniversitenin aynı bölümünü birinci ve ikinci olarak bitiren ikiz avukat Kerim ve Selim Altınok kardeşler, aynı zamanda profesyonelce müzik yapıp, ustaca satranç oynuyor. Onlar görmüyor ama yetenekleri görenleri şaşırtıyor.
Selim: İkisinin de payı var. Zeka ve yetenek olarak birbirimize yakınız. Beraber büyüdük ve birlikte okuduk. Ama Kerim matematiksel konulara daha yatkındır. O alanda ilerledikçe ben kendimdeki bu özelliği Kerim'e bıraktım. Mesela; bilgisayarı benden daha iyi kullanır. Ben biraz daha sosyal konulara eğilimliyim. Kerim gitar çalıyor ben mandolin çalıyorum.
S: Çünkü ikisi birbirini tamamlıyor. Gitar ritim sağlıyor ve o ritmin içinde bir de melodi olması gerekiyor. Ben de o melodiyi oluşturuyorum mandolinle. Kerim solist olduğu için ben de ona vokal yapıyorum.
S: Ben sesimi çok geliştiremedim. Ama Kerim müziğe daha eğilimliydi.
S: Büyük ihtimalle. Çünkü bu paylaşım nedeniyle bazı şeyleri birbirimize bıraktık.
Kerim: Bence üç neden var. Birlikte olmak, ikiz olmak, görme engelli olmak. Kader arkadaşlığı gibi. Mesela; görme engelli olarak satranç ve Türkiye Şampiyonası'nda derece almamız bizim için çok önemli. Görebilseydik satranç oynamazdık, bedensel bir spor yapabilirdik.
S: Hep birlikte düşündük. Birbirimizi tamamlama iç güdüsü en baştan beri vardı.
K: Aynı okullar, aynı sıralar hep yanyanaydık. Kişiliklerin çok benzemesi sonradan bize iyi gelmedi. Staj yıllarında ilk defa bunu bize bir hakim söylemişti. “Neden aynı yerlerde staj yapıyorsunuz? Ayrı mahkemelerde yapabilirdiniz.” demişti. Birden bire fark ettik ve sonra çevrelerimizi ayırdık. Böylesi daha iyi oldu.
K: Bunu aile yapıyor çoğu kez. Ünlü piyanist Güler- Süher Pekinel kardeşlerin röportajını dinlemiştik. 9 yaşında eğitim için Avrupa'ya gitmişler ve 14 yaşına kadar ikisini ayrı şehirlerde okutmuşlar. ”Müzikal kişilikleri oluştuktan sonra bir araya gelsinler” demişler. Onu dinledikten sonra ailelerin bu konuda çok önemli olduğunu düşündüm. Kitabımızda da yazdık. Çevremizde de söylüyorum hep. “Bu konuda dikkat edin.” diye.
S: Aramızda güçlü bir empati var. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Çocukken daha çok benziyorduk ama şimdi o kadar benzemiyoruz. Kerim biraz daha heyecanlı ve sinirli. Ben daha sakinim.
K: Ben hırslıyım ama Selim daha rahattır.
S: Kerim saat 4'te kalkar. Ben onu öyle gördükçe tersini yapmaya şartlandırdım kendimi. Çünkü bakıyorum yoruluyor uykusuz kalıyor. Ben onun gibi yapmıyorum.
K: Bakıyorum ikiz olmayan insanların hep samimi bir arkadaşı olur yanında. Bizim böyle bir ihtiyacımız yok.
Selim: Bir arkadaşımız bizimle ilgili bir resim çizmişti. Resimde iki ayrı gövdeye tek baş oturtmuştu. Arkadaşlarımızın bize olan bakışları da böyleydi.
K: Aslında çok geniş çevremiz var. Ama o sosyalliğin içinde bir yalnızlık var. Hiçbir arkadaş ilişkimiz ileri boyutlarda değildir. Biz zaten iki kişi birbirimize yetiyoruz. Saatlerce konuşuyoruz.
K: Okulda ben birinci oldum. Satrançta ise bazen Selim birinci oldu bazen ben. Başarılarımız birbirine çok yakın. Ama yazıları Selim yazar.
S: Sofistik şeylerde Kerim daha istekli. Müzikte klasik armoniyi o çözdü.
S: Kerim benden daha duygusal.
S: Öğrenip elde ettiğimiz bilgileri arkadaşlarımızla paylaşmak istiyoruz. Çünkü biz çok sıkıntı çektik lisede ve ilkokulda. Öncülük edecek kimse yoktu o dönemde. Ünivesitede kendi kitaplarımızı neredeyse kendimiz yazdık. Hep çok çalıştık o yüzden. Bizim çektiğimiz zorlukları yeni okuyan gençler çekmesin. Satrançta ne öğrendiysek yıllardır kasetlere okutuyoruz.
K: Müzik daha ön planda. Sonra satranç ve edebiyat diyebilirim.
S: Aslında avukatız ama çok ilerletmedik.
S: Biraz yönlendirmeden dolayı oldu aslında. O yıllarda hemen hemen tüm görme engelliler hukuk okuyordu.
K: Bugünkü düşüncemizle eğitimciliği seçebilirdik. Çünkü görme engelliler alanında özel eğitimciler var ve yeterli değiller.
S: Biz de kendimizi bu alanda oldukça geliştirdik. Kış döneminde görmeyenler için bilgisayar ve İngilizce eğitimi veriyoruz . Hemen hemen tüm Türkiye Kerim'in sesinden bilgisayar öğreniyor. Eğitim CD'leri hazırladı. Satrancı aynı şekilde paylaşmak için kabartma satranç kitabı yazdık.
S: Özel bir dili var. 6 ya da 8 rakam öğreniyorsunuz. Birbirinize hamleyi anons ediyorsunuz. Türk ile Yunanlı, İngiliz ile Fransız rahatlıkla satranç oynayabiliyor. Rakibinize sesli olarak söylüyorsunuz hamlenizi.
K: Selim'le yıllardır satranç oynamıyoruz.
S: Bazen turnuvalarda denk geliyor.
K: Çocukluktan beri var olan bir şey. Birimiz diğerini yener aile içinde mahçup oluruz diye.
S: Beraber öğrendiğimiz için tarzlarımız birbirine çok yakın. Ama Kerim benden daha teknik oynuyor. Ben daha duygusal oynuyorum.
K: Müzikal açıdan birşeyler yapmak istiyoruz. Albüm çıkarmayı düşünüyoruz. Müzikle yıllardır ilgileniyoruz. Yeni bir eğitim seti düşünüyorum.
S: Bir koro kurmayı düşünüyoruz. Önümüzdeki ay satranç turnuvamız var. Görmeyenler camiasında kalıcı birşeyler yapmak istiyoruz.
S: Bunu bazen sorguluyorum. Çünkü biz hemen hemen hiç dinlenmiyoruz. Bu yoğunluk sabah başlıyor bazen gece geç saatlere kadar sürebiliyor. Bizim yaşam biçimimiz birileri için birşey yapmak oldu. Sadece arada bir müzik dinliyoruz. Kerim'de bu his daha çok var. İnternet sitesine çok kafa yoruyor.
K: Çok şükür.
S: Halimize şükrediyoruz. Huzursuzluklarımız var. Bedensel ve zihinsel yorgunluk gibi. Onun dışında şikayetimiz yok.
K: Bunları hep kendimiz için yapıyoruz ve bizim sevdiğimiz şeyler. Müzik, satranç, internet sitesi bunların hepsini seviyoruz. Allah'ın insana vermiş olduğu enerji dünyada olduğumuz müddetçe bunu iyi değerlendirmemiz lazım. Kalıcı bir şey yapmayı amaçlıyorum.
S: 2005 yılında Merkez Bankası'na dilekçe yazdım. 'Körlere göre paralar çıkmalı' diye “Tamam” dediler. Paralar basıldı ama baktık hepsi aynı boyut. Bu yıl tekrar çalışılmaya başlandı. Sonra “Paramı tanımak istiyorum com.”u kurduk. Bir dönem sonuç alamadık ama şimdi daha umutluyuz.
S: Yok. Bunu rahatlıkla söylüyorum. Çünkü ona zaman da olmadı açıkçası. Kafamızdaki bu meşguliyetler ümitsizliğe düşürmedi. Okumak, müzik, satranç bunu engelledi.
S: Biraz da öyle. Biri bana mail atar ve o benim aklımdadır mutlaka.
K: Sabah uyandığımda okumak istediğim yüzlerce kitap, bakmamız gereken yüzlerce satranç ustalarının oyunları ve sahne için repertuar. Hiç sıkılmıyoruz çünkü vaktimiz yok.
S: Gözleriniz görmediğinde his dünyanız ve kulak algınız gelişiyor. Ama bu kulağınız daha iyi duyduğu için değil, sadece duymayı öğreniyor. Dışarıdan bir araba geçtiğinde siz çok dikkat etmezsiniz. Ama benim kulağım ona odaklanıyor. Yolda bir insan yürüyorsa onun yetişkin mi çocuk mu olduğunu anlıyorum.
K: Araba kullanmak ve bisiklete binmek. Bir de koşmayı isterdim. Yüzebiliyoruz ama koşamıyoruz. Futbol oynamayı isterdim. Çocukluğumuzda camları kıracak kadar oynardık.
K: Zaten filmleri görsel olarak izlemesek de işitme yoluyla izleyebiliyoruz. Son dönemde filmlerin sesli betimlenmesi diye birşey çıktı ve o bu sıkıntıyı giderdi. Filmdeki görsel sahneler biri tarafından seslendiriliyor.
K: Çok büyük bir özlem yok içimde ama bir manzaranın ya da insanın güzelliğini özlediğim oluyor. Geçmişteki detayları göz hafızası unutabiliyor. Biz tam görmüyorduk zaten ama görseydik daha farklı hissedebilirdik. Gözlerimizi yavaş yavaş adapte olarak kaybettik.
S: Denizi görmek isterdim.
K: Tabiki sağladı. Allah görmeyenleri sıkılmasın diye çift çift yaratıyor diye düşünüyoruz. Mesela; ikiz arkadaşlarımız var onlar da kör. Fahriye-Alper kardeşler. İngilizce öğretmenliği yapıyorlar.
S: Hayır mesela; Konser, tiyatro gibi etkinliklere gitmeye çalışıyoruz. Sürekli internetten bir iletişimimiz var. Haftanın belli zamanlarında ise dernek ve derslerle ilgileniyoruz.
K: Aslında şöyle; Biz görenler arasında da satranç turnuvalarına katılıyoruz. Zaten görmeyenler arasında ilk dörde giriyoruz. İstediğimiz şey görenler arasında bir derece yakalamak. Mesela bu bizim için başka bir hedef.
S: Evet. Önce dedemiz öğretti ve sonra kitaplardan öğrendik. Çünkü satrancı öğreten bir hoca yoktu. Kabartma satranç tahtalarını edindik, dergilerini aldık ve İngiltere'den kitaplar getirttik. Ama artık internette kaynaklar var.
K: Uzun yıllar antrenörümüz olmadı. 1999 yılında satranç şampiyonası yapıldı. O vesileyle dört arkadaş çok ön sıralarda yer almadık ama oradaki Türkiye'yi tanıtıcı faliyetlerimiz bize kupa getirdi. O açılışla dünya körler satranç turnuvasını Türkiye'ye aldık. Bu konuyla ilgili öncülük yapıyoruz.
K: “Biz bile” kelimesi. “Biz bile bunu yapamazken siz nasıl yapıyorsunuz” diyorlar. Böyle bir ayrımdan hoşlanmıyoruz. Sonuçta her insan zekası olduğu müddetçe herşeyi yapabilir. 'Onlar ve biz' diye bir şey yok hayatımızda.
S: Çok özel bir şey yapmadık. Mesela; sokakta bastonla yürürsünüz, yanınızdan biri geçer “çok şükür.” der.
Bunları aşıyorsunuz zamanla. Yoksa bağımsız yaşayamazsınız. Birçok görmeyen insanın asosyalleşmesinin de altında bu yatıyor.
S: Bir defa evlendim. 9 yıl evli kaldım.
K: Hiç evlenmedim.
K: Tabiki. Hatta ilkokuldan beri.
S: Biz annemizin ve babamızın eseriyiz. Onlar kendi sınırlı imkanlarıyla emeklerini , zamanlarını bizim için harcadılar. Annem ilkokuldan liseye kadar defterlerimizi çifter çifter yazdı. Gözümüz biraz gördüğü için hocalar da tam farkında değildi. Resim, harita ödevlerini hep annem yaptı. Sonra rapor aldık yazılı imtihan yerine sözlü imtihana girdik.
K: Babam da üniversitede devraldı. Birlikte kolkola gittik geldik. Rehabilitasyondan sonra tam bağımsızlığımızı kazandık. Kabartma yazıyla not tutardık. Eve geliyorduk notlar çok kısa olduğu için evde ben okuyordum Kerim daktiloda yazıyordu. Sonra hafta sonu babam onları kasetlere okurdu. Bu 6 yıl devam etti.
K: Evet. İkiz olmanın getirdiği bir alışkanlık bu. 'Ben' değil 'biz'iz.






