Kendimize savaş açtık kendimizi yendik
04:00, 03/11/2026, Salı
Yeni Şafak

“Timur ve Yıldırım” oyunu
Erzurum Devlet Tiyatrosu tarafından Rafet Elçi’nin “Ahrar” romanından uyarlanan “Timur ve Yıldırım” oyunu, tarihî bir hesaplaşmadan hareketle bugünün dünyasına sorular yöneltiyor.
İkinci sezonda izleyiciyle buluşan oyunla ilgili yönetmeni İsmail Güneş’le konuştuk. Kazananı ve kaybedeni sorgulattıklarını söyleyen Güneş, “Oyunda geçen ‘Kendimize savaş açtık, kendimizi yendik’ sözü de anlatmak istediğimizin adeta mottosu” dedi.
Bu hikâyeyi sahneye taşıma fikri nasıl ortaya çıktı? Rafet Elçi’nin Ahrar romanında sizi en çok etkileyen ne oldu?
Ahrar romanını okuduğumda, daha ilk 90 sayfasında adeta nefes alan bir tiyatro oyununun saklı olduğunu fark ettim. Ankara Savaşı’nın arkasındaki insani trajedi beni derinden etkiledi.
Bu fikir zihnimde şekillenirken Tamer Karadağlı Devlet Tiyatroları Genel Müdürü oldu. Kendisini ziyaret ettiğimde gördüğüm “Edebiyattan Tiyatroya” afişleri, projenin hayata geçmesi için önemli bir vesileydi. Bu eserin sahneye taşınmasında Tamer Karadağlı’nın vizyonu ve cesareti çok önemliydi. Erzurum Devlet Tiyatrosu Müdürü Akın Berk Sağıroğlu da hem prodüksiyonun yükünü üstlendi hem de Yıldırım Bayezid karakterine hayat verdi.

ESARET ALTINDA BİLE VAKARINI KORUDU
Timur ve Yıldırım tarih kitaplarında daha çok askerî ve siyasi mücadeleleriyle anılıyor. Oyunda bu iki hükümdarın zaaflarını, hırslarını ve iç dünyalarını nasıl ele aldınız?
Amacımız, tarih kitaplarının soğuk sayfalarında donmuş iki büyük hükümdarı etten kemikten insanlara dönüştürmekti. Ankara Savaşı’nı hamasi bir tarih anlatısıyla sahnelemek yerine, sözleri çarpıştırmayı ve iktidarın insan ruhunda açtığı yaraları göstermeyi seçtik. Yıldırım’ı, tahtını ve ordusunu kaybetmiş olmasına rağmen esaret altında bile vakarını koruyan bir insan olarak ele aldık.
Timur ise mutlak zafer kazanmış olmasına rağmen büyük bir yalnızlığın içinde. İhtirası ile hikmeti, güç sarhoşluğu ile yaşlılığın getirdiği tedirginlik arasında sıkışmış durumda. Böylece seyirciye yalnızca kimin kazandığını değil, gücün insanı nasıl değiştirdiğini de sorgulatmak istedik.
BUGÜNÜN DÜNYASINA DA SERT SORULAR YÖNELTİYORUZ
Kazanan ve kaybedeni yeniden sorgulattığınız bir oyun oldu. Peki, Ankara Savaşı’nın asıl kaybedeni kimdi?
1402 yılındaki askerî sonuçlara bakarsanız Timur galip, Yıldırım mağlup. Ancak insan ruhunun derinliğinden baktığımızda bu denklem değişiyor. Bana göre asıl kaybeden, aynı coğrafyadan ve aynı kökten gelen iki büyük iradenin küçük siyasi hesaplar ve mutlak güç hırsı yüzünden ortak bir gelecek inşa etme ihtimalidir. Gerçek yenilgi, savaş meydanında toprağa düşmek değil, birlikte yürüme vizyonunu kaybetmektir. Bugünün dünyasına da çok sert sorular yöneltiyoruz. Ortak bir ufukta buluşamadığımız sürece hepimiz kaybedeniz.

ESARETE DE ZAFERE DE FARKLI YERDEN BAKTIK
Oyunun manevi ve dinî katmanları, anlatıyı sıradan bir iktidar mücadelesinin ötesine taşıyor. Bu boyutta hangi düşünsel meseleleri öne çıkardınız?
Asıl meselemiz, iktidarın insan ruhunda yarattığı yarılmayı ve nihai yalnızlığı bir vicdan mahkemesinde tartmaktı. Gücün zirvesine ulaşmış ya da o zirveden düşmüş insanın inancıyla, ahlakıyla ve varoluşuyla nasıl yüzleştiğini göstermek istedik. Yıldırım’ın esaretini yalnızca fiziksel zincirlerden ibaret olmayan ahlaki bir sınav olarak kurguladık. Özellikle zehirli kadeh sahnesinde kişisel intikamdan ziyade manevi ve tarihsel sorumluluk duygusunu öne çıkardık.
Timur’un ise zaferin arkasındaki yalnızlığını ve yaratıcıya, tarihe hesap verme tedirginliğini görünür kılmaya çalıştık. Oyun boyunca sorduğumuz temel soru şu: Aynı kökten beslenen, aynı göğe bakan iki irade neden birbirini tüketir? Oyunda geçen, “Kendimize savaş açtık, kendimizi yendik” sözü de anlatmak istediğimizin adeta mottosu.

İsmail Güneş
KURU BİR TARİH DERSİ DEĞİL
Tarihî bir olayı sahneye aktarırken belgelere sadık kalmakla dramatik anlatının gereklilikleri arasında nasıl bir denge kurdunuz?
Rafet Elçi’nin romanındaki edebî ve düşünsel arka planı temel alırken tarihsel gerçekliğe sırt çevirmedik. Tarih bize Ankara Savaşı’nın sonuçlarını, kimin kimi esir aldığını ve kronolojik verileri söyler. Fakat bir hükümdarın esaret altındaki iç dünyasını, zaferin ardındaki yalnızlığı anlatmaz. Biz dramatik anlatının imkânlarını bu insani sarsıntıları, hırsları ve pişmanlıkları açığa çıkarmak için kullandık. Belgelere sadakat oyunun iskeletini oluşturdu, dramatik ve felsefi derinlik ise ona ruhunu üfledi.

Hayat
Bin 400 TL’ye aldı servet değerinde çıktı: 12 milyon TL’ye sattı

Hayat
Gözlerden uzak yaşıyorlardı: Mehmet Günsür'ün 20 yıllık eşini görenler yorum yağdırdı

Hayat
2016'da Türkiye onu konuşuyordu! 'Çitos Efe' büyüdü: Son halini görenler tanıyamadı

Hayat
Kültür ve sanatın izi masaya yatırıldı