Dünya büyük bir pandemi krizi ile mücadeleye devam ediyor.
Şu ana kadar ciddi mücadele tecrübesi yaşanmasına ve aşı bulunmasına rağmen halen salgını sona erdirecek aşamaya gelinememiştir.
Salgını sona erdirebilmek için 4 aşama gerekiyor.
Birincisi yaygın test, temaslı takibi, izolasyon, sınır kontrolleri ve karantina gibi halk sağlığı önlemleri.
İkincisi, ilaç takviyeleri ile insanların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi.
Üçüncüsü aşının yaygınlaştırılmasıdır.
Dördüncüsü ise bütün dünyanın işbirliği yaparak benzer politikalarla salgınla mücadele etmesidir.
Ülkeler kısmen 1 ve 2. aşama uygulamalarını yerine getirmişler.
Biyoteknoloji uzmanları 1,5 yıl gibi kısa sürede Covid aşısı geliştirdiler.
Aşının sadece bir ülkede yaygın kullanılmasının (aşı milliyetçiliği) kendilerini salgından korumaya yetmeyeceğini net olarak görmekteyiz.
Yeni virüs varyantlarının ortaya çıkması aşının etkisini aşındırmaktadır.
Bu nedenle bütün dünyanın hızla aşılanması gerekmektedir.
Dünya ülkeleri aşının zorunluluğunu, bireysel özgürlüğü engelleyip engellemediğini tartışıyor.
1970'li yıllarda Avustralya'da arabalarda
kemer takma zorunluluğu yasası
getirilince
kişisel özgürlükleri engelliyor
diye tepki gösterilmişti.
Zamanla emniyet kemeri takmadıkları için
yaralananlar mantıksızlıklarının farkına varır ve pişmanlık duyarlar.
Bugün,
bu paternalist anlayış dünya üzerine yaygınlaşmış
ve hiç kimse artık arabalarda
kemer takmanın zorunlu olmasını
(hayat kurtardığı tescil edildiğinden) bir
özgürlüklerin sınırlayıcısı olarak düşünmemektedir.
ABD'nin Alabama eyaletinde bir doktor (Brytney Cobia) çok ciddi
kovid enfeksiyonu geçiren, entübe olan ve ölen genç bir hastasıyla olan diyaloglarını basınla paylaşmış.
Hastasının ilk aşamada kendisine
aşı yapılması için yalvardığını
, ona
söylemiş. Bu genç insan öldükten sonra da
doktor hasta yakınlarına,
aile bireylerine ve
hastayla diyaloglarını aktararak
geç kalmadan aşı yaptırmalarını tavsiye etmiş.
Yine ülkemizde hastalığı geçirenlerin feryatlarına çok kereler şahit olduk.
hastalığı ağır geçirme,
hastalığa yakalanma ve ölüm riskinin aşısızlara oranla çok daha az olduğu verilerle net olarak ortaya konulmuştur.
Sosyal medyada iki tür insan 3. kişileri zehirlemektedir. Birinci grup;
aşı karşıtlığından reklam amaçlı yönlendirme yaparak kazanç sağlayanlar.
İkinci bir kesim ise sosyal medya içerisinde
kronikleşen muhalefet duygularını tatmin için komplo senaryoları üretenler
(aşılar denenmemiş ve güvenli değil, asla maske takmamalıyız, virüs bir Çin biyolojik silahıdır gibi).
Komplocu kelime retorikleri önemli bir halk kesimi tarafından gerçekmiş gibi algılanmaktadır. Düşünebiliyor musunuz,
ABD’de halkın yüzde 25'i aşıyla devletin kendilerine cip taka
cağına inanıyor. Bu inanç bir ara bizde de çok yaygındı.
Bu anlamda sosyal medyada yürütülen
kitlesel psikolojik hackleme çabası
toplumsal yıkım-kırılganlık sorununu beslemektedir.
3. kesim ise pasif konumda
, ama medyadaki
kirli bilgi akışının sadık müşterisi
olarak söylenenlere inanıyor ve aşı olmaktan kaçınıyor.
Artık ülkeler aşı olmaya zorlayıcı tedbirlerini yavaş yavaş devreye koymaya başladı.
Endonezya şubat ayından itibaren yetişkinlerin hepsinin aşı olma zorunluluğu yasasını ilk getiren ülke olmuştur.
İşin ilginci nüfusunu aşı yapacak aşı katkısını alamamış, bu yüzden en yoğun koronavirüs ölümlerini yaşayan ülkelerden biri olmuştur.
ABD başkanı federal çalışanlara aşı yapma zorunluluğu getireceğini söylemiş.
Yine Fransa, İtalya ve Almanya başta olmak üzere birçok ülkede aşı olmayanlara karşı bazı hizmetlere ulaşma, kapalı mekan etkinliklerinden yararlanma noktasında sınırlamalar yaygınlaşmaktadır.
Burada toplum,
devlet tarafından en azından
belirli yerlerde zorunlu hale getirilmesinin yasalara aykırı olmayacağını
, bazı alanlarda
devreye girebileceğini,
aşı olmamanın kişisel özgürlük değil karşıdakinin özgürlüğünün engellenmesi anlamına geleceğini
görmelidir.
Bulaşıcı hastalık olduğu için
sadece kendini değil,
karşıdakini de riske atmaktır.
Bunun en özgürlükçü toplumlarda bile
bireysel özgürlük kapsamına girmeyeceğini
anlamalıyız.
hastalık bulaştırma riski taşıyan aşı olmayan kişilerin kanun gücüyle
hizmetlerden dışlanabileceklerini
, bunun insan haklarına ve yasalara aykırı olmadığını, toplum sağlığı için bu paternalist bakışın zorunlu olduğunu dile getirmekteler.
Ülkelerin bağımsız politikalarla salgından kurtarmasının mümkün olamayacağı anlaşılmıştır. Ancak,
çok uluslu politika benzeşmesi (aşının yaygınlaştırılması) ve uluslararası işbirliği ile salgının üstesinden gelinebilecektir.
Burada
aşının yaygınlaştırılması için bilinçlendirme, teşvik ve toplu-kitlesel faaliyetlerde aşı olmayanların yararlanmasını sınırlama
gibi önlemler alınabilir.
Hiç kimsenin
ormanı yakmak benim bireysel özgürlüğümdür deme hakkı olamayacağı gibi
, aşı olmamış
asemptomatik kişilerin kalabalıklar arasına girme özgürlüğü de söz konusu değildir.