İstatistikçi, işkenceci gibidir. Uygun şekilde bükerek istediğini söyletir.
[JOHN ROTHCHILD]
Miami"nin Deerfield Sahili"ndeki Ben Siegel Sürüngen Dükkanı"nda 5 Ekim Cuma günü düzenlenen yarışmada birinci olan Edward Archbold [32], yarıştan hemen sonra fenalaşarak bayıldı.
Archbold yarışmada 30 hamam böceği, 30 solucan ve 100 kırkayak yemişti!
Kaldırıldığı hastanede öldü!
***
Açık Toplum Vakfı"nın "Türkiye"de Muhafazakarlık, Aile, Cinsellik ve Din" konulu araştırmasında, halkımız şunları söylüyor:
Herkes düşüncesini özgürce ifade etmeli: % 91,2
Herkes inanç ve ibadetinde serbest olmalı: % 90,1
Başörtülü bir kadın da çağdaş ve erkeklerle eşit olabilir: %88,2
Arkadaş seçerken inanç, mezhep fark etmez: % 70,1
Evlenirken inanç, mezhep fark etmez: % 81,2
***
Bahçeşehir Üniversitesi"nde yapılan 2012 Değerler Atlası başlıklı araştırmadan bir veri:
Türkiye"de toplumun yaklaşık % 90"ı "genelde insanlara güvenmediğini" söylerken, İskandinav ülkelerinde bu oran % 20 civarında.
İSTATİSTİKSEL SAĞLIKLI BESLENME
Bakalım doğru anlamış mıyım: Halkımızın % 90"ı başkalarına güvenmiyor fakat yine de düşüncelerin özgürce söylenmesini istiyor!
Bu, sizce de çelişkili, gerilimli, acayip bir hal değil mi?
Açık Toplum"un anketinden çıkan "ılımlılaşmayı" kutlayan yazarlar, tablodan yansıyan gerilimi görmüyorlar mı?
Yoksa onlar da bu acıklı sahteliği, kolektif ikiyüzlülüğü körükleyerek mi ilerliyorlar?
"Herkes özgür olsun, tamam, sorun yok, tüm insanlar iyidir" diyen bir toplum; aynı dönemde "Başkalarına güvenemem" diyorsa…
Yazarlar bunu "Ah ne harika, halkımız toleranslı, pek şeker" diye mi yorumlar?
Şahsen anketlere inanmam, istatistiklere güvenmem.
Çünkü mesela bir gün 6 öğün yemek yiyip ertesi gün hiç yemeyen kimse; anketlere göre günde ortalama 3 öğün yiyerek sağlıklı beslenen biri gibi görünür.
Yine de, diyelim bu anketleri ciddiye alacağız…
La Rochefoucauld [1613-1680] "Başkalarına olan güvenimiz, kendimize güvenimizden doğar" der.
Haklı bence.
Demek ki, % 90"ı birbirine güvenmeyen kimselerden oluşan toplumumuzda özgüven de yok!
DÜNYADA MİSAFİRİZ. PEKİ YA TÜRKİYE"DE?
Hepimiz bu dünyada misafiriz.
Fakat paradoksal olarak Türkiye"de misafir değiliz.
Burası bizim yuvamız, evimiz, yurdumuz.
Gelgelelim kimliğe dayalı ayrımcılık, bizleri, ülkemizde kaçak durumuna düşürüyor.
***
Muhafazakarlık veya milliyetçilik neden yükseliyor?
Kişiliksiz kimseler, çıkar sağlayabilecek pozisyonu bulabilmek için kimlik değiştirmiyorsa ne oluyor?
Madem ılımlıyız, neden tolerans, kardeşlik, sevinç, itimat, huzur bu memlekette maya tutmuyor?
İstatistiklerdeki yanlış sorulara cevaben söylenen yalanlara muhtaç mıyız?
"Başörtülüler çağdaş mı?"
Ilımlılık bu sorunun cevabından mı çıkar?
Biçimsel, görsel, yüzeysel… belirtilerden düşünce, fikir, duygu tespiti yapılabilir mi?
SOĞUK SAVAŞ ILIMLILIĞI
Maalesef çatışmalara temel teşkil eden sığlık, uzlaşmalarda da kendini gösteriyor.
İtimat, cömertlik, merhamet, yüceltme, umut, hatta insaf yokken ne ılımlılığı?
Tedirgin kimselere özgü konformizmle nereye varılabilir?
Birbirine en basit konuda serbestiyi çok görenlerin zorbalığına eşlik eden riyaya fit olamayız.
Böyle giderse böcek yiyen Edward Archbold"un akıbetine uğrayacağız.
Zafer kazanma yöntemimiz, sonumuz olacak.
Kendimizi "O son tırtılı yemeyeydim iyiydi" diye avutacağız.
Avutuyoruz da zaten galiba sanki?
Başlıklar :

